Bu Kategoridesiniz : / 03 Şubat 2018 Cumartesi 16:30

AMASYA

YAZIYI OYLA
[Total: 4 Average: 4.5]

Amasya, Orta Karadeniz Bölümünün iç kesiminde 35° 00’ ve 36° 30’ Doğu Boylamları, 40° 15’ ve 41° 03’ Kuzey Enlemleri arasında yer alır.
Doğu’ da Tokat İli’ nin Erbaa İlçesi ve Yozgat İli; Kuzeyde Samsun İli’nin Çarşamba, Ladik, Havza ve Vezirköprü İlçeleri; batıda Çorum İli’nin Osmancık, İskilip ve Mecitözü İlçeleri; güney’de Tokat İli’nin Zile ve Turhal İlçeleri ile çevrilidir.

*YÜZÖLÇÜMÜ : 5.690 km2

*RAKIM : 412 m.

330 bin civarında olan Amasya Nüfusu ile Orta Karadeniz bölgesinde bulunan; doğal güzellikleri ve tarihi yapılarıyla inci gibi parlayan güzide bir kenttir.Samsun, Çorum ve Tokat’a komşu olan Amasya, kartpostal görünümü oluşturan muhteşem ahşap evleri, dünyanın en lezzetli elmaları, cezbedici doğal yapısıyla ziyaretçilerini büyülemektedir.Amasya Tarihi; 7.500 yıllık geçmişe sahip olup; Hitit, Frig, Kimmer, Lidya, Pers, Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, İlhanlı medeniyetlerinin yurt edindiği ve bu medeniyetlerce oldukça değer gören bir bölge olmuştur.Osmanlı İmparatorluğu döneminde asırlarca tarihin en önemli Sultanlarını da yetiştirmiş olan Amasya, Osmanlılar döneminde Manisa gibi şehzadeler şehri olarak ön plandaydı. Amasya, içinde barındırdığı kültürel ögeler kadar, doğal güzellikleriyle de ön plana çıkmaktadır.Amasya ilimizde Trabzon, Artvin, Rize gibi enfes doğası ve yeşil alanlarıyla tertemiz oksijene sahip bir kenttir. Son yıllarda turizm kapasitesinide bir hayli artmış olan kent,ayrıca Amasya halkının hoşgörülü ve misafirperver yapısı da, bölgeye giden turistlere memnuniyet kazandırmıştır

 

Amasya Ulaşım

Bu güzel şehire, başta İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük şehirler olmak üzere Türkiye’nin hemen hemen bütün bölgelerinden günlük otobüs seferleri yapılmaktadır. Amasya’ya karayolu ile gidecek olanlar, kesinlikle rahat bir yolculuk yapacaklardır. Köyleri de dahil olmak üzere şehrin yolları, düzenli ve asfalttır. Havayolunu tercih edenler Amasya Merzifon Havalimanı’nı kullanabilirler. Amasya Merzifon Havalimanı transfer ihtiyacınız için, diğer bir kuruluşumuz olan Arsis Vip Transfer ‘den destek alabilirsiniz.

Amasya’da Konaklama

Amasya doğal güzellikleri,tarihi dokusu,coğrafi konumu ile Türkiye’nin güzel şehirlerinden bir tanesidir.Amasya’da konaklama için farklı alternatifler bulabileceksiniz.Amasya Tatiliniz’de Amasya Otelleri, pansiyonları ve farklı konaklama mekanlarını bütçenize uygun şartlarla bulabilirsiniz.Amasya ziyaretinizde Günlük ev Kiralama ve Günlük Kiralık daire sektörünün öncü şirketlerinden olan Dream Of Holiday firmamız bünyesinde Amasya Tatilinde konaklayabileceğiniz Amasya Otelleri, pansiyonlarının dışında ailenizle konaklayıp tatil yapabileceğiniz Amasya Ev Kiralama ve Amasya Kiralık Dairelerimizle sizlere Amasya’da hizmet verebileceğiz.

 

Amasya’da Gezilecek Yerler

 
 
 
Aynalı Mağara:  Yerden 10-15 metre yükseliğe ulaşan muazzam güzellikte bir yapıdır. Üzerine bir efsane dilden dile dolaşmıştır. Efsaneye göre: Kralın çok güzel bir kızı varmış, öyle ki; onu gören dayanamaz bayılırmış. Bunun üzerine kız, yüzüne peçe takmış. Bir gün kral, kızının evlenme zamanı geldiğini düşünmüş ve haber salmış memleketin her köşesine. Bir çok kişi talip olmuş, ancak hiçbiri peçeyi açmaya cesaret edememiş. Bir çoban haricinde. Çoban peçeyi açarken, herkes yere kapaklanmış, sonrasında ise kızın ve çobanın yandığını görmüşler. Bu mağarada ikisinin mezarı olduğu söylenmektedir, mağaranın ayna gibi ışıl ışıl parlamasının sebebini de, kızın güzelliğinin duvarlara yansıması olduğu düşüncesidir. Aynalı Mağara içerisinde, bir çok duvar işlemeleri mevcuttur. Amasya’nın Görülmesi gereken yerleri içinde, ilk sıralarda olduğunu söyleyebiliriz.Amasya’da gezilecek yerler listeniz için güzel bir seçenek olacaktır Aynalı Mağarası.
 

 

Hazeranlar Konağı: Antik dönem sur duvarlarının üst kısmında bulunan konak, Klasik Osmanlı konut mimarisi özelliği taşır. Geniş perspektiften bakıldığında, surlar ile birlikte muhteşem bir uygarlıklar mimari görüntüsü oluşturmaktadır. Kapılarını ziyaretçilerine açan Konak, 1984 yılından itibaren etnografik eserlerin sergilendiği bir ‘Müze Ev’ olarak hizmet vermeyi sürdürmektedir.Amasya gezilecek yerler listeniz için alternatif olabilir.
 
