Bu Kategoridesiniz : / / 12 Şubat 2018 Pazartesi 07:38

EFES ANTİK KENTİ

YAZIYI OYLA
[Total: 4 Average: 4]

Efes, Türkiye’nin Batı Ege kıyısında bugünkü Selçuk’un yakınında ve İzmir’in 70 km. güneybatısında yer alır. Alan esasen, Bülbüldağ (Bülbül Dağı) ile Panayırdağ (Panayır Dağı) arasındaki ovada uzanırken Meryem Ana Evi, Bülbüldağ’ın güney yamaçlarında yer alır. Çukuriçi Höyük’te M.Ö. 7. binyıldan başlayıp Selçuk’ta
günümüze kadar olmak üzere Efes’te kesintisiz ve karmaşık bir yerleşim tarihi izlenebilir. Burası, elverişli coğrafî konumu
nedeniyle seçkindir; ancak tarih boyunca sahil hattının sürekli olarak doğudan batıya doğru yer değiştirmesinin sıkıntısını
çekmiştir. İnsan kaynaklı faaliyetin sebep olduğu bu sedimantasyon, kent alanının ve limanlarının yerinin birkaç kez
değiştirilmesine yol açtı. Bu nedenle, 584,66 ha ölçüsündeki büyük alan, bugün Prehistorik, Arkaik, Helenistik, Roma, Bizans,
Selçuklu, Aydınoğulları, Osmanlı ve modern dönemden kentleşmenin, mimarlığın ve dinsel tarihin en büyük temsillerini
ve kalıntılarını sergiler. Sonuç olarak, Efes’te yüzeyde farklı tarihsel dönemler görülebilir ve bu nedenle tüm tarihsel dönemler tek bir aday göstermeye dâhildir.


Efes, tüm tarihsel dönemlerde Ege Denizi ile Orta Anadolu arasındaki ulaştırmada ve ticarette her zaman önemli bir rol
oynamıştır. En büyük limanlardan birine sahip olarak, en başından itibaren Anadolu ile Akdeniz dünyası arasında ekonomik bir platform ve kültürel bir kesişim noktasıydı. Zaman içinde Efes, tarımsal üretime yönelik verimli art bölgesi ve zengin doğal kaynakları ile çevresi için her zaman ana merkez olarak hizmet etti. Ancak kent, zirvesine en yoğun nüfuslu olduğu Roma
döneminde ulaştı. Zengin Küçük Asya eyaletinin başkenti oldu ve Roma İmparatorluğu’ndaki mega kentlerden birine
yükselerek “Küçük Asya’nın ilk ve en büyük metropolü” unvanını taşıdı. 5. ve 6. yüzyıllarda ve yine 13.-15. yüzyıllarda
Aydınoğulları Hanedanı’nın yönetimi sırasında da gelişti. Tüm bu tarihsel dönemler, kentin özgün ihtişamını kanıtlayan
muhteşem anıtlarla tasvir edilir.
Efes’teki uzun yerleşim tarihi nedeniyle farklı dönemlerden en rafine mimarlık ve kentsel planlama örnekleri bugün alanda
görülebilir. Bizans döneminde, kent merkezi eski liman bölgesinde yer alıyordu ve öne çıkan birkaç yapı geç antik yapılaşma programının tanıklarıdır. Bu durumda, her şeyden önemlisi Azize Meryem Kilisesi’nden ve belki de valinin ya da başpiskoposun makamı olan, Bizans Sarayı denilen yerden
bahsetmek gerekir. Kentin kaderi, Roma İmparatorluğu zamanlarında hâlihazırda değişmez bir sorun olan liman
sonunda alüvyonla dolduğunda belirlendi. Ancak, Bizanslı sakinler 14. yüzyıla kadar Efes antik kentinde kaldı. Efes liman
kenti, St. John Bazilikası’nın etrafında 6. yüzyıldan itibaren bir yerleşimin hâlihazırda büyümüş olduğu Ayasuluk Tepesi’nde kara ile kuşatılmış bir kent haline geldi. Yunan ve Roma antikite döneminde, kentin koruyucusu Tanrıça Artemis’e adanan
mermer tapınak ve mabet Antik Dünya’nın Yedi Harikası arasında sayıldı. Özellikle Roma İmparatorluğu’nun ortalarındaki döneme ait mimarî anıtlar ve Efes’in özgün Roma kentsel peyzajının canlı izlenimi başka bir yerde aynı yoğunlukta
deneyimlenemez. Tek anıtların eşsiz değerinin yanı sıra, bu yapılar topluluğu daha bile eşsiz bir tarihî anıtı çerçeveler.
Örneğin, Roma kent planı ve bağlı art bölgesi, dünyada karşılaştırılabilir bir korunma durumunda bulunamaz. Bu,
prehistorik/antik/ortaçağa ait bir liman kentinin daha sonraki uygarlıklar tarafından tahrip edilmeden korunduğu tek örnektir.
Yapay bir liman havzası, her iki yanında mezarlardan oluşan bir caddenin yer aldığı bir giriş kanalı, bir deniz feneri ve birkaç
başka dış liman ve bitişik nekropolden oluşmasıyla liman peyzajı, dünyada eşsiz olup Antik dünyada öne çıkar. Bu
nedenle, Doğu Akdeniz’de iyi korunmuş Roma yapılarından oluşan en büyük koleksiyonu içeren Efes arkeolojik alanı
bütünüyle eşsiz kent olarak adlandırılabilir.

