Bu Kategoridesiniz : / 13 Şubat 2018 Salı 10:32

ESKİŞEHİR

YAZIYI OYLA
[Total: 0 Average: 0]

bu yazımızda http://www.gezenturkiye.com/ okuyucularına ESKİŞEHİR İLİNİ tanıtacağız.

İDARE VE NÜFUS
Yüzölçümü: 13.960 km²
İlçe Sayısı: 14
Belediye Sayısı: 15
Mahalle Sayısı: 539
İl Merkez Nüfusu: 734.807
Toplam Nüfus: 844.842
İLİMİZE BAĞLI İLÇELERİMİZ
Odunpazarı, Tepebaşı,
Alpu, Beylikova, Çifteler,
Günyüzü, Han, İnönü,
Mahmudiye, Mihalgazi,
Mihalıççık, Sarıcakaya,
Seyitgazi, Sivrihisar
TOPRAKLARIN YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNE GÖRE DAĞILIMI (%)
Dağlar: 21,8
Ovalar: 25,8
Yaylalar: 0,6
Platolar: 51,8
Akarsular: Sakarya Irmağı,
Porsuk Irmağı
En Yüksek Nokta: Türkmen Dağı
(1.825 m)
Sıcaklık Yıllık Ortalaması: 11°C
Yağış Yıllık Ortalaması: 379-553 mm
ÖNEMLİ MERKEZLERE VE KOMŞU İLLERE KARAYOLU UZAKLIĞI
Eskişehir-İstanbul: 324 km
Eskişehir-Ankara: 233 km
Eskişehir-İzmir: 411 km
Eskişehir-Bursa: 151 km
Eskişehir-Kütahya: 78 km
Eskişehir-Bilecik: 82 km
Eskişehir-Afyonkarahisar: 144 km
TAŞINMAZ KÜLTÜR VARLIKLARI SAYISI:2073
YERALTI ZENGİNLİKLERİ
Bor,Lületaşı, Magnezit, Krom
ÜRETİMİN SEKTÖRLERE GÖRE DAĞILIMI (%)
Tarım: 17
Sanayi: 39
Hizmetler: 54
TOPRAKLARIN KULLANIMA GÖRE DAĞILIMI (%)
Tarıma Elverişli: 42
Orman – Funda: 29,5
Çayır-Mer’a: 23,8
Tarıma Elverişsiz: 4,7
BAŞLICA TARIM ÜRÜNLERİ
Şeker Pancarı, Buğday, Arpa, Patates, Ayçiçeği, Roka, Kuşkonmaz.
HAYVAN SAYISI
Büyükbaş: 131.459
Küçükbaş: 765.014
Kümes Hayvanları: 4.390.693
Arı Kovanı: 20.994
BAŞLICA SANAYİ ÜRÜNLERİ
Şeker, Bisküvi, Lokomotif, Un, Yapı Elemanları,
Tuğla, Kiremit, Çimento

COĞRAFİ YAPI
YÜZÖLÇÜMÜ
13.960 km²
TARIM ALANININ ORANI
%42
ORMANLIK ALANIN ORANI
%29,5
ÇAYIR-MERA ORANI
%23,8
DİĞER ARAZİLERİN ORANI
%4,7

EKONOMİK YAPI
İLİN DİĞER İLLER İÇİNDEKİ SOSYO-EKONOMİK GELİŞMİŞLİK SIRALAMASI:
81 İl içinde 7.sırada yer almaktadır (SEGE 2011).*
İŞSİZLİK ORANI*
% 8.5 (TÜİK 2013)
İŞSİZ SAYISI
28.952 (2017 Temmuz ayı itibariyle)

TEMEL GEÇİM KAYNAKLARI:
Geçim kaynakları il merkezinde sanayi, ilçelerde ise tarıma dayalıdır. İlin ihracatında % 93,58 ile imalat sanayi birinci durumdadır.
İHRACAT: 2017 yılı Mayıs sonu itibariyle 345.361.000 $’dır.
Eskişehir ilinin şehirleşme oranı, yıllık nüfus artış hızı, kişi başına gayri safi yurtiçi hâsıla ve sanayi iş kolunda çalışanların toplam
istihdama oranları bakımından Türkiye ortalamalarının üstündedir.
Eskişehir OSB: Eskişehir OSB Bölgesinin 18/10/1969 tarihinde kuruluşuna başlanmış olup, bu güne kadar 4.Etap halinde 3.200 hektar alana ulaşmış bulunmaktadır. 509 firma faaliyet göstermektedir.
Eskişehir; Arçelik, Tülomsaş, Tusaş, Kırka Bor İşletmeleri, Ford Otosan A.Ş., Sarar A.Ş., Eti Gıda San. A.Ş., Hisarlar Makine San. ve
Tic. A.Ş., Çimsa Eskişehir Çimento Fabrikası, Peyman Kuruyemiş Gıda Aktariye Kim. Mad. Tar. Ürün. San. ve Tic. A.Ş.,
Yurtbay Seramik San. ve Tic. A.Ş., Türkiye Şeker Fabrikası A.Ş. gibi büyük çaplı üretim ve istihdam sağlayan işletmelere sahiptir.