 
 
 
Amasya Kalesi:  Şehir için stratejik bir nokta olan Harşena dağı üzerine kurulmuş olan kale, yaklaşık 3.200 yıllık bir geçmişe sahiptir.Amasya tarihine ışık tutmuş olan Amasya Kalesi; 41 adet kulesi bulunan kale, bölgede yaşayan bütün uygarlıklar için asırlardır önemini korumuştur.Günümüzde en çok ziyaret edilen Amasya’nın tarihi mekanlarından bir tanesidir.Amasya Kalesinin arka planda ki şehirle oluşturduğu harikulade manzara görülmeye değer. KRAL KAYA MEZARLIĞI Kalker kayaların oyulmasıyla yapılan mezarlar, Harşena dağının güney eteklerinde bulunmaktadır. Bu tarihi mekana, galeri ve merdivenler sayesinde çıkılmaktadır. Bazı dönemlerde hristiyan keşişlerin buranın uhlevi havası içinde inzivaya çekildiği söylenmektedir. Büyük bir öneme sahip alan, yerli ve yabancı turistlerce yoğun ilgi görmektedir.Amasya’da gezilecek yerler listenizde kesinlikle bulunması gereken bir tarihi eserdir Amasya Kalesi.
 
 
 
 
Borabay Gölü:  Olağanüstü bir doğa harikasıdır. Amasya ziyaretinizde, bir cennet köşesinde oturup dinlenme imkanını sizlere sunan muazzam bir alan. Amasya’nın doğal güzelliklerinin muhteşem bir örneği olan Borabay Gölü; Yeşilin her tonuna sahip, iç açıcı havasıyla huzur soluyacağınız ve manzarasıyla gözlerinizi okşayacak muhteşem bir gezi durağı .Amasya’nın tabiat güzelliklerinin güzel bir örneği olan Borabay Gölü, Amasya gezilecek yerler listenizde bulunmalıdır.
 
 
 
 
Yedi Kuğular Kuş Cenneti:  Amasya’nın en önemli doğal alanlarından biridir. Kuğu, Yaban Kazları, Yaban Ördekleri, Angutlar, Karabataklar gibi bir çok kuş çeşiti bölgede bulunmaktadır. Özellikle fotoğrafçılık üzerine ilgi duyan kişilerin çekim yapmak için sıkça ziyaret ettiği, dinlendirici havasıyla tercih edilen noktalardan biridir.Amasya’nın doğal güzelliklerinin en önemli örneği olan Yedi Kuğular Kuş Cenneti; olası Amasya tatilinde görülecek yerler listenizde bulunmalıdır.
 

Amasya İlçeleri

  • Merkez ilçesi: Yüzölçümü 1730 km², nüfusu 158,714 kişi olup, 99,900’ü il merkezinde, 58.814’ü ise belde ve köylerde yaşamaktadır. Aydınca, Doğantepe, Ezinepazar, Uygur, Yassıçal, Yeşil Yenice ve Ziyaret olmak üzere 7 beldesi ve 100 köyü bulunmaktadır.
  • Göynücek İlçesi : Yüzölçümü 578 km², nüfusu 17.614 kişi olup, 2.776’sı ilçe merkezinde, 14.838’i ise belde ve köylerinde yaşamaktadır.
  • Gümüşhacıköy İlçesi : Yüzölçümü 653 km², nüfusu 29.795 kişi olup, 14.057’si ilçe merkezinde, 15.738’ide belde ve köylerde yaşamaktadır.
  • Hamamözü İlçesi : Yüzölçümü 202 km², nüfusu 6.161 kişi olup, 1.511’i ilçe merkezinde, 4.650’si köylerde yaşamaktadır.
  • Merzifon İlçesi : Yüzölçümü 970 km², nüfusu 65.000 kişi olup, 50.000 ilçe merkezinde, 15.000’i köy ve beldelerde yaşamaktadır.
  • Suluova İlçesi : Yüzölçümü 516 km², nüfusu 59.123 kişi olup, 37.715’i ilçe merkezinde, 21.408’i belde ve köylerde yaşamaktadır.
  • Taşova İlçesi : Yüzölçümü 1.041 km², nüfusu 35.186 kişi olup,9,283’ü ilçe merkezinde 25,903’sı belde ve köylerde yaşamaktadır.

AMASYA MÜZESİ: 13 ayrı medeniyete ait arkeolojik, etnografik, sikke, mühür, el yazmalar ve mumyalar olmak üzere 24 bin civarında eserin teşhir ve muhafaza edildiği bölgenin en zengin müzesidir.

Mumyalar14. y.y. İlhanlı dönemine ait erkek ve kadın ile birlikte çocuklara ait mumyalar Müzenin en önemli ve en çok ziyaretçi çeken bölümüdür.

Hitit Fırtına Tanrısı: Amasya Müzesi’nin en değerli ünik eserler arasındadır. “Bin tanrılı millet” olarak tanımlanan Hititlere ait Fırtına Tanrısı Teşup olarak müze kayıtlarına geçmiştir.

Cumhuriyet Dönemine kapı aralayan Milli Mücadelede Amasya’nın yerini belirleyen 22 Haziran 1919 tarihli “Amasya Tamimi” nin yayınlanması olmuştur. O günlerin hatıralarının toplandığı “Saraydüzü Kışla Binası ve Milli Mücadele Müzesi” ile Amasya hem yazılı tarih öncesi ve hem de Cumhuriyet tarihimizin ilk yazılı beyannamesi olan “Amasya Tamim” ile şehrimiz görülmeye değer bir yerleşim yeridir.