Efes’in, birkaç yüzyıl boyunca bölgeler üstü öneme sahip olarak sürekli kullanılan önemli bir dinî merkez olması nedeniyle dinsel
tarih ile öne çıkan bir ilgisi bulunmaktadır. Üç dünya dininin merkezi olarak Efes, yoğunluk ve büyülenme bakımından diğer
en antik kentlerden üstündür.

Alan,antikitenin en etkili kültlerinden biri, Hıristiyanlığın kendisinin kökleri ile ve Selçuklu Aydınoğulları hanedanı idaresinde kent için en son gelişme zamanı sırasında İslâm ile istisnaî dinî ilişkilere sahiptir.
Prehistorik Kibele/Meter kültü Küçük Asya’da yaygındı ve bu tanrıçaya tapınma Artemis’inki ile birleştirildi. Meryem Ana
Evi’ndeki hac son 100 yılın bir gelişmesi olmasına rağmen, alanın geleneği ve Azize Meryem’e tapınma geleneği antikiteye
kadar uzanır. Bu nedenle, Meryem Ana Evi, yerleşim modelleri ve dinsel tarih bakımından antikiteden modern zamanlara
kadarki devamlılığı gösteren önemli bir kanıttır. St. John Bazilikası, Hıristiyanlığın devlet dini olarak tanınmasının
ardından önemli bir hac alanı haline geldi ve son olarak Selçuklu Hanedanı idaresinde inşa edilen İsa Bey Camii bugün hâlâ bir
dinî ibadet alanı olarak hizmet etmektedir. Bu nedenle, Efes zaman içinde dinsel tarihin gelişmesine yönelik bir kanıta
sahiptir. Bu da alan boyunca yayılmış anıtsal dinî mimarî üzerinde görülebilir ve izlenebilir.

 

Anadolu ile Akdeniz arasındaki göç ve ticaret yollarının geçiş yerinde bulunan Efes’te, farklı kültürel tarzlar arasında alandaki mimarî topluluk üzerinde oldukça belirgin olan derin etkileşimler gözlenir.
Birincisi, Samos’un plan şemasından büyük ölçüde etkilenen Artemision’da birçok açıdan iyileşme ve yenilikler gözlemlenebilir. İyonyalı heykeltıraşlar, olasılıkla Asur ve Hitit
merkezlerinin surları, sarayları ve tapınakları üzerindeki ortostatlardan çok etkilenerek çok eşsiz bir “Columnae
Caelatae”yi, yani kabartmalı sütunları yarattı.

Helen tapınaklarında, dışarıdan sadece sütunlar görülebilirken cella duvarları arkaya yerleştirilirdi. Bu nedenle, kabartmalı sütun
payeleri ortostatların yerini aldı ve böylece İyonya Mimarisinde yeni bir öğe yaratıldı. Buna ek olarak, İyonyalı mimarların
Mısır’da ve Urartu’da çok moda olan çok sütunlu tapınaklardan etkilenmesi oldukça mümkündür.


İkincisi, kamu binalarının ve özel konutların mimarisinde ve tasarımında güçlü batı-İtalyan etkisi vardır. Kuretler Caddesi’ndeki tapınak denilen yer ve Celsus Kütüphanesi büyük olasılıkla Batılı işçiler tarafından yapılmıştır ve bir kent sarayı olduğu iddia edilen Yamaç ev 2’deki oturma birimi 6’nın en yakın paralelleri Roma’daki imparatorluk saraylarında ve Tivoli’deki Hadrian Villası’nda bulunur.

Üçüncüsü, 14. yüzyılda Geç Antik-Bizans’tan Türk kentine geçiş de Efes’te özel ilgi gerektirir. Bu durum, çok ayırt edici ve özerk
mimarî tasarımda kolayca görülür ve aynı zamanda sikkelerin, küçük buluntuların ve çanak çömleğin üzerinde de kayıtlıdır.
Orada, yeni öğelerle karışık olsa da, güçlü bir mimarî ve aynı zamanda kültürel gelenek gözlemlenebilir. Antik yapı teknikleri,
yapı türleri ve bezeme tarzları Türkler tarafından devralınıp geleneksel Türk öğeleri ile karıştırıldığı için Beylik dönemi,
mimarlık açısından Antik-Bizans ile Türk öğelerinin kültürel alışverişi için heyecan verici bir örnektir.

 

 

 benzer yazılar

Bodrum Gezilecek Yerler  

Bodrum Gezilecek Yerler

Assos Antik Kent nerede, nasıl gidilir? ve tarihi…  

Assos Antik Kent nerede, nasıl gidilir? ve tarihi…

Ballıkayalar Tabiat Parkı Gebze  

Ballıkayalar Tabiat Parkı Gebze