ŞEHRİMİZİN ADI
Bugünkü Eskişehir ili, Eski ve Orta Çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeum ismi ile tanınan bir kentti. Arap kaynaklarında ise şehrin adı Darauliya, Adruliya ve Drusilya olarak verilmiştir. Dorylaion, antik kaynaklarda önemli yolların kavşak noktasında kaplıcaları ile ünlü, ticaret ile zenginliğe kavuşmuş bir Frigya (Phrygia) şehri olarak geçer ve şehrin kurucusu olarak Eretrialı Doryleos gösterilir.
Özellikle Bizans çağında önem kazanan kentte imparator Justinianos’un yazlık sarayının varlığından söz edilir. 19. yüzyılda birçok gezgin ve bilim adamı, bölgeye yaptıklan gezilerin ve araştırmaların sonucunda Eskişehir’in 3 km kuzeydoğusunda, Porsuk Çayı’nın kuzeyinde yer alan bugünkü adıyla Şarhöyük ören yerinin antik Dorylaion şehri olduğunu saptamışlardır. Burası 17 m. yüksekliğinde, 450 m çapında Orta Anadolu’nun orta büyüklükteki höyüklerinden biridir. Burada 1989 yılında itibaren Kültür Bakanlığı ve Anadolu Üniversitesi adına Prof. Dr. A. Muhibbe Darga başkanlığında bir ekip tarafından arkeolojik kazılara başlanmıştır. Halen devam etmekte olan kazılarda, höyükte şimdilik Osmanlı Dönemi’nden ilk Tunç Çağı’na kadar geri giden sürekli bir yerleşmenin olduğu saptanmıştır.
Dorylaion – Şarhöyük, Bizans’ın Selçuklular’a karşı korunmasında büyük rol oynamış ancak 1176’da Selçuklu Sultanı II. Kılıçaslan’ın Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’u mağlup etmesinden sonra kent, Selçuklular’ın egemenliği altına girmiştir. Bundan sonra uzun bir zaman yıkık ve terkedilmiş olan Dorylaion-Şarhöyük’ün yakınında, harabenin güneyinde yeni bir yerleşme kurulmuştur. W. M. Ramsay’in bildirdiğine göre, büyük olasılıkla Dorylaion harabelerine Eskişehir adı verilmiş ve bu ad o zamandan günümüze uzanmıştır.
Kurtuluş Savaşına Kadar Eskişehir
İlimiz çok eski bir yerleşme merkezidir. Bölgenin ilk yerleşme noktası şimdiki yerin 6 km kuzeyindeki Dorylaion’dur. Tarihinin çok eski olmasından dolayı da Eskişehir adı verilmiştir.
Yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu çıkan eserlerin verdiği bilgilerden, Eskişehir ve yöresinin, M.Ö. 3000 yıllarına kadar varan, eski bir yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır.
Anadolu’da M.Ö. 2000 yılında hüküm süren Hititler devrinde de Eskişehir‘in önemi ve yeri dolayısıyla etilik (Beylik) olduğu görülmektedir.
M.Ö. 1200 yılından sonra Frigler Anadolu’ya girmiş ve Eskişehir bir Frig şehri olarak Dorylaion adı ile kurulmuştur.
Friglerden sonra şehir Lidyalılar’ın, M.Ö. 546 yılında da Persler’in hakimiyetine girmiştir.
M.Ö. 334 yılında İskender’in eline geçen Eskişehir, İskender’ in ölüm tarihi olan M.Ö. 323 yılına kadar Hellenizm dönemini yaşamıştır. Grekler’in, Anadolu’ya bu devirde, kitleler halinde gelip yerleştikleri, tarihi belgelerden anlaşılmıştır.
M.Ö. 190 yılında Romalılar’ın eline geçen Eskişehir, Roma’nın M.S. 395’de ikiye bölünmesine kadar Roma İmparatorluğu’nun, sonra da Bizanslılar’ın idaresinde kalmıştır.
Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanında doğudan gelen bir çok Türk boyları, Bizanslılar’ın zayıflığından da istifade ederek Doğu Anadolu’ya yerleşmeye başladılar. Selçuklu Hükümdarı Alparslan’ın 1071‘de Malazgirt Savaşı’nı kazanmasından sonra Türklere bütün Anadolu kapıları açıldı. Süratle ilerleyen Türk orduları 1074 ‘de Eskişehir’i aldılar. Bundan sonra Eskişehir, doğudan devamlı gelen boylar için bir yerleşme noktası oldu.
Eskişehir, Anadolu Selçuklular ile Haçlılar arasında yapılan kanlı savaşlara sahne olmuştur.
Eskişehir Anadolu Selçukluları’nın kuruluşundan yıkılışına kadar bir Selçuklu şehri olarak kaldığı halde, bu savaşlar nedeniyle fazla Selçuklu eseri yapılamamıştır.
Anadolu Selçukluları’nın tarihi eserleri, o devirde uzun süre uç beyliğin merkezi olan Sivrihisar’da görülür.
Osmanlı Devleti’nin Kurucusu Osman Bey, 1284 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Mesut tarafından gönderilen fermanla aşiret reisliğinden çıkarak uç beyi olmuştur. Osman Bey, uç beyi olduktan sonra, gün geçtikce kuvvetlenmiş ve 1289 yılında hakimiyet sahasına Eskişehir ve İnönü’yü de katmıştır.
Osmanlıların ilk zamanlarında, devletin kuruluş merkezlerinden birisi olması sebebiyle Eskişehir’e yakın ilgi gösterilmişse de duraklama ve gerileme devirlerinde pek ilgi gösterilememiştir. Bu nedenle Eskişehir, yakın zamana kadar gelişememiştir.
Şehir, ancak 1877-1878 Osmanlı – Rus Harbi’nden sonra muhacirlerle beraber kalabalıklaşmaya başlamış ve gelişmiştir. Eskişehir’in asıl gelişmesi demiryolunun işletmeye açılmasından sonra olmuştur.
Bugün Türkiye’nin sayılı merkezlerinden olan Eskişehir, Fatih’in ilk zamanlarına kadar Ankara Beyliği’ne bağlı olarak kalmıştır. 1451 yılından sonra Kütahya’nın Beylerbeylik haline gelmesi üzerine Anadolu İdari Teşkilatı’nda değişiklik olmuş; bu arada Ankara’ya bağlı bulunan Eskişehir, Kütahya Beylerbeyliği’ne bağlanmıştır.
1841 yılından sonra değişen idari taksimatta Eskişehir, merkezi Bursa olan Hüdavendigar Eyaleti’ne bağlanmış ve 1923 yılına kadar kaymakamlıkla idare edilmiştir.
Kurtuluş Savaşında Eskişehir
        Eskişehir, tarihin her döneminde, önemli bir ticari, ekonomik ve stratejik noktada olmuştur. Geniş ve verimli ovaları, Anadolu’yu batı doğu ve kuzey güney doğrultularında kesen doğal yolların Eskişehir’de buluşması, bu yolların askeri ve ticari önemi, bölgenin hep göç almasının ve savaşların sahnesi olmasının temel nedenleri arasındadır.
 Osmanlı İmparatorluğu’nun, Birinci Dünya Savaşı’ndan müttefikleriyle birlikte yenik çıkması, askeri vesiyasi açılardan zayıflaması ve 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi ile bu yenilginin uluslararası platformda tescil edilmesi, büyük bir devletin sonunu ve genç, Türkiye Cumhuriyeti’nin de başlangıcını haber veriyordu.
20. yüzyılın başlarında Eskişehir, bağımsız bir mutasarrıflıktı ve çevresiyle birlikte kalabalık bir nüfusa sahipti. Bugün olduğu gibi o günlerde de tarım, Eskişehir’in yaşamında önemli bir yer tutuyordu. 1890’lı yıllarda Eskişehir’e gelen demiryolu da gelişerek, doğal ticaret yollarını takip etmiş, Eskişehir,batıdan gelip doğu ve güneye giden demiryollarının bir kesişim noktası haline gelmişti. 1892 yılında kurulan Cer Atölyesi, demiryolunun ve demiryolu araçlarının bakım ve onarımını yapan önemli bir kuruluş olma özelliğini de taşıyordu. Demiryolu Eskişehir’in ticaretini canlandırmış, burayı ticaretin yanı sıra askeri açıdan da önemli bir stratejik nokta konumuna getirmişti
Mondros Müterekesi’nin maddelerinden biri de; İtilaf Devletleri’nin Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki önemli noktaları güvenlik gerekçesiyle işgal edebilecekleri hükmünü taşıyordu. Bu maddeye dayanarak 13 Kasım 1918 tarihinde herhangi bir karşı direnişle karşılaşmadan İstanbul’a çıkan İngiliz kuvvetleri, İstanbul Bağdat demiryolu hattı boyunca kendilerince önemli gördükleri yerleri işgal etmeye başladılar, bu işgalden 1919 yılının ocak ayı sonlarında Eskişehir’de nasibini aldı. 520 mevcutlu bir İngiliz birliği Eskişehir İstasyonu çevresinde karargahlarını kurdu.
Mondros Müterekesi’nin maddelerinden biri de; İtilaf Devletleri’nin Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki önemli noktaları güvenlik gerekçesiyle işgal edebilecekleri hükmünü taşıyordu. Bu maddeye dayanarak 13 Kasım 1918 tarihinde herhangi bir karşı direnişle karşılaşmadan İstanbul’a çıkan İngiliz kuvvetleri, İstanbul Bağdat demiryolu hattı boyunca kendilerince önemli gördükleri yerleri işgal etmeye başladılar, bu işgalden 1919 yılının ocak ayı sonlarında Eskişehir’de nasibini aldı. 520 mevcutlu bir İngiliz birliği Eskişehir istasyonu çevresinde karargahlarını kurdu. İngilizlerin Eskişehir istasyonu ve çevresini işgal ettikleri dönemde Eskişehir mutasarrıfı Hilmi Bey’di ve bu kişi Damat Ferit Paşa tarafından kurulan ve işgalcilere sempati duyan Hürriyet ve İtilaf Hükümeti ‘nin adamıydı. İşgal Eskişehir halkı tarafından nefretle karşılandı ve gösteriler düzenlenmeye başladı. Hilmi Bey işgale karşı yapılan başkaldırı ve gösterileri “huzur bozucu ayaklanmalar” olarak niteliyordu. Eskişehir’de 17 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgalini kınayan bir miting düzenlendi. Bu miting sonrasında işgalcilere karşı olan direniş, giderek daha örgütlü hale geldi ve güçlendi; direnişi başlatanlar Eskişehirli aydınlardı. Bu tarihlerde 20. Kolordu Komutanı olan Ali Fuat Paşa ve Çerkez Ethem’in de Kuvayı Milliye örgütlenmesine ve Eskişehirli direnişçi aydınlara destekleri oluyordu. Ayrıca Ali Fuat Paşa, süvari yarbayı Atıf Bey’i de Eskişehir Mıntıka Komutanlığı’na atamıştı. Atıf Bey, mutasarrıf Hilmi Bey’e karşı olan görüşleriyle de tanınıyordu. Atıf Bey, demiryolu dolayısıyla Eskişehir’in ne denli önemli bir stratejik noktada olduğunun farkındaydı. 4 Eylül 1919’da gerçekleştirilen Sivas Kongresi, bir başkaldırının, bir direnişin örgütlü olarak başlamasının da göstergesiydi. Bu kongreye Eskişehir’den üç delege katıldı. Bunlar; Bayraktarzade Hüseyin Bey. (Akbaşlı) Hüsrev Sami ( Kızıldoğan ) Siyahizade Halil İbrahim Bey’di. Kongrenin tutanaklarının bastırılması için gerekli maddi kaynak yoktu ve baskı için Eskişehir delegesi Bayraktarzade Hüseyin Bey 200 Osmanlı Altını bağışta bulundu ve tutanaklar böylelikle basılabildi ve bu onur Eskişehir’in ve Eskişehir’lilerin oldu.
Sivas Kongresi ve kongre sonucunda tüm Anadolu insanının tek bir vücut olarak kilitlenmesi gerek İstanbul Hükümetinin, gerekse İtilaf devletlerinin hoşnutsuzluğuna neden oldu. Bu arada Anadolu’da bulunan neredeyse tüm kuvvet komutanları, İstanbul’a karşı bayrak açmıştı.
Bu arada İngilizler Kuvayı Milliye güçlerine karşı saldırılar düzenlemek üzere Eskişehir’e yığınak yapmaya başladılar. Ali Fuat Paşa 13 Eylül 1919’da Ankara’dan Sivrihisar’a intikal etti, 20 Eylül’de ise Batı Anadolu Kuvayı Milliye Komutanı sıfatıyla bir bildiri yayınlayarak , Eskişehir’de bulunan yerel yöneticilerin İstanbul Hükümeti’nin emirlerini dinlememesini istedi. Bu arada İngiliz kuvvetlerine de bir çağrıda bulunanarak, İstanbul Hükümeti’ne karşı başlatılan bu harekatta taraf olmamalarını istedi. Bu tarihlerde Kütahya’da da bir İngiliz işgal kuvveti bulunuyordu. İsmail Hakkı Bey komutasındaki bir müfreze Kütahya’ya giderek İngiliz kuvvetlerinin Eskişehir’e doğru çekilmelerini sağladı. Kütahya’da bulunan İngiliz kuvvetlerinin Eskişehir’e çekilmelerinden sonra Türk birlikleri Eskişehir — Kütahya Demiryolu üzerinde bulunan Alayunt köprüsünü yıkarak İngilizlerin tekrar Kütahya’ya gelmesini engelledi. Bu Eskişehir’de bulunan Hürriyet ve İtilaf H ükümeti yanlılarını rahatsız etti ve Mutasarrıf Hilmi Bey, İngilizlerden yardım istedi, ancak İngilizler bu çatışmaların Osmanlı împaratorluğu’nun iç sorunu olduğunu belirterek, Mutasarrıf Hilmi’ye destek vermediler.
1 Ekim 1919’da Damat Ferit hükümeti istifa etti. Yeni bir hükümet kuruldu, hükümetin başı Ali Rıza Bey’di, Kuvay-ı Milliye yeni hükümetten bir çok istekte bulundu ve bu isteklerini de kabul ettirdi. Bu arada Eskişehir’de mutasarrıflığına Hilmi Bey yerine Kuvay-ı Milliye yanlısı Çolakoğlu Sabri Bey getirildi. İbre bir anda tersine dönmüştü. Kuvay-ı Milliye karşıttan tutuklandı, kaçanlar da İngilizlere sığındıIar.Mutasarrıf Hilmi 4 Ekim 1919’da uğradığı bir saldırı sonucunda öldürüldü.
16 Mart 1920’de Meclis-i Mebusan dağıtıldı, 11 Nisan’da ise resmen kapatıldı ve Osmanlı Devleti hükümetsiz kaldı.
Ankara’yı ve Ankara’daki çalışmaları güvence altına almanın bir yolu İngiliz işgal ve denetiminde olan demiryolunu tekrar ele geçirmekti, Ali Fuat Paşa 17 Mart
1920’de, 143. Alay’la yola çıkarak Ankara – Eskişehir arasındaki demiryolunu tekrar ele geçirdi ve denetimi sağladı. Direnen İngiliz asker ve subayları da tutuklandı.