Amasya Evleri
Ahşap sivil mimarisi ile dikkat çeken Amasya Evleri, sokak dokusu şekliyle genellikle yan yana, sırt sırta ve bitişik nizam olarak yapılmıştır. Türk evlerinde görülen geleneksel yapı tarzı, burada da tekrarlanmıştır. Bu itibarla konutlar haremlik ve selamlık olarak düzenlenmiştir.
Evler daha çok bodrum üzerine tek ve iki katlı olarak yapılmıştır. Bunların yanında 1. ve 2. kat üzerine yapılmış “Şahnişirin”li evlere de rastlanır. Konutlar genellikle avlulu ve bahçelidir. Haremlik ve selamlık olarak düzenlenen evlerde bahçe ortada kalmaktadır.

FİZİKSEL ÖZELLİKLER:

1- Yerşekilleri: İl’in yüzölçümü 5690 km2’dir. Ortalama rakamı 592 metredir. Başlıca dağlarının yüksekliği; Akdağ 2062m. Tavşan Dağı 1200m., İngöl Dağı 1884 m., Kosacık Tepesi 1200m. Kırklar Dağı 1910m., Karaman ve Lokman Dağı 800m., Ferhat Dağı 780m., ‘dir.

2- Ovalar: Amasya, Yeşilırmak kolları, sulama amaçlı gölet ve barajları ile sulanan verimli ovalara sahiptir. Bunlardan başlıcaları şunlardır:
Geldingen 484 km2 470 m. Yüksekliğindedir.
Suluova 400 km2 151 m. Yüksekliğindedir.
Merzifon 311 km2 755 m. Yüksekliğindedir.
Gümüşhacıköy 54 km2 760 m. Yüksekliğindedir.

3- Akarsular: Amasya’nın en önemli akarsuyu Yeşilırmak’tır. Sivas’ın Köse Dağı’ndan doğar, İl arazisine güneyden girerek Kayabaşı mevkiinden 256 km. uzunluğundaki Yozgat topraklarından doğan Çekerek Çayı ile birleşir. Amasya’nın içinden geçerek Ladik Gölü’nden çıkan Ters akan çayı’nı alarak Samsun topraklarından Çarşamba’dan Karadeniz’e dökülür.

4- Göller: İl’in en önemli gölü il merkezine 63 km uzaklıkta Taşova ilçesi Gölbeyli beldesine 1050 m. Rakımlı bir set gölü olan Borabay Gölü, 900x300m. alan ve 30m. derinliğine sahiptir. Tabiat harikası olan bu gölün etrafında dinlenme tesisleri bulunmaktadır.

5- Baraj ve Baraj Gölleri: Amasya İl sınırlarında büyük baraj yoktur. Ancak gölet ve sulama amaçlıları şunlardır:
Merkez : Ortaköy, Doğantepe, Bağlıca
Gümüşhacıköy : Çiftli, İmirler, Ayvalı
Hamamözü : Yeniköy
Merzifon : Ortaova, Çatalkaya, Alişar, Çobanören, Hırka, Kayadüzü, 100. Yıl, Çayırözü, Diphacı, Uzunyazı, Yeşilören, Şeyhyeni, Çavundur, Sarıbuğday, Paşa
Suluova : Kolay I, Kolay II, Oğulbağ, Bayırlı, Yedikır
Taşova : Uluköy, Kızgüldüren ve Kırkharman

6- Ormanlar: İlmerkezinin kuzey kesimlerinde Akdağ ve Kara Ömer Dağları bulunmaktadır. Bu dağlarda 600 metreden başlayan ve 1200 metreye kadar devam eden yüksekliklerde; kızılçam, meşe, karaçam, kayın ve ardıç gibi ağaç türleri bulunmaktadır.

İKLİM:

Karadeniz iklimi ile kara iklimi arasında bir geçiş iklim hüküm sürer. Yazları kara iklimi kadar kurak, Karadeniz iklimi kadar yağışlı değildir. Kışları ise karadeniz iklimi kadar ılıman, kara iklimi kadar sert değildir.

 

Köprüler

ALÇAK KÖPRÜ (Roma Dönemi) 

 

Amasya il merkezinde Roma döneminden günümüze kalan tek köprüdür. Tamamı kesme taştan yapılmıştır. Zamanla ırmak seviyesinin yükselmesi ve ırmak yatağının dolması nedeniyle yüksekliğini kaybetmiş, bu nedenle halk arasında “Alçak Köprü” olarak anılmaya başlamıştır. 1855 yılına kadar bu köprüden yararlanılmıştır. Artık bu haliyle köprünün tehlike oluşturduğunu düşünen Ziya Paşa, taş köprünün üzerine ahşaptan ve on bir ayaklı bir başka köprü kurdurmuştur. 1881 yılında bu ahşap köprünün sele kapılması üzerine zamanın Amasya mutasarrıfı (vali) Atıf Bey, kullanılmayan kilise taşlarından yararlanarak üstteki ikinci köprüyü daha sağlam bir biçimde yeniden yaptırdı. Köprü 1965 yılında beton ve demir bağlantılar ile güçlendirilerek yenilendi.

İLTEKİN (ÇAĞLAYAN) KÖPRÜSÜ (1076) 

Amasya il merkezine 5 km uzakta, Eryatağı sapağındadır. 1076 yılında Danişmend emirlerinden İltekin Gazi tarafından, daha önce orada bulunan bir köprü temel alınarak yaptırılmıştır. Yapıldığı dönemde, Amasya’nın kuşatılması için gerekli olan askeri gücün ulaşımını kolaylaştırmak amaçlanmıştır. Tamamı kesme taşlardan oluşur. 6 yuvarlak kemer üzerine oturtulmuştur. 1984 yılında, aslına uygun olarak restore edilmiştir.

KUNÇ KÖPRÜ

 

Selçuklu hükümdakı Sultan Mesud’un kızı Hundi Hatun tarafından yaptırılmıştır. Bayezitpaşa ile Şamlar mahallelerini birbirine bağlar. Tamamen kesme taştan oluşur. Tipik bir Selçuklu eseri özelliği taşır. Üç büyük ayak üzerindeki geniş kemer açıklığı en büyük özelliğidir. Hundi Köprüsü zamanla halk ağzında “Kundi” son olarak da “Kunç” biçimini almıştır..

İSTASYON (MEYDAN) KÖPRÜSÜ

Ziya Paşa bulvarının bitimindeki köprüdür. Köprü ilk olarak Amasya Emiri Şadgeldi Paşa (1360-1382) zamanında yapılmıştır. 1824 yılındaki ırmak taşkınında büyük hasar gören köprü 1828’de yenilenmiştir. 1940 yılında tekrar esaslı bir onarımdan geçmiştir.

HELKIS (HÜKÜMET) KÖPRÜSÜ

İlk olarak, iç kalenin Helkis Kapısı civarında yapılmış ahşap bir köprüydü. Yapılış tarihi kesin bilinmemekle beraber Roma döneminden itibaren kullanıldığı kabul edilir. Osmanlılar tarafından onarılmış ve uzun süre kullanılmıştır. 1938 yılında vali Talat Öncel ahşap köprüyü yıktırıp 1940 yılında beton olarak yeniden yaptırmıştır. Halk tarafından “Hükümet Köprüsü” olarak bilinir.

MAĞDENÜS KÖPRÜSÜ

Halk dilinde “Maydonoz, Madenüs” olarak da bilinen Mapdenüs Köprüsü, Sultan Bayezid Camii önündedir. Mevlevi Tacibeyzade Sadi Çelebinin kızı Fatma Hatun tarafında 1485 yılında yaptırıldığı ileri sürülmüştür. Ama Roma Dönemi öncesinde yaptırılmış olması daha olasıdır. Çünkü geçmişte iç kaleye açılan kapılardan biri bu köprü ile bağlantılıdır. Ahşap bir köprü olduğu için defalarca sel sularına maruz kalmış ve zarar görmüştür. 1968 yılında meydana gelen ırmak taşkınında sele kapılarak yıkılmış, yerine beton ayaklı ve demir gövdeli yeni bir köprü yapılmıştır.

 

Ferhat İle Şirin Aşıklar Müzesi

FERHAT İLE ŞİRİN

Amasya; efsanevi aşkları ile ölümsüzleşen Ferhat ile Şirin’in yaşadığı  topraklar olarak bilinmektedir. Şirin’e olan sevdası uğruna kilometrelerce uzunlukta dağları delerek, suyu getiren Ferhat’ın sevdası hâlâ Amasya’da yaşamaktadır. Bu sevdanın işareti olan “Ferhat Su Kanalı” binlerce yıldır Amasya’nın bağrında bir gerdanlık gibi durmaktadır.

Hüsrev – ü Şirin, ya da Ferhat ile Şirin adlarıyla İran’lı ve Türk divan şairlerince mesnevi biçiminde yazılmış olan bu halk öyküsü, Orta Asya, Azerbaycan, İran, Türkiye ve Balkanlar’da ülkelere ve yörelere göre bazı değişikliklere uğramış olarak yüzyıllardır anlatılmaktadır.

 

Efsaneye göre Ferhat meşhur bir nakkaştır. Sultan Mehmene Banu, kız kardeşi  Şirin için yaptırdığı  köşkün süsleme işini  Ferhat’a verir.  Ferhat köşkte çalışırken Şirini görür ve birbirlerine sevdalanırlar. Ferhat Sultan’a  haber salarak Şirin’i istetir. Sultan kız kardeşini vermek istemez. Ferhat’ı oyalamak için, Elma Dağı’nı delip şehre su getirmesini şart koşar. Ferhat Şirin’e olan sevdasının verdiği aşkla, dağları delmeye başlar.

Mehmene Banu dağı delip, şehre suyu getirmek üzere olan Ferhat’ın yanına yaşlı dadısını göndererek Şirin’in öldüğü haberini ulaştırır. Ferhat bu acı haber üzerine elinde tuttuğu külüngü havaya atar. Düşen külünk Ferhat’ın başına isabet eder ve Ferhat ölür. Ferhat’ın acı haberini alan Şirin, korku ve heyecanla olayın geçtiği kayalığa gelir. Ferhat’ın öldüğünü görünce bu acıya dayanamaz ve kayalıklardan yuvarlanarak, orada can verir. Her iki sevgiliyi can verdikleri kayalıklarda yan yana gömerler.

Derler ki; her bahar iki mezar üzerinde, biri kırmızı biri beyaz iki gül bitermiş. Bu iki gül tam birbirine kavuşmak üzere iken mezarların ortasında bir karaçalı çıkar, iki gülün kavuşmalarını engellermiş.

KEREM İLE ASLI

16. yüzyıl halk edebiyatı efsanelerinden biridir.  Albanya (Kafkasya) , Anadolu, Azerbaycan veErmenistan bölgelerinde anlatılmaktadır.

Kerem, halk şairlerinin geleneksel yapısına uygun, duyarlı, yalın dille aşk deyişleri söyleyen bir ozandır. Gerçek adı Mirza Bey’dir. Aslı ise bir Ermeni keşişinin kızıdır. Gerçek adı Kara Sultan’dır (Kendi aralarında birbirlerini Aslı ve Kerem olarak çağırırlar).