20 Mart 1920’de Milli Alay’a komuta etmekte olan 20. Kolordu komutan vekili Mahmut Bey, Eskişehir’deki işgal kuvvetleine bir uyarı yaptı ve Eskişehir’i bir saat içinde terketmelerini istedi. Aynı gün, sürenin uzatılması istekleri reddedilen İngiliz kuvvetleri çok sayıda araç gereç ve mühimmat bırakarak Eskişehir’i terk ettiler.
Eskişehir’in Yunanlılar Tarafından İşgal Edilmesi ve Gelişen Olaylar
Uşak ve Bursa üzerinden Kütahya ve Eskişehir üstüne saldırıya geçen Yunan kuvvetleri, 20 Temmuz 1921’de Eskişehir’i işgal ettiler. Türk Batı Cephesi güçleri Çifteler’e dek geri çekildi. Durum Türk kuvvetlerinin tümüyle aleyhine dönmüştü. İşgal kuvvetlerinin Ankara yakınlarına kadar gelmesi Türkiye Büyük Millet Meclisinde rahatsızlıklara neden olmuştu. Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa Ankara’nın terk edilerek meclis çalışmalarının Kayseri’ye taşınmasını istiyordu. Ancak TBMM’de kesinlikle Ankara’nın terk edilmemesini yönünde karar aldı ve 5 Ağustos 1921 tarihinde Mustafa Kemal meclis yetkileriyle donatılarak Başkomutan oldu.
Yunanlıların Eskişehir’i işgalini ve yaşananları Suzan Albek kitabında şöyle aktarır: “Türk ordusu Eskişehir’i boşalttıktan sonra, Yunan elini kolunu sallayarak girdi buraya. Aylardan temmuz, Eskişehir’de zerdali vaktiydi. Yunan ordusu dağınık, perişandı. İlk günler Aşağı Mahalledeki çarşının dükkanlannı yağmaladılar. Kurşunlu caminin Menzilhanesini erzak deposu, Aşhaneyi mutfak yaptılar. Semahane Yunan askerleriyle doldu. Kumandanlar Fransız mektebine, Doğaloğlu hanı ve diğer büyük binalara yerleştiler. Odunpazanndaki Turan Numune mektebi hastane oldu. İşgalden iki gün önce Ankara yönüne göçmüş zenginlerin evlerine yerleştiler. Bütün evlere beyaz bayrak asın dediler, astık. Gece dokuzdan sonra sokağa çıkmayın dediler, çıkmadık. Bahçe duvarlanna delik açtık, sokağa çıkmadan birbirimize gidip geldik.” (Albek, 1991, s. 193)
Bu arada Yunanlıların Eskişehir’i işgallerinden iki gün sonra 22 Temmuz 1921’de Yunan kralı Konstantin Eskişehir’e geldi, yanında Yunan ordusunun üst rütbeli subayları bulunmaktaydı. Eskişehir’de yapılan toplantıda kral Konstantin Yunan Orduları Başkomutanı oldu, bundan beş gün sonra Kütahya’da yapılan bir başka toplantıda ise Ankara’ya saldırı kararı alındı. Yunan Ordusu yaptığı büyük hazırlıklardan sonra, üç koldan 13 Ağustos’ta Türk mevzilerine karşı hücuma geçti. Bundan sonraki bölümü kronolojik olarak gün gün ele alabiliriz:
1 Ağustos 1921: Sivrihisar, 16 Ağustos’ta Mihallıçık işgal edildi.
21 Ağustos 1921: Yunan Ordusu Sakarya Nehri’nin Güneyine geçti, 23 Ağustos’a dek ciddi bir direnişle karşılaşmayan işgal ordusu komutanı Papulas, Batı Cephesi mevzilerine saldınlması ve ve cephenin iki yerden yarılmasını istedi.Mangal Dağı’nı tutan Türk birlikleri Mangal Dağı’nda bir alaylık güç bırakarak geri çekildiler.
24 Ağustos 1921: Yunanlılar Mangal Dağı’nı ele geçirdiler, ancak Türklerin burayı çok çabuk terketmelerinden de kuşku duydular. İki gün beklemeyi tercih ettiler. Bu beklemeden yararlanan Başkomutanlık, mevzilerin arkasına güç yığdı.
25 Ağustos 1921: Yunanlıların saldırısı püskürtüldü. Ancak Yunan kuvvetleri çok geniş bir alana yayılmıştı.
30 Ağustos 1921: Yunan birlikleri yeni bir saldırı başlattılar, beş gün boyunca süren çatışmalarda büyük kayıplar verdiler ve Çal Dağı’nı zorlukla ele geçirebildiler.
4 Eylül 1921: Yunan Komutanı Papulas Savaş bakanına yazdığı bir raporda Ankara’ya kadar ilerlemenin olanaksız olduğunu belirtti.
6 Eylül 1921: Mustafa Kemal, Fevzi Paşa (Çakmak) ve İsmet Paşa yaptıkları toplantıda Yunan kuvvetlerinin iyicegüç kaybettiği konusunda fikir birliğine vardılar.
7 Eylül 1921: Keşif saldırıları yapıldı ve iyi sonuçlar elde edildi.
10 Eylül 1921:Türk Kuvvetleri ” Genel Karşı Saldın” karan aldı ve Dua Tepe ele geçirildi. Yunanlılar Beylikköprü sırtlarına dek gerilediler.
12 Eylül 1921: Kartaltepe ve Beştepe ele geçirildi
13 Eylül 1921: Yunan birlikleri tümüyle Sakarya’nın batısına geçtiler.
14 Eylül 1921: Yunanlıları izleyen Mürettep Süvari Tümeni Sivrihisar’a girdi.
17 Eylül 1921: Türk Kolorduları Yunanlıları güneyden sarmaya başladı, Papulas Eskişehir’e çekilmeyi planladı. Aynı gün öncü birlikler Mihalıççık’a girdiler.
20 Eylül 1921: Cephane yetersizliği dolayısıyla oldukça yavaş hareket edebilen Türk birlikleri, Sakarya’nın batısına geçtiler.
23 Eylül 1921: Yunan birlikleri Eskişehir’e dek geriledi, burada yeni güçler ve cephanelerle desteklendi. 1921 yılının eylül ayı sonlarında bitebilecek olan Yunan işgali, malzeme ve cephane yetersizliği dolayısıyla bir yıl kadar uzadı. Bu arada Yunanlıların Avrupa’da siyasi destek arayışları devam ediyordu, ancak İngiltere ve Fransa gibi güçlü devletler, savaşın sonunu görmüşlerdi, dönemin Fransa Başbakanı Briand, Yunanlıların Türklerle bir an önce barış yapmalarını önerdi, İngiliz Başbakanı Lloyd George ise bir an önce Serv ruhunun terk edilmesi gerektiğini söylemeye başlamıştı. 1922 yılının bahar ayları boyunca hem Türk birlikleri, hem de Yunan birlikleri karşılıklı saldırı için hazırlıklarını yaptılar. Yunan Ordusu’nun başına Hacı Anesti getirilmişti.
22 Ağustos 1922: Mustafa Kemal tüm hazırlıkların 15 gün içinde tamamlanması buyruğunu verdi.
24 Temmuz 1922: Yunanlılar İstanbul’u işgal için bir harekata girişti, bu harekat Türk saldırısının hızlanmasını sağlamaktan başka hiç bir işe yaramadı.
26 Ağustos 1922: Büyük Taarruz başladı.
30 Ağustos 1922: Büyük Taarruz bitti.
1 Eylül 1922: Seyitgazi düşman işgalinden kurtuldu.
26 Ağustos 1922 de Türk Ordusunun başlayan taarruzu sonucu, 2 Eylül 1922 de Eskişehir düşman işgalinden kurtuldu. Ancak işgalciler geri çekilirken yakıp, yıkmış kenti harabe haline getirmişlerdi.
Hakimiyeti Milliye Gazetesi’nin muhabirine göre; Yunanlılar geri çekilirken 250 kişiyi öldürmüş, kent merkezinde 2 bin hane, 22 otel ve han, 2 bin mağaza ve dükkan, 5 hamam, 4 fabrika, 2 cami, 3 mescit ve 10 mektep yakmışlardı. Köylerde ise 13 bin hane ve 2 bin davar ağılı ateşe vermişlerdi. 150 bin dönüm ormanlık alan da kül haline getirilmişti.O günkü kaynaklara göre kent ve çevresinde 150 milyon lira zarar meydana gelmişti.
Görüldüğü gibi işgalin bilançosu ağır olmuş ve son elli yıldır sosyal, ekonomik ve kül türel açıdan canlanmaya başlayan kenti yok olma aşamasına getirmiştir. Savaşın yarattığı dehşeti tarihe kaydetmek üzere alanları dolaşan Anadolu’da Yeni Gün Gazetesi muhabirinin ilk izlenimleri ise şöyledir:” Eskişehir’e girdiğimiz zaman ( 2 Eylül akşamı) otomobilimiz yamadan görülmez bir hale gelmiş, tam manasıyla eski Osmanlı imparatorluğu’nu andırı yordu. Birçok harabelerden geçtikten sonra yine o harabeler arasında durduk, pek iyi bildiğim Eskişehir’i hiç tanıyamayacak bir halde buldum. Düşman kasa bayı hemen baştan aşağı yakmış. Oto mobilimiz Köprübaşı denilen mevkide durmuştu. Etrafımız yanan dükkan, mağaza ve evlerin siyah ve korkunç enkazıyla sarılı idi”
TBMM Hükümeti, korkunç manzaraya rağmen idari mekanizmayı kurmakta gecikmedi. Eskişehir’in işgalinden sonra memurlarıyla birlikte Sivrihisar’a taşınmış olan Mutasarrıf İbrahim Bey, geri dönerek yönetimi ele aldı.
Kurtuluştan sonra yapılan ilk icraat, Eskişehir’i istanbul ve Ankara’ya bağlayan tren raylarının ve köprülerinin onarımına başlanması oldu. Zira bu icraata öncelik verilmesinin temel nedeni, stratejik olmasının yanısıra, sosyal ve ekonomik yaşamla da yakından ilgi li olmasıdır. İki ay içinde tren hattı onarılarak işletmeye açıldı.
Bunun yanında adliye örgütü, kentte eğitim ve öğretime başlanması için eğitim kurumları ve yangından zarar gören kentin su ve elektrik tesisatı yeniden yapılandırıldı.
Kentin imarı ve canlandırılması süre cinde yaşanan ilginç olaylardan biri de TBMM’nin Eskişehir’e nakledilme si konusudur. 11 Ekim 1922 de ken tin ileri gelen kişilerinden oluşturulan bir heyet, TBMM Başkanı Mustafa Ke mal Paşa ile görüşerek Meclisin daimi olarak Eskişehir’de toplanmasını istediler. Ancak bu teklif uygun bulunmadı.
Mustafa Kemal Paşa’ nın 15 Ocak 1923’te Eskişehir’e yaptığı gezi de gerek Türkiye’nin geleceği açısından gerek Eskişehir’in imarı konusunda, bir dönüm noktası oldu. Mutasarrıflık Dairesi’nde (Hükümet Konağı) yaptığı konuşmada, Ulusal Kurtuluş Savaşında büyük acılar çeken Eskişehir halkının gösterdiği özveriyi takdirle karşıladığını açıkladı. Ayrıca, Mustafa Kemal Paşa Mutasarrıflık Daire si’nde, üst düzey memurlardan kentin imarı konusunda bil gi aldı ve ihtiyaçlarının neler olduğunu öğrendi. Mustafa Ke mal Paşa ilgililerden acilen hayvanların ıslahı ve hastalıklar dan korunması, tohumluk dağıtımı, yolların yapılması, yeni okul binalarının inşası, mevcut ormanların haritasının çıka rılması gibi konulara eğilmeleri gerektiği direktifini verdi. Mustafa Kemal Paşa’nın bu direktifleri ve Eskişehir’in kalkındırılmasına yönelik hassasiyeti Belediye Başkanı Hasan Basri Bey’i harekete geçirdi.
Özetle Kurtuluş Savaşının 5 önemli meydan muharebesinin üçü Eskişehir’de geçmiştir. M.Kemal Atatürk’ün önderliğindeki T.B.M.M. mazlum halklara örnek olacak galibiyetlerin ilkini I.İnönü Savaşı ile Eskişehir topraklarında kazanmıştır. Eskişehir, Ulusal Kurtuluş Savaşının kilit noktalarından birini oluşturduğundan, savaşta maddimanevi olarak çok yıpranmıştır. Kurtuluştan sonra geriye yanmış, yıkılmış bir kent kalmış, ancak yöneti cilerin ve halkın kenti yeniden canlandırma azmi yok olmamıştır. Mustafa Kemal Atatürk, 15 Ocak 1923’te Hükümet Konağında yaptığı konuşmada vurguladığı gibi Eskişehir, zaferin kazanılmasında büyük katkı yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa, bu nedenle kentin imarıyla yakından ilgilenmiştir. Cumhuriyet döneminde yapılan yatırımlarla kısa zamanda modern bir kent yaratılmaya çalışılmıştır.
KAYNAKÇA:
Yurt Ansiklopedisi, Cilt 4, Eskişehir Maddesi, Anadolu Yayıncılık, istanbul, 1982
Albek, Suzan. Dorylaion’dan Eskişehir’e, Anadolu Ür sitesi, ESBAV Yayınları, Eskişehir, 1991.
İnan, Arı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 Eskişehir izmit Konuşmaları. TTK, Ankara1982.
Önder, Mehmet, Atatürk Eskişehir’de, Tarihsiz.
Yalazan, Talat. Türkiye’de Yunan Vahşet ve Soy Kırım Girişimi, Genel Kurmay Basımevi, Ankara, 1994. Osmanlıca Tercüme: Av. Halim Sait KAYILI
İsmail Yıldırım, Milli Mücadele’nin Başlangıcında Eskişehir (22 Ocak 1919-20 Mart 1920), Eskişehir, 1998, s. 20-22.
‘Yakup Kadri, İnönü Yahud Metristepe’den Görülen Şeyler”, ikdam, 6 Nisan 1337 (1921), No: 8644.
‘”Kütahya ve Eskişehir’den Ayrıldığımız Günler”, Anadolu’da Yeni Gün, 19 Temmuz 1338 (1922), Nrj: 523-546, S.1.
“Yunanlılar Eskişehir’i Nasıl Yağma ve Tahrip Ettiler ?”, Hakimiyet-i Milliye, 18 Teşrin-Î evvel 1338 (1922), No: 637, s. 2.
” İzmir Yolunda: Ankara’dan Eskişehir’e ve Eskişehir’de Yalnız Bu Havalide 150 Milyon Liralık Haşarat”, Anadolu’da Yeni Gün, 24 Eylül 1338(1922), No: 978-601, s.3.
“Eskişehir ve Kütahya Mutasarrıfları”, Anadolu’da Yeni Gün, 3Eylül 1338(1922), No: 959-582, s.2.
Demiryollarındaki Ta’mirat”, Hakimiyet-i Milliye, 21 Eylül 1338 (1922), No: 614, s.2.
Ali Fuat Paşa’nın Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında Eskişehir ve çevresindeki faaliyetleri için şu kaynaklara bakılabilir;
Ali Fuat Paşa; Milli Mücadele Hatıraları, Temel Yayınlan, İstanbul, 2000;
Ayfer Özçelik; Ali Fuat Cebesoy, Akçağ Yayınları. Ankara, 1993.
Cumhuriyet Döneminde Eskişehir
        Cumhuriyetin ilanından sonra, sancak ve mutasarrıflıkların il yapılmaları üzerine, Eskişehir’de 1923 yılında il olmuştur.
1926 yılında Eskişehir’in Sivrihisar, Mihallıçcık ve Seyitgazi olmak üzere üç ilçesi bulunuyordu. 28.06.1954 tarihinde 6321 sayılı kanunla Çifteler, Mahmudiye, 27.06.1957 tarihinde 7033 sayılı kanunla Sarıcakaya ilçe haline getirildi ve Eskişehir’in ilçe adedi 6’ya çıkmış oldu.
Daha sonra 19.06.1987 tarihinde 3392 sayılı kanunla Alpu, Beylikova, İnönü; 9.05.1990 tarih ve 3544 sayılı kanunla Günyüzü, Han ve Mihalgazi ilçe haline getirilmiştir. Böylece ilçe sayısı 12’ye çıkmıştır.

Yazılıkaya Frig Vadisi
Dağlık Frigya Bölgesi içinde kalan Yazılıkaya Frig Vadisi, bugün Seyitgazi ve Han ilçeleri sınırları içindedir. Vadi, arkeolojik ait alanı ve egzotik görünümlü tüm çevresi ile doğal sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.
Yazılıkaya Frig Vadisi, Prehistorik Çağlardan günümüze kadar iskan görmüştür. Arkeolojik çalışmalar ve tarihi kaynaklar, tarihin çok eskilere, Paleolitik Çağ’a değin uzandığını ortaya koymaktadır. Vadi M.Ö. 3000’de Erken Tunç Çağı yerleşimi, M.Ö. 2000’de Hitit yerleşimi görmüştür, M.Ö. 8inci yüzyıldan sonra Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı çağlarına ait anıtsal eserler günümüze kadar ulaşmıştır

Antik Yazılıkaya Kenti
Bölgemizde önemli yapıtları olan Frigler, dini merkez olarak Antik Yazılıkaya Kentini seçmişlerdir. Yazılıkaya, Eskişehir İli, Han İlçesi, Yazılıkaya Köyündedir. Kayalık bir platform üzerinde olup, Erken Tunç Çağlarında yerleşim görmüştür. Antik şehirde, Hitit Kültürüne ait kendi stilleri ile yaptıkları kaya kabartmaları ele geçmiştir. Hititlerden sonra bir Frig kenti olarak gelişen Yazılıkaya’ da, Frig Kültürüne ait kale duvarları, yerleşim yerleri, kaya kabartmaları, kaya anıtları, su sarnıçları, sunak yerleri, karlıklar, kaya mezarları, basamaklı anıtlar, nişler, antik yollar, tabiat şartlarından etkilenmişlerse de günümüze ulaşabilmişlerdir. Yoğun Frig yazıtlarını bu bölgede görmekteyiz. Roma ve Bizans Çağlarında Frig yapıtları, dini amaçlarla genelde tahrip edilmiş, kaya barınakları ve kaya mezarları ilave edilmiştir. Dünya Kültürel ve Doğal Mirası listesine dahil edilmek üzere aday gösterilmesi uygun görülen Yazılıkaya Ören yerinin Dünyada eşi ve benzeri yoktur.

Frig Kaya Anıtları (Açık Hava Tapınakları)
Tanrıçalarının çıplak yarlarda olduğuna inanan Frigler; Tapınak cephesi biçiminde işledikleri kayalar önünde dinsel törenlerini yaparlardı.

Yazılıkaya (Midas Anıtı)
Antik Yazılıkaya Platformunun kuzeydoğu yamacında, 17 m yüksekliğinde ve 16.50 m genişliğinde, doğuya bakan anıt üzerinde yazılar olması nedeniyle “Yazılıkaya” olarak isimlendirilmiştir, Frig Kralı Midas’a dayandırılarak “Midas Anıtı” da denmektedir. Antik şehir ismini bu anıttan almıştır. M.Ö. 6. yy. ilk çeyreğine tarihlenmektedir. Frig Kaya Anıtlarının en görkemlisi, bölgenin ve dünyanın önemli, ünik yapılarındandır. Üzerindeki çatlakları ile yıkılma tehlikesi arz eden anıtı kurtarabilmek için bilimsel inceleme ve araştırma yapılmaktadır.

Bitmemiş Anıt
Antik Yazılıkaya Platformunun batı yamacında, Yazılıkaya Anıtının yaklaşık 200 m güneybatısında yer almaktadır. Tamamlanmayarak yarım bırakıldığından arkeolojide “Bitmemiş Anıt” olarak adlandırılır. Tamamlanmamış olması bize Frig Kaya Anıtlarının yapımındaki çalışma metotlarını anlamamızı sağlar. Böylelikle anıtların oluşturulan doğal terasta, iskele kurulmadan yapıldıklarını düşünebiliyoruz. Anıtın batıya bakması ayrı bir özellik arz eder. Frig Kaya Anıtlarının özünü teşkil eden niş, bitirilmemiş olmasından dolayı, anıt yüzeyine işlenmemişse de anıtın sol alt kısmına işlenmiştir. Frizinde lotus – palmet motifi bulunmaktadır.

Bitkisel Motifli Anıt (Sümbüllü Anıt – Damalı Anıt)
Antik Yazılıkaya Platformunun doğu yamacında yer alan bu anıtsal niş, stilize bitkisel motifli akroterinden dolayı Arkeolojide “Hyacinth Anıtı”olarak adlandırılır. Anıtsal niş içinde dama motifleriyle dikkati çeker, diğer anıtlardan ayrıcalıklı olarak, üçgen alınlık altında sadece niş olmasıyla sanki “niş”in Friglerce ne denli kutsal olduğunu vurgulamak ister.

Küçük Yazılıkaya (Arezastis) Anıtı
Yazılıkaya Köyünün 2 km kuzeyinde, Yazılıkaya – Çukurca yolunun 100 m batısındadır. Anıtın üst cephesindeki Frigçe yazıtlardan dolayı Arezastis Anıtı olarak da bilinir. Frig Kaya Anıtlarının tüm özelliklerini taşıyan bu anıt, tam olarak bitirilmemiştir. Tanrıça Kybele’ nin Frigleri gözlediği inancıyla ufak da olsa anıt yüzeyine, muhakkak bir niş yapılmıştır.

Bahşeyiş Anıtı (Bahşeyiş – Bahşiş Anıtı)
Seyitgazi İlçesi, Kırka Bucağı, Gökbahçe Köyünün hemen yanında, Kurtkoca Deresi ağzında bulunmaktadır. Üç boyutlu olan Anıt; Frig Kaya Anıtlarının genel özelliklerini taşıması yanında, kapı nişinin ortasında bulunan oyuğun, arkada üçgen alınlığın üstünden aşağı inen bir oyuk ile birleşmesi, “Sıvı Sunak”, “Kült Anıtı” olduğunu anlamamıza yardım eder. Frigler bu anıtı yapmakla; “Kybele” in kendilerine bahşettiği nimetleri tekrar Kybele’ye sunarak, şükran duygularını dile getirmek istemiş olabilirler.

Anıtsal Frig Kaya Mezarı
Antik Yazılıkaya Kentinde, platformun kuzeybatı yamacında, 1970’de tespit edilen Anıtsal Frig Kaya Mezarı, Frig ahşap mimarisini en güzel şekilde temsil etmektedir .Frig mimarisinin iç yapısının en ince detayına kadar işlenmiş olan bu kaya mezarı anakayaya yekpare oyulmuştur, girişi kuzeydendir, yastıklı iki klinesi vardır. 1990 ve 1998’de Eskişehir Müze Müdürlüğünce restore edilmiştir.

Gerdekkaya Mezar Anıtı
Bölge halkının “Kızlar Manastırı” olarak adlandırdığı bu anıt, Seyitgazi, Çukurca Köyünün 500 m kadar batısındadır. Grek mimarisi içinde Dor Mimari stilinde, iki sütunlu bir tapınak cephesi biçiminde, volkanik tüf kayalığa oyularak, yekpare bir şekilde işlenmiş arcosoliumlu iki mezar odalı anıtsal bir kaya mezarıdır. Dor mimarisinin en ince detayları kayaya işlenmiştir. Hellenistik Çağ’a tarihlenen anıtın üçgen alınlığının altında triglif-metop sıraları bulunmaktadır. 1991 yılında Eskişehir Arkeoloji Müzesi tarafından restore edilmiştir.

Hamamkaya Anıtı
Seyitgazi İlçesi, Çukurca Köyündedir. Mezar kapı nişi altında zor seçilen küçük kabartma figürler vardır. Ancak anıt tahribat görmüştür.

Aslanlı Mabet
Seyitgazi İlçesi, Kümbet Köyü içerisindedir. Frizinde aslanlar olduğu için Aslanlı Mabet olarak bilinir. Mezar odasında “solon” kelimesi okunduğundan “Solon Mezarı” denilmektedir.
Dış cephe ve iç mezar odası tahribata uğramıştır. Frizinde; ortada krater (vazo) ve iki yanında karşılıklı birer aslan figürü kabartma olarak betimlenmiştir. Tepe ve yan akroterleri stilize bitki motifli olup, üçgen çatıyı kaplamaktadır. Giriş tahrip olduğundan, iki yanda bulunan kabartma figürler belirlenememektedir. Hellenistik Çağa ait olmalıdır.

Büyükyayla (Seyircek) Nekropolü
Kırka – Afyon Karayolu üzerinde Büyükyayla Köyü’ nde, ormanlık alanda, Roma ve Bizans çağlarına tarihlenen, ana kayaya oyulmuş oda ve büyük lahit tipi mezarlar bulunmaktadır.

Frig Kaleleri
Kaya yüzeyine tapınak cephesi biçiminde işlenen kaya anıtları ve kaya anıt mezarları yanında, askeri soylular sınıfının yaşadığı, kayalıklar üzerine kurulmuş, tahkimli Frig kaleleri bölgemizde yoğunluk kazanmaktadır.
Genellikle bölgeye hakim tepelere kurulan Frig Kalelerinde, örülmüş sur duvarları yanında, doğal kayaya oyulmuş mazgal delikli sur duvarları, kale girişleri, gizli merdivenler önemli geçitler, dinsel amaçlı anıtsal nişler, kaya mezarları, anıtsal basamaklar, kaya anıtları, kaya rölyefleri, sunaklar, sosyal amaçlı sarnıçlar, karlıklar, ahşap mimari izleri ile Frig kaya işçiliğinin bütün detaylarını görebilmekteyiz. Ufak çaptaki kaleler ise haberleşme kuleleri olarak kullanılmış olmalıdır.
Frig Kaleleri, Hellenistik, Roma ve Bizans Çağlarında, orijinal kullanımları yanında, zamanının kültürünü yansıtan değişik tipte kaya mezarları, kaya anıtları ve kaya barınakları ile kayaya oyulmuş irili ufaklı kiliselerin yapılması ile değişikliklere uğramışlardır. Buna rağmen Frig kaya işçiliğinin detaylarını Frig kalelerinde gözleyebiliriz. Seyitgazi, Çukurca Köyünde; Doğanlı Kale, Çukurca-Yazılıkaya arasında sıralanan, Antik Yazılıkaya’nın kuzeyinde bulunan: Akpara Kale, Gökgöz Kale, Pişmiş Kale, Kocabaş Kale, Seyitgazi Kümbet Köyünde: Kümbet Vadisi, Kümbet Asar Kale ve Berberini Kaya Kilisesi, Körestan Nekropolü, Delik Kaya, Seyitgazi Yapıldak Köyünde:Yapıldak Kale ve İnli Yayla, Seyitgazi Göcenoluk Köyünde: Zahran Yeraltı Şehri ile Eskişehir Merkez Gökçekısık Köyü Gökçekısık Kale, Han İlçesi Akhisar Köyünde; Akhisar Kale, Dübecik Kale, Sivrihisar Zey Köyü’ nde Zeykale, Merkez Uluçayır Köyü’ nde Keskaya önemli Frig Kale ve yerleşimlerindendir.