Efsaneye göre, o zamanlar yaşlı bir İsfahan Padişahı, mirasını bırakacak bir erkek evladı olmadığı için üzülmektedir. Padişahın “Keşiş” diye hitap ettikleri bir yardımcısı vardır. Keşiş padişah için bir elma ağacı diktirtir ve senesinde padişahın herkesi kıskandıracak derecede yakışıklı bir erkek evladı dünyaya gelir. Bu çocuğa yiğitliği ve mertliği dolayısı ile Kerem  adı verilir. Keşişin de Aslı adında dünyalar güzeli bir kızı vardır. Bu iki genç çocukluklarını beraber geçirirler. Kerem’in Sofu adında bir arkadaşı vardır. Kerem bir gün Sofu’yla gezerken Aslı’yla karşılaşır. Kerem’in nutku tutulur ve bir daha konuşamaz. Bir süre sonra Aslı ortadan kaybolur. Kerem Aslı’yı bulmak için yollara düşer. Yolda karşısına çıkan herkese Aslı’yı sorar. Yolda karşılaştığı kızları Aslı’ya benzetir. Bir gün Sofu Kerem’in yanına gelir. Kerem’e, Aslı’nın başkasıyla evleneceğini söyler. Kerem bunu duyar duymaz Aslı’nın evine gider. Aslı ile Kerem o gece evlenirler. Keşiş düğün sırasında Kerem’e büyü yapar, düğünden sonra Kerem ile Aslı yorgun bir şekilde evlerine dönerler. Kerem üstündeki mintanı çıkarmak için düğmeleri açar fakar düğmeler tekrar iliklenir. Daha sonra Kerem birkaç kez mintanı çıkarmayı denese de başaramaz. Artık daraldığı için yorgunluktan bir “ah” çeken Kerem ağzından yayılan ateşle yanmaya başlar. Aslı Kerem’i söndürmek için ona su verir fakat bu sefer ateş daha da güçlenir. Bir kaç dakika içinde Kerem yanarak kül olur. Aslı’da kahrından haykırırken saçları Kerem’in külüne değerek tutuşur ve O’da yanarak can verir.

LEYLA İLE MECNUN

Leyla ve Kays ilkokul yıllarında birbirlerine âşık olmuşlardır. Kısa zamanda her yere yayılan bu aşkı duyan annesi Leyla’yı okuldan alır ve Kays’la görüşmesini yasaklar. Ayrılık ıstırabıyla mahvolan Kays halk arasında Mecnun diye anılmaya başlar. Bu sevda yüzünden çöllere düşen Mecnun’a birçok kişi Leyla’yı unutmasını söyler; ancak onun için kainat artık Leyla’dan ibarettir ve hiçbir şekilde bu aşktan vazgeçmez. Hatta dedesi onu bu dertten kurtulmak üzere Allah’a yakarması için Kabe’ye götürür… Ancak o tam tersine derdinin artması için dua eder. “Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni.” diye. Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar. Hem Leyla’nın hem Mecnun’un halleri gittikçe perişanlaşmaktadır. Ailesi Leyla’yı İbn-i Selâm isimli zengin ve itibarlı birine verir. Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm’ ı kendisinden uzak tutmayı başarır.

Mecnûn, çölde, Leylâ’ nın evlendiğini arkadaşı Zeyd’ den işitince çok üzülür. Leylâ’ ya bir sitem mektubu gönderir. Leylâ’da durumunu bir mektupla Mecnûn’ a anlatır. Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder.Bir süre sonra Mecnûn’un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür.

Artık Mecnun’un dünyayla bütün bağlantısı kesilir ve sadece ruhuyla yaşar hale gelir O, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Leyla’nın ise vücudu da dahil olmak üzere bütün maddi varlıklarla ilişkisi bitmiştir.

Bir gün Leyla çölde Mecnu’nu bulur ama Mecnun onu tanımaz ve “Leyla benim içimdedir, sen kimsin?” der. Leyla, Mecnunun ulaştığı mertebeyi anlar ve evine geri döner ve üzerinden fazla zaman geçmeden Leyla hayata gözlerini yumar… Mecnûn bir gün Leylâ’ nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler; “Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez Cânânsuz cihân gerekmez.” der, kabri kucaklayarak ölür.

Bir müddet sonra Mecnûn’ un sâdık arkadaşı Zeyd Rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye meleklere sorunca, derler ki: “Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ’ dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular.” derler.

Bu mesnevide Fuzuli, dünyevi aşkı bir basamak olarak kullanıp onun üstünden maddeden ayrılıp tamamen ruha ait olan ilahi aşkı anlatır.

Romeo ve Juliet

İngiliz oyun yazarı William Shakespeare tarafından yazılmış bir oyundur. Oyunun ana konusu en yalın haliyle, “aşk ölümü bile göze alır” şeklinde özetlenir. Romeo ve Juliet, birbirine düşman olan iki ailenin çocuklarıdır. Karşılaştıkları ilk anda âşık olmuşlar ve böylece kavuşamama öyküleri başlamıştır. Juliet, Romeo’ya kavuşmak için ailesini yok saymayı göze alamaz ve kendini yok saymaya karar verir. Böylece rahibin yardımını alarak bir zehir içer; herkes onu ölmüş bilecektir. Ancak Romeo döndüğünde Julıet’in öldüğünü zanneder ve kendini öldürür.

Oyun Verona’da baslar. Capulet’ler ve Montague’ler birbirine düşman iki ailedir. Aralarındaki kin ve nefret bitmek bilmez. Şimdiye kadar bir sürü kan dökülmüştür.

Montague’lerin oğlu Romeo, Rosaline’e aşık olmuştur. Ama Rosaline onun aşkına karşılık vermemektedir çünkü o bir rahibedir. Bu duruma Romeo çok üzülmektedir ve acı çekmektedir. Romeo’nun arkadaşı Benvolio onu unutmasını söyler ama Romeo hiç kimseyi, hiçbir şeyi dinlememektedir. Delicesine âşıktır.