Han Antik Kenti
İl Merkezinin güneydoğusundadır. Çifteler İlçesi üzerinden ve tamamı asfalt olan yoldan 104 km., Seyitgazi İlçesi üzerinden 72 km.dir. İlçe Merkezinde 1992 yılında Eskişehir Müzesi tarafından kazı ve araştırma yapılmıştır. Han yeraltı yerleşimi: Doğal kayalıklarda, yeraltına oyularak yapılmıştır. Yeraltına yapılan kat kat mekanlar ile mekanları birbirine bağlayan koridorlar, en alt seviyede, kuzeyden gelen bir temiz su kanalına bağlanmaktadır.
Yapılan araştırmalarda, bugünkü ilçe merkezinde, kayalıklara oyularak yapılmış gömü ve benzeri mekanların yerleri saptanmıştır. Yeraltı şehrinin yakınındaki mezar odası 1992 yılında Eskişehir Müzesi tarafından temizlenmiştir. Gömü odasının girişi güneydoğudandır. Yeraltına oyularak yapılmış üç odadan oluşmaktadır. Odalarda arcosoliumlu sandukalar bulunmaktadır. Oda duvarının özellikle üst seviyesinde ve tavanda rozet, baklava dilimi, fiyonk, yaprak ve fırıldak motifleri bulunmaktadır. Bu bölgede bilinen tek örnektir. Ayrıca ilçe merkezinde kolosal gömü taşları bulunmaktadır. Kent, Müze Müdürlüğü başkanlığında 1992-1993 yılında kazılmaya başlamış, 2004 yılından bu yana Eskişehir Müze Müdürlüğü Başkanlığında, Anadolu Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi, Yrd. Doç. Dr. A. Oğuz ALP danışmalığında kazılmaktadır.

Seyitgazi Kervansarayı ( Eski Han )
Seyitgazi İlçe Merkezi, Derebenek Mahallesindedir. 1635 yılında Erivan Seferine giderken, IV.Murat tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planda, kargir olarak inşa edilmiştir. Tamiratlar nedeniyle orijinal görünümünü kaybetmiştir.

Develik Han
Seyitgazi İlçe Merkezi, Derebenek Mahallesindedir. Seyit Battal Gazi Külliyesinin yaklaşık 150 m güneyinde yer almaktadır. Kareye yakın dikdörtgen planda, kargir olarak inşa edilmiştir. Selçuklu Dönemi mimari özellikleri taşıyan Han harabe halindedir. Bugünkü haliyle sadece dış duvarlar görülebilmektedir.

Selçuklu Hamamı
Seyitgazi İlçe Merkezi, İkiçeşme Mahallesindedir. Selçuklular Devresinde; 1207-1208 yıllarında Ümmühan Hatun tarafından yaptırılmış, Cumhuriyet Döneminde restore edilmiştir. Bugünkü görünümüyle; kesme taş malzemeden, kubbeli, kubbe kasnağı dıştan çokgendir.

Sücaattin Hamamı
Seyitgazi İlçe Merkezine 7 km uzaklıkta Arslanbeyli Köyündedir. 1515 yılında Osmanlılar devrinde yapılmıştır. Bir sıra taş, bir sıra tuğla malzemeden, dikdörtgen planlı, üzeri tuğla kubbe örtülüdür. Giriş kapısı kuzeybatı tarafta, yuvarlak kemerli, tuğla örgülüdür. Soğukluk, sıcaklık, külhan bölmeleri ihtiva eder. Hamam harap durumdadır.

Uyuz Hamamı
Seyitgazi İlçe Merkezine 15 km toprak yolla bağlı Aşağısöğüt Çiftliği Karaağıl Mevkiindedir. Kükürtlü suyu bulunan hamam harap vaziyettedir.

Alpanos Hamamı
Seyitgazi İlçe Merkezine 15 km asfalt yolla bağlı Sarayören Köyündedir. Bizanslılardan kalmadır.

Çırçır Çeşmesi
Seyitgazi İlçe Merkezi, çarşı içindedir. Osmanlı Dönemine aittir.

Menimhane ( Ulupınar ) Çeşmesi
Seyitgazi İlçe Merkezi, çarşı içindedir. Osmanlı Dönemine aittir.

Santabaris Antik Kenti
Bugün antik şehir üzerinde Seyitgazi İlçesine bağlı Bardakçı Köyü yerleşmesi vardır. Güneye inen antik yol üzerindedir. Roma çağında kurulmuş olup, Bizans çağında da önemini muhafaza etmiş piskoposluk merkezi olmuştur. Daha sonra önemini kaybetmiştir.

Fethiye Örenyeri
Seyitgazi İlçesi, Kırka Beldesine bağlı Fethiye Köyü sınırları içindedir. Fethiye Köyünden Büyükyayla Köyüne giden toprak yolun sağ tarafında, Örenlik Mevkiindedir. Özellikle Roma ve Bizans Çağına ait kaya mezarları ile bir kiliseye ait kalıntılar mevcuttur.

Midaion / Karahöyük
Midaion/Karahöyük Eskişehir İlinin 30 km doğusunda,Alpu ovasına hakim bir alanda kurulan höyük Tunç Çağından Bizans Çağına kadar kesintisiz yerleşim görmüştür. Yerleşim alanı höyüğün eteklerinde yaklaşık 500 m çapında bir alana yayılmakta ve kuzey doğu eteklerinde nekdopolle son bulmaktadır. Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü’nün maddi ve manevi destekleri ile Doç.Dr.A.Nejat Bilgen başkanlığında arasında Karahöyük(Midaion) yüzey araştırması yapılmıştır.
Çalışmalar sırasında höyükte kaçak kazı çukurları tespit edilmiştir. Bu çukurların en büyüğünün höyüğün doğu eteklerinde ve höyüğün yanındaki türbenin batısında yer aldığı görülmüştür. Buradaki kaçak çukurda Roma Dönemine ait bir yapının mimari elemanların dağıtıldığı görülmüştür. Höyükte ve çevresinde daha önceki yıllarda yapılan kaçak kazılar sırasında çıkarılan eserlerden; Roma dönemine ait Asklepios Heykeli olarak da tanınan Erkek Portresi Heykeli, iki adet Asklepios heykelciği, steller ve sikkeler Eskişehir Arkeoloji Müzesinde, grifon röliefli ortostat ise Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Phryg kralı Midas adına kurulmuş bir şehir olarak bilinen Midaion/Karahöyük, Eskişehir ilinin en büyük ve ünlü höyüklerinden biridir. Roma ve Bizans döneminde de yazılı belgelere göre bölgenin en büyük yerleşimi olan Midaion’a yerli ve yabancı bilim adamları ve üniversiteler de ilgi göstermektedirler

Pessinus Arkeolojik Siti
Pessinus Antik Kenti, Eskişehir İli, Sivrihisar İlçesi, Ballıhisar Köyü yerleşimi altındadır. Antik Pessinus kenti, antik Kral Yolu üzerinde olup, ticareti yanında Kybele ve Attis için yapılan ayinleri ile de ün salmıştır. Pessinus, çok eski çağlardan beri Kybele Kültünün en önemli merkezidir. Ana Tanrıça Kybele’nin başında kuleye benzer yüksek bir taç vardır; Bu taç, onun, kentlerin ve tarımsal ürünlerin tek egemeni sayıldığının simgesidir. Aynı zamanda genç kızların da koruyucusudur. Kybele kültünün Frig Krallığının ilk zamanlarına, çok masraflı bir ilk tapınağın yapılmasını hatta şehrin kuruluşunu Frig Kralı Midas’a bağlayan geleneğe rağmen, şehrin kuruluşu daha eski çağlara dayanır. Söz konusu tapınak etrafında bir baş rahip tarafından yönetilen bir “Rahip Prensliği” gelişmiştir. M.Ö. 205’ten itibaren I. Attalos’la Pessinus baş rahibinin arasında dostluk bağları kurulmuştur. Sibil kehanetinden sonra M.Ö.205/4 yıllarında Roma’yı Annibal’dan kurtarmak için Palatin’deki zafer tapınağına konulmak üzere Kybele’nin heykelini almak üzere bir Roma heyeti Bergama kralı aracılığı ile Pessinus’a gelmiştir.
Helenistik Çağda (M.Ö.3. yy.) Grek hakimiyeti altına giren Pessinus şehrinin yapı ve planları Yunan anlayışına göre düzenlenir. Mabet tamamen onarılır. Meclis binası, stoa, yollar, kanal ve tiyatro kurulur. Pessinus, M.Ö.25 tarihinde Augustus zamanında Roma hakimiyeti altına girerek, şehir bu çağda çok gelişir ve büyür. Şehrin içinden geçmekte olan su kanalı mermerlerle onarılarak iki yanı heykellerle süslü muhteşem bir duruma getirilir. Hatta şehrin iç kısmandaki kanal tamamen mermer döşenerek içine merdivenlerle girilen bir havuz havasına bürünür. Şehir kendi adına para basma imtiyazına sahip olur. Mahalli Kybele dini inanç ve ayinlerine saygı daha da artar. Bizans Çağında şehir çok bakımsız kalır. Yeni bir şey yapılmaktan ziyade, eski yapılar sökülerek basit iskan malzemesi olarak kullanılır. Şahane sanat eserleri kırılarak temellerde yapı malzemesi olarak kullanılır. M.S. 800 yıllarından sonra ise şehir bütün vasıflarını kaybeder. Bundan faydalanan Jüstinianapolis (Sivrihisar) üstünlüğü ele alır.
Antik Pessinus Kenti’nde ilk kazılar 1967-1973 yılları arasında Prof. Dr. Pierre Lambrechts başkanlığında Belçika Gent Üniversitesi tarafından gerçekleşmiştir. Ara verilen arkeolojik araştırma ve kazılara, 1983 yılından bu yana Prof Dr. John Devreker başkanlığında devam edilmektedir. Kazıdan çıkan buluntuların taşınabilir olanları Eskişehir Arkeoloji Müzesinde, büyük buluntular, mimari parçalar da Pessinus Depo ve Açık Hava Teşhirinde yer almaktadır.

DİĞER TARİHİ YAPILAR

Yunus Emre Külliyesi ve Türbesi: Eskişehir’e bağlı, Mihalıççık İlçesi Yunus Emre Beldesi’nin (Sarıköy) kuzeydoğusunda Eskişehir-Ankara demiryolunun hemen güneyindedir. Yunus Emre’nin ilk mezarı 13.yüzyıla ait olup, demiryolu bitişiğinde dikdörtgen planlı taşlardan, 1,5 – 2 m yüksekliğinde avlu duvarları içindedir. 13.yüzyılda yaşamış olan Yunus Emre, Yunan İşgalinde yıkılan ilk mezarından 1949 yılında alınarak bir törenle poryum üzerindeki ikinci mezarına, 1970 yılında da üçüncü mezarına nakledilmiştir. Üçüncü mezarı 13. yüzyılda Selçuklu mimarisini andıran 8 sütunlu, kemerli, etrafı açık sekizgen bir mekan türbe halindedir. Yunus Emre tüm insanları sevgiye, birlik ve beraberliğe çağıran halk aşığıdır. Mezar taşının ön cephesinde yazılı olan “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” sözlerinde Yunus Emre’nin yaşam felsefesi özetlenmektedir.Türbede mezarın dışında çeşme, müze, cami, minare, şadırvan, kültür evi ve Yunus Emre’nin bir heykeli bulunmaktadır.

Termal Turizm

Yeraltı suları açısından nitel ve nicel olarak, son derece zengin olan Eskişehir’de Termal Su, çok eski çağlardan beri yaygın olarak kullanılmaktadır. Pek çok bilimsel ve akademik tartışmada antik Dorlaion kentinin kuruluş yeri olarak, Eskişehir merkezindeki sıcak sular bölgesi gösterilmektedir.
Eski Yunanlı yazar Athenaus, M.Ö. 200 yıllarında yazdığı kitabında içilebilen sıcak sulardan söz etmektedir. Bizans döneminde Eskişehir, şifalı sıcak suları nedeniyle, Bizans imparatorlarının dinlenme merkezlerinden birisi olmuştur.
Roma döneminde Köprübaşı ve Sıcak Sular bölgelerinde bulunan hamam ve kaplıcalar nedeniyle Eskişehir, tercih edilen bir yerleşim yeri olmuştur. Eskişehir bir su kentidir. Eskişehir’e su kenti olma onurunu sağlayan öğelerden birincisi ilin merkez ve çarşısındaki şifalı su kaynaklarıdır. Bu nedenle Eskişehir, tarih boyunca şifalı Frigya-Phreygia Salutaris olarak bilinen bölgenin önemli yerleşimlerinden birisi olmuştur.
Termal turizm potansiyeli açısından oldukça zengin olan Eskişehir’de Çardak Kaplıcası maden suyu, birinci derecede önemli ve öncelikli termal kaynak suları arasındadır. Yine; Kızılinler, Yenisofça, Hasırca termal kaynağı ve Sakarıılıca termal kaynağı, Türkiye’nin üçüncü derece önem ve öncelikli termal su kaynaklarındandır.
Kent merkezi, halen yıkanma amaçlı hamamlarda kullanılan termal sular açısından çok zengin olan Eskişehir’de, termal kaynaklar il merkezi de dahil olmak üzere il yüzeyinin tamamına dağılmış haldedir. Merkez İlçe, Alpu, Beylikova, Çifteler, Günyüzü, İnönü, Mihalgazi, Mihalıççık ve Sarıcakaya ilçelerinde termal olanaklar belli ölçülerde değerlendirilmektedir.

Eskişehir Kaplıcası (Merkez): İl merkezinde, Porsuk Çayı’nın güney kıyısında, geniş bir alandaki 5 kaynaktan oluşmaktadır. Merkezdeki hamamlar kaplıca suyundan kendi açtıkları artezyen kuyuları ya da belediyenin açmış olduğu kaptaj kuyusu yoluyla yararlanmaktadır. Suyun ana kaynağı, kaptaj kuyusu olup, sıcaklığı 38-45 ˚C arasında değişmektedir. 30lt/sn miktarında çıkan su, Merkezde Odunpazarı semtinde verilen kullanma suyuna katılmaktadır.
Eskişehir merkez kaplıcaları, tıbbi amaçlı olduğu kadar mevcut konaklama imkanları ile turizm amaçlı da kullanılmaktadır. Böbrek taşları, safra kesesi, gut ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir. Bu Hamamlardan bazılarının adları Has Otel Termal, Yeni Hamam, Erkekler Hamamı, Bahçeli Hamam v.b.dir.

Hasırca Kaplıcası (Merkez): Türkiye’nin 3. derece önemli ve öncelikli kaplıcaları arasında yer almaktadır. İl merkezinde 30 km. Kızılinler köyüne 15 km uzaklıkta çiftlik içerisinde bulunan yuvarlak bir havuzun içinden kaynaklanmaktadır. Dışarıda büyük bir yüzme havuzunda toplanan su, sonradan toprağa bırakılmaktadır. Yüzme sporu için yararlanılan suyun kimyasal ve fiziko-kimyasal tahlili yapılmıştır. Bikarbonat, sülfat, kalsiyum, magnezyum, sodyum ve bromür içeren kaplıca suyunun debisi 4 lt/sn, sıcaklığı 32 ˚C dir ve oligometalik bir maden bulunur. Romatizmal hastalıklara, dolaşım ve kalp hastalıklarına, sinir sisteminin uyarılmasına ve metobalizma bozukluklarına iyi gelmektedir.

Kızılinler Kaplıcası (Merkez): Eskişehir’e 13 km uzaklıkta Merkez, Kızılinler köyündedir. Köyde bitişik nizamda pansiyon tipinde 4 odada kaplıca hizmeti verilmektedir. Kimyasal ve fiziko-kimyasal analizi yapılan su bikarbonat, kalsiyum, magnezyum, sodyum ve bromür içermektedir. Debisi 0,4 lt/sn olan suyun sıcaklığı 38˚ olup, mide, böbrek, bağırsak, romatizma, kadın hastalıkları ve cilt hastalıkları tedavisinde yararlıdır.
Kızilinler Mevkii, 08.12.2006 tarih ve 26370 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.11.2006 tarih ve 11264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla Termal Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir.

Aşağı Ve Yukarı Ilıca (Merkez): İl merkezinin 30 km güneyinde, Kalabak Deresine karışan Ilıca Suyu kenarındadır. Kaynaklar basit duvarlar içindedir. Suları sıcak, doğal lezzette hafif kükürtlüdür. Ağrılı hastalıklar ve en çok yıkanmak için kullanılır.

Uyuzhamam Kaplıcası (Alpu): Alpu’nun 16 km güneydoğusunda aynı isimli köyden çıkan su, üzeri 1,5 m derinliğinde ve 5×4 m boyutlarında duvarla çevrili iki havuzun birinden kaynayıp diğerinden taşmaktadır. 29 ˚C sıcaklığındaki kaplıca suyunun debisi 1 lt/sn’dir. Toprak alkali hidrokarbonatlı sular gurubuna giren uyuz hamamı suyundan içme ve bonyo uygulamalarıyla yararlanılır. Kaplıca suyu özellikle deri hastalıklarında olumlu etki yapmaktadır. Ayrıca suyun yatağındaki çamur da bu hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Kaplıcada tesis bulunmamaktadır.

Çifteler Hamamı (Çifteler): Kırkızbaşı köyünün yakınında Sakarya başındadır. Basit bir hamamı vardır. Sular dere oluşturacak kadar boldur. Sıcak doğal tatda kükürt kokuludur. Ağrılı hastalıklara iyi gelir.

Çardak (Hamamkarahisar) Kaplıcası (Günyüzü): Sivrihisar Polatlı yolundan Günyüzü’ne ayrılan yolun 15. km’sinde Hamamkarahisar adlı köyün yakınında bulunan kaplıcanın suyu hafif eğimli bir tepenin yamacındaki tek bir kaynaktan çıkmaktadır. 35 ˚C sıcaklıktaki suyun debisi 45 lt/sn’dir. Kaplıcada yer alan ve tarihsel değeri de olan iki hamamın içinde 1,5 m derinliğinde ve 6×6 m boyutlarında biri erkeklere biri kadınlara ayrılmış iki havuz vardır. Günyüzü İlçesi’nin malı olan suyun bulunduğu alandaki konaklama tesisleri İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğince kiraya verilmektedir.Çardak Hamamı Kaplıca suyu, kükürtlü ve toprak alkali hidrokarbonatlı bir su olup, özellikle deri hastalıklarında olumlu etki yapmaktadır.

Sakarılıca Kaplıcası : İl merkezinin 32 km kuzeyinde Sakarya vadisinde bir sel yatağından kaynaklanmaktadır. Sıcaklığı 43-48 ˚C arasında değişen ve debisi 3 lt /sn olan kaplıca suyu, yörede bulunan hamamlara tümüyle örtülü bir kaptaj kuyusundan üstü kapalı bir kanalla gelmektedir. Suyun analizi yapılmıştır. Akan suyun sıcaklığı 53 ˚C’dir. Nevrit, nevralji, kronik romatizmel hastalıklar, kırık-çıkık sekelleri, kadın hastalıkları, lumbago, diabet, şişmanlık ve böbrek hastalıklarına iyi gelmektedir. Aynı yörede 25,5 ˚C sıcaklıkta ve maden suyu niteliğinde bir su daha kaynamaktadır. Ancak bu su yeterince değerlendirilmemektedir. İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğine ait termal bir otelin yanı sıra Sakarıılıca Belediyesine ait değişik konaklama imkanları da bulunmaktadır.
Sakarıılıca Mevkii, 17.10.1993 tarih ve 21731 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiş ve 16.12.2006 tarih ve 26378 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 04.12.2006 tarih ve 11354 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Termal Turizm Merkezi sınırları genişletilmiştir.

Yarıkçı Kaplıcası (Mihalıççık): Mihalıççık İlçe Merkezinin güneydoğusunda Sazak İstasyonunun kuzeyinde, Yarıkçı köyünün doğusunda, Hamam Dağının eteğinde, Hamam Deresinin kenarındadır. Denizden yüksekliği 900 m’dir. Sıcak ve soğuk hamamları vardır. Suları kalsiyum karbonat biriktirmekte, bunların örnekleri vadide taşlaşmış çağlayanlar şeklinde görülmektedir. 39 ˚C deki sular fazla kükürt kokuludur. İçinde kükürt de bulunmaktadır. Karbondioksitten yana çok zengindir. Romatizma, yara ve felçlere iyi gelir. Pek çok sayıda kaynak bulunmaktadır. İki kaynağın üstü kubbe ile örtülerek kaplıca haline getirilmiştir. Sıcak sular banyo binasındaki havuzların dibinden ve köşelerden çıkmaktadır. Havuzlar dört köşelidir.

Laçin Maden Suyu (Sarıcakaya): Sarıcakaya ilçe merkezinin 13. km doğusunda Laçin köyünde çıkan maden suyu, LAÇİN markası olarak, Doğal Zengin Mineralli Su ve Meyve Aromalı Mineralli Gazlı İçecek üretimi yapılmaktadır.

Mağara Turizmi

Yelinüstü Mağarası: Sivrihisar ile Günyüzü-Sakarya Nehri arasında uzanan Sivrihisar Dağları’nın son bölümünü oluşturan Arayit Dağı’nın (1819m) doğu yamacında bulunan Yelinüstü Mağarası; Kayakent(Holanta) kasabasının hemen kenarında yer alır. Günyüzü ovasına hakim bir noktadaki mağaraya Ankara-Eskişehir veya Ankara-Polatlı-Yunak(Konya) karayollarından gidilmektedir. Ankara-Eskişehir karayolundan ayrılan Günyüzü-Yunak yolunun üzerinde bulunan Kayakent’in hemen kenarındaki Yelinüstü Mağarası’na herhangi bir vasıta veya yaya olarak gidilebilmektedir. Yarı yatay-yarı dikey uzanımlı olan Yelinüstü Mağarası, birbirine bağlı iki kat ve dört büyük salondan meydana gelmiştir. Girişteki salonda tahrip edilmiş su havuzları(sarnıç)yer alır. Eğimli Büyük Salon’da bulunan dev sarnıç hiç tahrip olmamış ve çok muhteşemdir. Bu salonun sonunda bulunan ve girişe göre (0 m) – 83 m ve – 90 metrede yer alan iki salon ise görünümleri son derece güzel sarkıt, dikit, sütun, duvar ve perde damlataşları ile kaplıdır. Bu arkeolojik kalıntı ve ilginç oluşum ve gelişim özellikleri nedeniyle; Yelinüstü mağarası, turizm amaçlı kullanıma uygundur. Ayrıca askeri amaçlarla lojistik alan ve sığınak olarak, depolamacılık ve kültür mantarcılığı için de kullanıma uygundur.