Bir gün Capulet’ler akraba ve dostları için bir şölen düzenlerler. Benvolio, Romeo’yu da bu şölene gitmek için zorlar ve ikna eder. Şölene gittiklerinde Romeo, Juliet’i dans ederken görür ve ilk görüşte çok etkilenir ve ona âşık olur. Aynı zamanda Juliet’te Romeo’ya aşık olur. Ancak Romeo ve Juliet öğrenirler ki, aileleri birbirlerine düşmandır. Ama onları hiçbir şey engelleyemez. Gizli gizli aşklarını yaşarlar ve bir müddet sonra evlenmeye karar verirler.

Romeo gizlice rahiple konuşur. Juliet’in dadısı da onlara yardım eder ve gizli bir nikâhla evlenirler. Aileler arasındaki düşmanlığı bitirecek tek umutları bu evliliktir. Bu arada Prens, Romeo’ya sürgün cezası verir. Juliet, bilgi alabileceği tek kişi olan Rahip Lawrence’e gider ve giderken ailesine günah çıkartmaya gittiği yalanını söyler. Rahip Lawrence, Juliet’e son bir kavuşma umudu olduğunu söyler. Ona bir iksir verir ve bu iksir onu 2 gün ölü gibi gösterecektir. Böylece Juliet istemediği bir evlilikten kurtulacaktır. Rahip Romeo’ya da bunları anlatan bir mektup yazar ancak bu mektup ona zamanında ulaşamaz.

Romeo, Juliet ile Paris’in evleneceklerini duyunca Verona’ya geri döner ve olay yerinde Juliet’i ölü olarak yerde görünce çılgına döner. Paris, Romeo’nun üstüne gider ve onu suçlar. Romeo o anda Paris’i öldürür. Ardından Juliet’in yanına yatarak zehrini içer ve kendini öldürür. Rahip Lawrence Juliet’i uyandırır ve Juliet, yanı başında Romeo’yu ölü bir şekilde görünce Romeo’nun hançerini alır, göğsüne saplar ve o da kendini öldürür.

Olayların tek şahidi Rahip Lawrence, ailelere tüm olanları anlatır ve aileler arasındaki düşmanlık bundan sonra son bulur.

ANADOLU’DA AŞIKLIK

İç Asya’dan Balkanlara kadar uzanan geniş bir coğrafyada bulundukları yörenin sosyal ve kültürel özelliklerine göre şekillenmiş bir aşıklık kültürü bulunmaktadır. Aşıklık, Anadolu’da toplumun öncüsü olmuş bir gelenek, halka mal olmuş bir kültürdür. Genel olarak sazları eşliğinde söz ve şiir söylemek üzere yetişen aşıklar, bulundukları toplumun tüm sosyal olaylarını dile getiren ve tarihe not düşen sanatçılardır. Aşıklık geleneğinde doğa sevgisi vardır, halk sevgisi vardır, vatan sevgisi vardır, hak sevgisi vardır. Halkın bağrından kopar ve temsil ettiği toplumun sorunlarını, mesajlarını sazıyla anlatır.

Günümüzde bu sanat erbabına aşık yerine “Ozan” terimi daha fazla kullanılmaktadır. Aşıkların çok eski tarihlerden itibaren Türk kültüründeki izlerini bilmekle birlikte en bariz aşık tipine Dede Korkut hikayelerinde rastlanmaktadır. Elindeki kopuz adlı sazıyla “soy soylayan”,  “boy boylayan” Dede Korkut aşıkların piri olarak anılır.

Aşıklar, hangi sosyal sınıf veya yöreye mensuplarsa oralardaki kahvehanelerde, meyhanelerde, hanlarda, kervansaraylarda, aşık kahvelerinde ve daha çok köy odalarında halka şiir okuyup deyiş söylerler. Bununla birlikte aşıkların Osmanlı Sarayında da sanat icra ettiğine dair kaynaklara rastlanmaktadır.

Aşık repertuarının en tipik örneklerinden biri Atışma’dır. İki, üç ve bazen beş altı aşığın karşılıklı söyleştiği ve bir birlerini söyledikleri sözlerle alt ettikleri bir tür yarışmadır.  Dudak değmez adı verilen tür en zor olanlarından birisidir. Aşık repertuarının en bilinen ve yaygın olan türleri arasında muamma asma, Varsağı, Taşlama, Kalenderi, Selis, Deyiş, Destan, Divan, Koşma, Tekellüm, Mani, Türkü, Semai, Satranç, Vezn-i Aher sayılabilir. Bu alanda önemli bir yer tutan Alevi Bektaşi kültürünün de kendine has repertuarları ve türleri bulunmaktadır. Deyiş, Nefes, Duvaz, Kalenderi, Semah, Nevruziye, Mersiye’yi de bu grupta sayabiliriz.

 

Mimar Sinan & Mihrimah Sultan

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan (Mihr-ü Mah)  on yedisine bastığında, iki kişi O’nunla evlenmek ister. Bunlardan biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır. Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir. Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır! Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.
Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir. Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.

Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a. Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz altmışbir pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana. İşte, aşka adanmış iki eser.

Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin. Ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin. Göreceğiniz manzaraysa şudur: Edirnekapı Camii’nin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar! Mihr-ü Mah eşittir Güneş ve Ay. Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır. Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.

Yavuklu;

Anadolu’da sevilen kişi, sevgili, yar, sözlü veya nişanlı  anlamlarında kullanılan “yavuklu”  kelimesi  bazı kaynaklara göre Sanskritçe’de ‘gerdanlık’ anlamına gelen‘Yivik’ teriminden gelmektedir. ‘Yavuklu’ sözü, eski eserlerde adaklı, namzet, nişanlı’ anlamında kullanılmıştır. Türkçe’de bugün dahi kullandığınız ‘Yavuklu’ terimi gerdanlıklı anlamındaki ‘yivikli’ terimiyle ilgili olup, nişanlı manasına gelmiştir. ‘Yivik’ terimi zamanla yerini Farsça ‘boğaz’ anlamındaki ‘gerden’den gelen ‘gerdanlık’ terimine bırakmıştır. ‘Yivik’, nişanlılık ve evlilik sembolü olma fonksiyonunu da yitirmesine rağmen, ‘yivikli’ terimi daha uzun ömürlü olmuş, halk fonetiğine uyarak ‘yavuklu’ şeklinde günümüze kadar ulaşmıştır.