Yelini Mağarası: Sivrihisar ile Günyüzü-Sakarya Nehri arasında uzanan Sivrihisar Dağları’nın Sakarya Nehri’ne bakan ve ovada kaybolan güneydoğu uç noktasında yer alır. Mağaraya Ankara-Eskişehir veya Ankara-Polatlı –Yunak karayollarından gidilmektedir. Ankara-Eskişehir karayolunun Günyüzü ilçesine ayrılan ve Kayakent Kasabasından geçerek Yunak(Konya)’a giden asfalt yol ile mağaranın yakınına kadar gidilmektedir. Üst Paleolotik dönemden beri insanlar için sığınak ve ibadet yeri olarak kullanılan Yelini Mağarası’nın içi, görünümleri son derece güzel sarkıt, dikit, sütun, makarna sarkıtlar, duvar ve perde damlataşları ile kaplıdır. Büyük boyutlara ulaşan bu oluşumların yanı sıra mağara dışında ve içerisinde antropolojik ve arkeolojik kalıntı veya izler mevcuttur. Tüm bu özellikler, Yelini Mağarası’nı turizm amaçlı kullanım için cazip bir mağara haline getirmişlerdir. Ayrıca ulaşımı da kolaydır.

Beyyayla Düdeni : Eskişehir’in kuzeyinde, Sakarya Nehri’nin tabanında bulunan Sarıcakaya ilçesinin kuzeyindeki Beyyayla Köyü’nün 1,5 km kuzeybatısında yer alır. Sakarya Nehri tarafından 900-1000 m yarılan yüksek bir karstik plato üzerinde, kuzeye(Yenipazar Polyesi) doğru gelişen mağaraya Sarıcakaya-Beyyayla köyü yolundan gidilmektedir. Bu yol, köye kadar düzgündür. Buradan sonra, 1,5 km’lik dar bir yolda, herhangi bir araçla mağaranın önüne kadar varılır. Akarsularca derince yarılarak askıda kalmış yüksek bir bölgede bulunan Beyyayla Düdeni, iki ucundan açık yerköprü özelliğinde bir mağaradır. Mağaranın içinde yer altı deresi, göller ve yer yer damlataş şekilleri yer alır. Bu özellikleri turizm amaçlı kullanıma uygundur. Ayrıca doğal çevrenin vahşi güzelliği görülmeğe değerdir.

Ulubük Mağarası : Alpu ilçesinin yaklaşık 30 km kuzey batısında, Alpınar Köyünün 2 km güneyindeki Ulubük Yaylası’nda yer alır. Mağaranın bulunduğu alan Sakarya Nehri ve Porsuk Çayı(Eskişehir) akarsu havzalarını birbirinden ayıran yüksek bir sırt halindedir. Sakarya’ya bakan mağaraya Eskişehir-Alpu-Gökçekaya Barajı yolu ile gidilmektedir. Alpu’dan Gökçekaya Barajı’na giden yolun 20. kilometresinden sola ayrılan 10 km.lik stabilize yol, önce Ulubük Yaylası’na daha sonra da Alapınar Köyünden geçer ve Sakarı Karacaören’e gider. Mağaranın önüne kadar herhangi bir vasıtayla gidilebilir. Sakarya Nehri’ne bakan ormanlık yüksek bir alanda bulunan Ulubük Mağarası’nın içi, zengin damlataşlarla kaplıdır. Ancak mağara çok küçük ve basık olduğundan, insan zorlukla yürüyebilmektedir. Bu nedenle turizm amaçlı kullanıma fazla uygun değildir. Buna karşın Prehistorik Dönemlerde insanlar tarafından kullanıldığından dolayı antropolojik önemi son derece fazladır. Bölgede, tarih öncesi devirlerde kullanılan mağaralar çok azdır. Burada yapılacak kazıda, ilk insanın özellikleri ve hareketlerini aydınlatacak eserler bulunabilir.

Kara Mağara : Alpu’nun yaklaşık 25 km kuzeydoğundan bulunan Karacaören köyünün 2 km kuzeyindeki Sulununkıran Tepe’sinin Sakarya Nehri’ne bakan kuzey yamacının başlangıcında yer alır. Kanyon şekilli derin vadi içinde akan Sakarya’nın sol yamacının en üst kesiminde bulunan mağaraya, Alpu-Gökçekaya Barajı yoluyla gidilmektedir. Bu yoldan ayrılan stabilize yol, Kuzayva ve Gümele köylerinden geçerek Karacaören’e varır. Bu yol, daha sonra Otluk ve Kandamlamış köylerinden geçerek Eskişehir-Alpu-Mihalıççık-Nallıhan yoluna bağlanır. Karacaören köyünden yarım saatlik yürüyüşle Kara Mağara’ya ulaşılmaktadır. İçeri görünümleri son derece güzel sarkıt dikit, sütun ve duvar damlataşları ile kaplı olan Kara Mağara, turizm amaçlı kullanıma son derece uygun fiziksel özelliklere sahiptir. Ayrıca gerek mağara çevresinin vahşi güzelliği(Sakarya Nehri ve Gökçekaya Barajı hemen önündedir.) ve uçaktan bakıyor hissi vermesi ve gerekse ulaşımın kolay olması, önemini daha da artırmaktadır.

Koçakkıran Mağarası : Kötüfatma, Karamıkini ve Kara Mağaralarının çok yakınında bulunur. Mihalıççık ilçesine bağlı Otluk Köyü’nün Açtım mahallesinin yakınındaki Koçakkıran Tepe(1358 m)’nin 1 km kuzeyinde, Sakarya Nehri’nin sol yamacının hemen hemen orta kesiminde yer alan mağaraya, Alpu-Karacaören-Otluk veya Alpu-Bozan-Büğdüz-Kandamlamış-Otluk yollarından biriyle gidilebilir. Açtım mahallesine kadar herhangi bir vasıtayla, buradan da dik bir yamaçla bir saatlik yürüyüşle mağaraya ulaşılır. Fiziki özellikleri ve görünümleri son derece güzel ve ilginç yoğun damalataşların (sarkıt, dikit, sütun, duvar ve perde damlataşları, damlataş havuzları, patlamış mısır şekilli damlataşlar) varlığı nedeniyle turizm amaçlı kullanıma son derece uygundur. Mağaranın hemen önünde bulunan Sakarya Nehri ve Gökçekaya Baraj gölü ve doğal çevrenin güzelliği bu önemini iyice arttırmaktadır. Ayrıca depolamacılık ve askeri amaçlarla da değerlendirilebilir.

Karakaya Mağarası : Mihalıççık ilçesinin kuzeybatısında bulunan Yalımkaya (Domya) köyünün 1 km doğusunda, Sakarya Nehri’nin kolu olan Domya Deresi’nin sağ yamacında yer alır. Yüksek dağlar arasında batıdan doğuya doğru(ters yönde), derin gömülü vadi içinde akan Domya (Gürleyik) Deresi, bölgeyi yararak parçalamıştır. Mağaraya Eskişehir-Mihalıççık yolundan ayrılan Büydüz-Sasa-Yalımkaya köyüne kadar araçla, buradan da bir saatlik yürüyüşle mağaraya ulaşılır. Kayabaşı Tepe’nin(1263m) kuzeyindeki dik yamaçta bulunan mağaraya, çoğu yerde ip kullanılarak inilmektedir. Akarsularca derince yarılmış bir bölgede bulunan Karakaya Mağarası’nın içi, oluşum ve gelişimleri son derece ilginç sarkıt, dikit, sütun duvar ve perde damlataşları, örtü damlataşları(akma taşlar), sulu damlataş havuzları, makarnalar, patlamış mısır şekilli damlataşlar ile kaplıdır. Kahverengi, siyah, gri-kurşuni, gri ve beyaz renkli olan bu şekillerin üzeri gri, beyaz ve siyah renkli yeni oluşumlarla sıvanmaktadır. Ülkemizde bu tür gelişimi olan damlataşlara hemen hemen rastlanmamıştır. Bu özelliği ile Karakaya Mağarası, turizm amaçlı kullanıma son derece uygundur. Ayrıca mağaranın bulunduğu bölgenin doğal güzelliği, yayla ve dağ turizmine elverişli alanların çokluğu önemlidir.

Sarıkaya Mağarası : Karakaya Mağarası’nın 1,5 km doğusunda, Domya Deresi’nin kolu olan ve boğaz şekilli derin bir vadi içinde akan Çatalkaya Deresi’nin sol yamacında yer alır. İki mağara arasında Yarılgan Sırtı bulunur. Bu mağaraya da Eskişehir-Mihalıççık yolundan ayrılan Büydüz-Sasa-Yalımkaya ve Mihalıççık-Gürleyik-Yalımkaya yollarıyla veya Gürleyik’ten başlayan Domya Deresi’nin derin kanyonu içinde 1 saatlik yürüyüşle gidilmektedir. Sarıkaya Mağarasının içi, görünümleri son derece güzel sarkıt, dikit, sütun,duvar ve perde damlataşları ve damlataş havuzları ile kaplıdır ve mağaranın fiziki özellikleri insanların girip-çıkmasına uygundur. Bu nedenlerle turizm amaçlı kullanıma çok elverişlidir. Ayrıca bundan önceki bölümde anlatılan ve ilginç damlataşlara sahip olan Karakaya Mağarası’na çok yakın oluşu ve doğal çevrenin güzelliği, bu önemi daha da arttırmaktadır.

İnönü Mağarası : Eskişehir’in güneybatısında bulunan İnönü ilçesinin yaslandığı büyük dikliğin orta bölümünde gelişmiştir. Çok uzaklardan bile fark edilen ilçeye bakan büyük ağzı olan mağaranın bulunduğu alan; Sarısu Deresi’ne karışan Baca, Alikaya ve Kaldıra Dereleri tarafından derince yarılan bir plato şeklindedir. Bu platoluk alanın kuzeyinde İnönü Ovası yer alır. Eskişehir-İnönü-Kütahya karayolu veya Ankara-Eskişehir-İstanbul demiryoluyla gitmek mümkündür. Geniş ağızlı, yarımay şeklinde büyük bir boşluktan oluşan İnönü, gelişememiş bir mağaradır. İçerisinde mağaralara görsel güzellik veren herhangi bir damlataş oluşumu yoktur. Bu özellikler turizm amaçlı kullanım için olumsuz bir faktördür. Ancak mağaranın basamaklar halinde yükselmesi, yerli kaya sütunları arasından farklı mekanlara geçişler ve mağaradan Sarısu Deresi havzasının muhteşem görünüşü, bu olumsuzluğu bir ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle küçük düzenlemeler yapılarak İnönü Mağarası turizme açılabilir.

Mesire Yerleri

Fidanlık Orman İçi Dinlenme Yeri: Eskişehir kent merkezine 7 km. uzaklıkta bulunan Orman Fidanlığı, Karacaşehir Köyü’nün hemen yakınındadır. 1962 yılında tesis edilen Fidanlığın güneyinde yer alan yamacın üst kısımlarında ise Karacaşehir Kalesi’nin yıkıntıları bulunmaktadır. Porsuk çayı kenarında, ağaçlık bir alan olup, toplu taşıma araçları ile ulaşım mümkündür. Eskişehir halkının dinlenme ve eğlence gereksinimini karşılamada önemli bir yere sahiptir. 12 hektar büyüklüğündeki Orman Fidanlığı’nın piknik alanlarında, masalar ve banklar, çocuk oyun bahçeleri, büfe,ocaklar,su ve tuvalet bulunmaktadır.

Bademlik : Odunpazarı semtinin üst kısımlarında yer alan Bademlik piknik alanı, kent merkezine yakınlığı dolayısıyla özellikle gençler tarafından tercih edilen bir piknik alanıdır. Bölge badem ağaçlarıyla kaplı olduğu için bu adla anılır. Bademlik’te çay bahçeleri, yemek servisi de yapılan bir restaurant ve son yıllarda kullanılmayan bir yüzme havuzu bulunmaktadır. Tüm Eskişehir Ovası’na hakim bir noktada kurulmuş olan Bademlik piknik alanı aynı zamanda iyi bir seyir terasıdır.

Musaözü Barajı : Eskişehir-Kütahya yolu üzerinde Merkez İlçe’ye 21 km uzaklıkta 50 hektar büyüklüğünde bir piknik alanıdır. DSİ Sulama göletinin çevresinde oluşturulan dinlenme alanından günübirlik yararlanılabilir. 1967 yılında tesis edilmiştir. Karaçam, meşe, söğüt ve ardıç türlerinden oluşan yeşil örtüsü ve olta balıkçılığına imkan veren sazan, yayın kerevit bulunan göleti, dinlenme yerinin doğal değerleridir.

Şelale (Kalabak) Orman İçi Dinlenme Yeri : Kalabak köyü yakınlarındaki orman içi dinlenme yeri, adını aldığı şelalesi ve karaçam, ardıç, çınar, akçaağaç, fındık, söğüt, alıç, kavak, kızılcık, böğürtlen, yabani gül, meşe, sarmaşık türlerinden oluşan zengin floryasıyla güzel bir doğal görünüme sahiptir. 10 hektar büyüklüğündedir. 1988 yılında tesis edilmiştir. İl merkezine 42 kmuzaklıktadır.

Karataş Orman İçi Dinlenme Yeri : Şehir merkezine 20 km uzaklıktaki orman içi dinlenme yeri, Eskişehir-Sarıcakaya yolu üzerindedir. Bitki örtüsünü oluşturan meşe ağaçlarıyla piknik yapmak için ideal bir alandır. 1998 yılında tesis edilmiştir.

Çatacık Orman İçi Dinlenme Yeri : 4 hektar büyüklüğünde, Mihalıççık ilçesi sınırları içerisindedir. 1967 yılında tesis edilmiştir. 1.350m m rakımdaki alan günübirlik kullanım tesislerine sahiptir. Sarıçam ormanı ve bitişiğindeki Geyik üretme istasyonundaki geyikler görülmeye değer güzelliktedir. İl merkezine 85 km, Mihalıççık ve Alpu’ya 40 km uzaklıktadır.

Hasırca : Eskişehir merkezine 30 km uzaklıkta bulunan piknik alanı, aynı zamanda Hasırca Çiftliği olarak da bilinir. Porsuk Barajı yakınlarındaki piknik alanında Kızılay’ın bir gençlik kampı bulunur. Çam ormanı içerisinde cilt hastalıklarına iyi gelen biri açık, diğeri kapalı iki kaplıcası vardır.

Kalabak Başı : Türken Dağı eteklerinde yer alan ve Eskişehir’in içme suyu kaynaklarının bulunduğu Kalabak Mevkii, temiz havası ve lezzetli içme sularıyla, orman içinde tercih edilen bir piknik alanıdır.

Şoförler Çeşmesi : Eskişehir merkezine 17 km uzaklıkta olan bu orman içi dinlenme yeri, özellikle kaliteli içme suyu ve doğal güzelliğiyle Eskişehir’lileri çeker.

Regülatör :Eskişehir-Kütahya karayolunun 5. km’sindedir. En çok tercih edilen piknik alanlarından biridir. DSİ’nin büyük bir regülatörünün hemen yanında yer alır. Piknik için her türlü olanak vardır.

 

Eskişehir Mihalıççık, Alpu ve Sarıcakaya Yabanıl Hayatı Koruma Sahası : Kuzeyi Mahmuthisar, Sarıyar Barajı, Gökçekaya Barajı ve Sakarya Nehri’nin güney kıyısını takiben Mayıslar Köyü, güneyi ise Kozyu, Çardak, Bahçekuyu, Ağaçhisar, Yukarıdereköy, Kozlubel, Sepetçi, Tandır ve Yarımca Köylerini birleştiren hat. Batısı Yarımca, Dağküplü’den Mayıslar Köyü. Doğusu Kozlu, Gözeler, Obruk, Mahmuthisar’ı takiben Sarıyar Barajı güney kıyısı.

Eskişehir Günyüzü-Kayakent Yaban Hayatı Koruma Sahası : Batısı Sakarya mahallesi, Musluk Boğazı mevki, yolu takiben Karacaören Köyüne kadar; Kuzeyi Karacaören Köyünden başlayarak yolu takiben Kuzuören Köyü, Selbelik, Üçcevizler sırtını takip eden stabilize yol, Kayakent-Gümüşkonak asfaltı, Karaağaç Ağılı mevki, Sakarya Nehrinin birleştiği yere kadar. Güneyi Çakmak Yaylası yolu, Sakarya Nehrini takiben Sakarya Mahallesi arasında kalan saha.

Eskişehir Sivrihisar-Balıkdamı Yaban Hayatı Koruma Sahası : Kurtşeyh-Ahiler yolu, Karaçayır mevki, Sakarya Nehri Karabent köprüsü; buradan Balıkkaya sırtı, Kurtşeyh Köyüne ulaşan yol arasında kalan saha.

 

 

 

Eskişehir Arkeoloji Müzesi

Adres: Akarbaşı Mahallesi
Atatürk Bulvarı No: 64
Tel : (+90-222) 230 13 71
Faks : (+90-222) 230 17 49

Yunus Emre Müzesi

Adres: Mihalıççık İlçesi Yunus Emre Beldesi
Yunus Emre Mezar ve Külliyesi
Tel/Faks : (+90-222) 647 50 31

Odunpazarı Belediyesi Lületaşı Müzesi:
Müzede pipoların yanı sıra lületaşından işlenerek yapılan takılar, hatıra ve kullanım eşyaları ile ulusal ve uluslar arası yarışmalara katılan heykelcikler yer almaktadır. Müzede ellinin üzerinde sanatçıya ait dört yüz eser sergilenmektedir.
Tel: (+90-222) 233 05 82

 

Çağdaş Cam Sanatları Müzesi
Yerli ve yabancı 50’ye yakın çağdaş cam sanatçısının eserlerinin bulunduğu müze Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Üniversitesi ve Cam Dostları Grubunun işbirliği ile oluşturuldu.

 

Cumhuriyet Tarihi Müzesi (Merkez)
Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Mimar Kemalettin’in 1916 yılında Turan Numune Mektebi olarak yaptırdığı binayı restore ederek 23 Nisan 1994’te Cumhuriyet Tarihi Müzesi olarak ziyarete açmıştır. Müzenin kuruluşundaki amaç Türkiye Cumhuriyetinin Kurtuluş Savaşı sonrasında kültürel, siyası, ekonomik, sosyal yapılanmasını belgelerle topluma yansıtılması, anlatılmasıdır.

Müzede Atatürk’ün giysileri, masa saati, tabak, çatal, bıçak, kaşık, kahve fincanları, ağızlığı, tespihi, bastonu, kılıcı, kırbacı, tabancası sergilenmektedir. Bunların yanı sıra Çanakkale ve Sakarya Savaşlarına, Kongrelere, İnönü Savaşlarına, Büyük Taarruza, Cumhuriyetin ilk yıllarına ait 131 fotoğraf, Atatürk’ün yaşamının çeşitli dönemlerine ait portreler de onları tamamlamaktadır. Ayrıca Kurtuluş Savaşının özeti, devrimleri yansıtan bir resim ve Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet Döneminde büyük hizmetleri olan Yavuz Kruvazörü, Muavenet-i Milliye, Nusret Mayın Gemisi, Alemdar Kurtarma Gemisi, Sütlüce Bandırma Vapuru ve Savarona gemilerinin maketleri de sergilenmektedir.

Müzede Atatürk ile ilgili video kasetlerini ve Atatürk ile Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili konuları içeren bir de kitaplık bulunmaktadır.

Paşa Mahallesi Lise Cad. No:11 Odunpazarı
Tel: (0222) 335 05 80
Faks: (0222) 335 05 80/4345

Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi

Müze, Türkiye’de bir ilk olan Anadolu Üniversitesi Karikatür Sanatını Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin yan kuruluşudur. Müzede; daimi sergi, değişken sergi bölümleri, portreler odası, Türk karikatür ustaları odası, Eskişehirli karikatürcüler odası ile kitaplık bölümleri bulunmaktadır. Müzede karikatür çalışmalarının yapılabileceği mekanlar da tasarlanmıştır.

Müzede karikatür arşivindeki eserler sergilenirken, alt kat salonunda yerli ve yabancı karikatürcülerin sergileri de aralıklı olarak sürdürülmektedir. Böylece sık sık yapılacak değişikliklerle yaşayan bir müze amaçlanmaktadır.

Adres:  Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi  Akcami Mah. Malhatun Sok. No:6

Odunpazarı ESKİŞEHİR

Tel:0 (222) 230 02 01

      0 (222) 335 05 80 / 1693

Müze; Bayram günleri ve pazartesi dışında her gün saat; 10.00- 18.00 arası ziyaretçilere açıktır.

 Seyitgazi Bor ve Etnoğrafya Müzesi

Adres: İkiçeşme Mah. Afyon Cad. Seyitgazi/Eskişehir

Tel&Fax : 0222 6712503

Cep Tel : 05448813293

1207 yılında Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubadın annesi Ümmühan Hatun tarafından yaptırılan Tarihi Selçuklu Hamamı ilçede Bor ve Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Türkiye’nin ilk bor Müzesi Seyitgazi ilçesinde kurulmuştur. Müzede Kırka Bigadiç Kestelek Emet ve Bandırma işletme Müdürlükleri tarafından çıkarılan bor madeni ve numuneleri, genel müdürlüğe ve işletme müdürlüklerine ait bilgi, ve fotoğraflar, bor madeni ile ilgili bilgiler, açık ocak maketi ve bordan üretilen sanayi ürünleri yer almaktadır.

Eskişehir’in tek Etnoğrafya müzesi olup eski ev eşyaları, tarım aletleri ile el sanatları ürünlerinden oluşan bir etnoğrafya müzesi Seyitgazi ilçesinde bulunmaktadır.

 

 

NASIL GİDİLİR?

Karayolu: Otogar şehir merkezine yaklaşık 2 km. uzaklıktadır. Bütün Belediye Otobüsleri ile şehrin her semtinden Otogara ulaşılabilmektedir. Ayrıca firmaların özel servisleri de bulunmaktadır.

Otogar Tel: (+90-222) 227 88 00 – 227 88 01

Demiryolu: Eskişehir’in demiryolu ulaşımı’da vardır.

İstasyon Tel: (+90-222) 225 55 55

 

 

İLÇELER:

Eskişehir ilinin ilçeleri; Alpu, Beylikova, Çifteler, Günyüzü, Han, İnönü, Mahmudiye, Mihalgazi, Mihalıççık, Seyitgazi ve Sivrihisar’dır

kaynak :http://www.eskisehir.gov.tr/ana

 

eskişehir

eskişehir

eskişehir

 

 benzer yazılar

Bodrum Gezilecek Yerler  

Bodrum Gezilecek Yerler

Tüplü Dalış Nerelerde, Nasıl Yapılır?  Nasıl bir heyecandır?  

Tüplü Dalış Nerelerde, Nasıl Yapılır? Nasıl bir heyecandır?

Assos Antik Kent nerede, nasıl gidilir? ve tarihi…  

Assos Antik Kent nerede, nasıl gidilir? ve tarihi…