“Deyikli” sözü de nişanlıya, Anadolu’da söylenen bir deyiştir ve “Adaklı” manasını taşır. Bunda bir “he deme” vardır. Ağrı’daki Kara Papak Türkleri’nde görülen bu deyişte, vaad ve söz verme de görülür.

“Yasanlı” sözü nişanlı için Anadolu’da, daha çok Karadeniz yörelerinde görülmekte-dir. Yasa ve yasamaktan gelen bu söz daha çok yavukluları evliliğe “hazırlama, niyet ve işaret” karşılığı olarak tanımlanabilir.

 

“Tügülü”, yani nişanlı, yine Kuzeydoğu Anadolu’dan başlar ve çeşitli söylenişlerle, bütün Anadolu’da yayılır. “Düğmek ve düğülmek”ten, bağlı ve sözlü manasını içine almıştır.
“Ulaşık” ifadesi ise Orta Anadolu’da nişanlılar için söylenen bir söz olup nişanlılıktaki ön akidi en güzel anlatan bir deyimdir.

“Ya­vuklu” sözüyle nişanlının anılması, Oğuzların nişanlılığı yalnızca bir akit veya antlaşma olarak anlamadıklarını gösteriyordu. Bunun içinde aşk, sev­gi ve karşılıklı fedakârlıkları gördük­lerini de anlıyoruz. Aslında eski Türkler “yaguk, yavuk, yavuklug” gibi sözleri, sevgili karşılığında söylemiyorlardı. Bunların manası, akraba ve yakınlar de­mekti. Ancak Oğuzlarda bu söz, nişanlı anlayışında söylenmiştir. Bu da, akra­balığın bir başlangıcıdır. Anadolu’da ise manası, sevgili olmuş ve sevgi ile değiş­miştir. Dede Korkut’ta zaman zaman, “adaklı yavuklu” sözleri, yan yana da söyleniyordu. Bazen de, “kara gözlü ya­vuklun var” sözünde olduğu gibi, yalnızca anılıyordu.

İlahi Aşk;

Aşk-ı ilahi olarak da bilinir. Dini, mistik ya da felsefi yönelişlerle kişinin, maddesel dünyaya ait varlıklara olan sevgisinin kaynağına dönerek ilahi olana dair hissettiği yüce bağlılık olarak tanımlanabilir.

İlahi aşk ile kişi madde dünyasının ya da formların yerine düşünce dünyasının oluşturucu kabul ettiği en yüce olana yöneldiği için bireysel ve nesnel bazda bir sevgi değil bilakis bütüne dair bir sevgi anlayışı içindedir. Bu yönüyle de beşeri sevginin ötesinde aşkın dünya ve Allah’ın birliğine olan temel bir inanç yapısına yöneliş vardır. Buradaki yöneliş genelde bilinçli olmamakla birlikte kişinin aldığı disiplin ve belli metotlara dayalı eğitim onu bu aşkı aramaya itebilir.

İlahi aşkın esas kaynağı vahdet-i vücud (varlığın bir oluşu) inanç ve düşüncesidir. Varlığın Birliği anlayışında tüm varlık alemi sadece tek olan yüce yaratıcının tecellilerinden ibaret sayıldığı için aşk kavramı bütünleşmenin, bir olma çabasının görünümü olarak kabul edilir. İlahi olan yüce yaratıcı ile bütünleşmenin iki yolu vardır: Bilgi Yolu ve Sevgi Yolu. Bilgi yolundaki somut ve uygulamaya bağlı tüm deneyimler, sevgi yolunda nesnesiz, soyut bir hissedişe yönlendirilir.

İlahi aşk, Türk Edebiyatı içerisinde özellikle tasavvuf şiirinde ve müziğinde kullanılmış temalardan birisidir; belirli bir imge olarak Mecnun’un hali özellikle musiki ve şiirsel ritüellere sahip Mevlevi tarikatının takipçilerine sunulmuş ve ondaki kozmik bütünlenme (beka) ya da varlığın birliğinde yok olma (fena) hali nesnel bir örnek olarak gösterilmiştir. Mevlana Celaleddin Rumi, Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli gibi şiirler de yazan tasavvuf büyükleri aşk-ı ilahi konusunu sık sık kullanmışlardır.

Amasya Evleri

Amasya kent dokusunun çeşitli yerlerinde, özellikle Yeşilırmak sahil şeridinde görsel bir şekilde yer almakta olan geleneksel Osmanlı Evi örnekleri Amasya mimarî yapıları içerisinde önemli bir grup teşkil etmektedir.

 

Amasya evleri, daha çok 19. yüzyıla ait olup, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na istinaden Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 05.05.1992 gün ve 2364 sayılı kararı ile tescil edilerek koruma altına alınmışlardır.

 

Bu konutlar, Hımış ve Bağdadî teknikle yapılmış örneklerdir. Genellikle yan yana, bitişik nizâm olarak düzenlenmiş olan bu konut mimarisinin güzel örneklerini Yalıboyu Evleri olarak bilinen konut dokusu oluşturmaktadır.

 

Yeşilırmak kenarında, tarihi sur duvarı üzerine, ahşap çatkı arası kerpiç dolgulu olarak, kırma ya da beşik çatı üzeri oluklu kiremitle örtülü bir biçimde düzenlenmiş olan ve geleneksel Osmanlı evinin bütün özelliklerini bünyesinde taşıyan bu evler Amasya’nın tarihsel kimliğiyle uyumlu bir görünüm arz etmektedir.

 

Evler, bodrum üzeri tek kat ya da iki katlı olarak düzenlenmişlerdir. Bazı uygulamalarda birinci kat üzerinde bazı uygulamalarda ise ikinci kat üzerinde köşk olarak bilinen şahniş yer almaktadır. Genellikle avlulu ve bahçelidir. Özellikle haremlik ve selamlık tarzda düzenlenmiş örneklerde bahçe ortada kalmakta ve konutlar dışa kapalı bir görünüm almaktadır. Bu dışa kapalılık diğer konutlarda bazen yüksek bir bahçe duvarı nedeniyle karşımıza çıkmaktadır.

 

Konutların ikinci kat uygulamaları genellikle dışa taşkın, cumbalı olarak yapılmakta ve bu sayede hem evin plânında bir simetri oluşmakta hem de daha fazla yer kazanmak söz konusu olabilmektedir. Özellikle Yalı boyunda tarihi sur duvarı üzerine yapılmış olan konutlarda bu durumu çarpıcı bir şekilde görmemiz olasıdır. Buradaki konut dokusu, eliböğründelerle desteklenerek dışa taşırılmış ve böylece evlerin iç mekanlarında bir genişleme meydana gelerek mekan kazanımı sağlanmıştır.

 

Taşıntılar sayesinde daha çok dışa açık, geniş ve aydınlık olan ikinci katlar, alt katlara oranla daha fazla pencere uygulamasına olanak vermiştir. Pencereler daha çok giyotin pencere tarzında ele alınmış ve üçlü gruplar halinde düzenlenmiştir. Pencere önlerinde, dışarıdan bakıldığında içerinin görülmesini engelleyen ahşap kafeslikler görülür. Günlük yaşam evlerin iç mekanında, sofa (hayat) etrafında biçimlenen odalar içerisinde geçmektedir. Bu odalarda genellikle ocak, şerbetlik, yüklük (gömme dolap), raf ve sedir gibi işlevsel birimler bulunmaktadır. Ayrıca birkaç örnek dışında evlerde bağımsız bir gusülhane bulunmadığı için de bazı odalarda büyük ve geniş olarak düzenlenmiş olan yüklükler gusülhane (banyo) olarak değerlendirilmiştir. Odalar içerisinde yer alan bütün bu birimler günlük yaşamın ayrılmaz birer parçasıdırlar.

 

Evlerin iç mekanları içerisinde yer alan birimler dışında bahçe ya da avlu içerisinde bulunmakta olan ve günlük hayatla bağlantılı başka birimlerde yer almaktadır. Bunlar arasında su kuyusu ve ocak ilk göze çarpan birimlerin başında gelmektedir. Hatta bazı örneklerde ekmek ihtiyacını karşılamak için fırın yapılmış olduğu da görülmektedir. Bu nedenle denilebilir ki; Amasya evlerinde gerek iç gerekse de dış mekanlarda yer alan bütün birimler arasında kesintisiz bir bağlantı söz konusu olup bu bağlantı birbirini tamamlayıcı niteliktedir.

Ulaşım

 

KARAYOLU

Amasya, komşu illerden Samsun, Çorum ve Tokat’a Devlet yolu ile bağlıdır. Transit karayolu güzergahı 100-17,100-18 ve 100-19 kontrol kesim no’lu devlet yolu (Avrupa – İran Uluslararası Transit Karayolu) üzerinde yer almaktadır. İl genelinde yolu bulunmayan yerleşim merkezi olmadığı gibi köy yollarının da %90’ı asfalttır. Yaz-kış ulaşım sorunu yoktur.

            Amasya Otobüs Terminaline günlük ortalama 140 şehirlerarası otobüs girip çıkmaktadır. Amasya ile komşu iller Samsun ve Çorum arasında her saat araç bulmak mümkündür.
 
DEMİRYOLU
            Amasya, Sivas-Samsun demiryolu üzerinde Sivas’a 261 km. Samsun’a ise 130 km. uzaklıktadır. İl hudutları içerisinde 2 gar (Amasya-Hacıbayram) ve 6 istasyon (Kızılca, Kayabaşı, Eryatağı, Boğazköy, Suluova, Hacıbayram) bulunmaktadır.
 

HAVAYOLU

AMASYA MERZİFON HAVAALANI
            İlimiz Merzifon ilçesinde AMASYA MERZİFON HAVAALANI bulunmaktadır. Havaalanı Amasya şehir merkezine 46 km uzaklıktadır.
       Türk Hava Yoları’nın İstanbul-Amasya Merzifon hattında 20 Haziran 2008 tarihinde başlayan uçuşları; haftanın her günü karşılıklı olarak yapılmaktadır. Ayrıca, İlimize 130 km uzaklıktaki Samsun ilinden de hava ulaşımı sağlanmaktadır.
            Ayrıntılı bilgi için; 444 0 849
DENİZYOLU
            İlimize en yakın deniz limanı 130 km uzaklıktaki Samsun ilinde bulunmaktadır.
kaynaklar:http://www.amasya.bel.tr/
http://www.dreamofholiday.com/tr/

AMASYA

AMASYA

AMASYA

 

http://https://www.youtube.com/watch?v=MYP8FwW7_sE

 

 benzer yazılar

Bodrum Gezilecek Yerler  

Bodrum Gezilecek Yerler

Tüplü Dalış Nerelerde, Nasıl Yapılır?  Nasıl bir heyecandır?  

Tüplü Dalış Nerelerde, Nasıl Yapılır? Nasıl bir heyecandır?

Assos Antik Kent nerede, nasıl gidilir? ve tarihi…  

Assos Antik Kent nerede, nasıl gidilir? ve tarihi…