Bu Kategoridesiniz : / 14 Şubat 2018 Çarşamba 07:53

GAZİANTEP

YAZIYI OYLA
[Total: 2 Average: 4]

Bu yazımızda siz www.gezenturkiye.com okuyucularına GAZİANTEP İLİMİZİ tanıtacağız.

Nüfusu:1.556.381
Alan kodu:+90 342
Yüzölçümü:7,64 km²
Plaka kodu:27

Gaziantep ilinin yerleştiği coğrafi alanın, ilk uygarlıkların doğup geliştiği Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunması, ayrıca güneyden ve Akdeniz’den gelip doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu ilin tarihinin çok renkli olmasını sağlamış, dolayısıyla tarih öncesi çağlardan beri insan topluluklarına yerleşme sahası ve uğrak yeri olmuştur. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması, Gaziantep’in önemini artırmış ve canlılığının sürekli olmasını sağlamıştır.

Gaziantep tarihinin devreleri Paleolitik, Kalkolitik, Neolitik dönemler, Tunç Çağı, Hitit, Med, Asur, Pers, İskender, Selökidler, Roma ve Bizans, İslam ve Türk devirleri olarak sıralanabilir. Bu dönemlerin izlerini günümüzde açık bir şekilde görmek mümkündür.

Gaziantep yöresinde adı bilinen ilk yerleşim merkezi, Dolike ( Doliche – Dolikhe ) şehridir. Gaziantep’in 10 km. kuzeyinde, Dülük köyü yakınlarındaki bu yerleşim yerinin adı, Bizans kaynaklarında Diba ( Daluk ) olarak geçmektedir. Dülük adının da bu sözcükten kaynaklandığı belirtilmektedir.

Şehir, Cumhuriyet öncesi yıllara kadar Ayıntap ( Ayıntab ) adıyla anıla gelmiştir. Bu adın benzerine ilk kez Haçlı Seferlerine ilişkin kroniklerde rastlanmaktadır. Urfalı Mateos ve Papaz Griro’nun, 1124 – 1155 yılları arasındaki seferlerde, Arapların Ayıntab adını verdikleri şehirden Hantap ( Hamptan ) diye söz ettiği anlatılmaktadır. Arapça “ parlak pınar ” anlamına gelen Ayıntab, Ermeni kaynaklarında Anthapt olarak geçer. Gaziantepli tarihçi Bedrüddin AYNİ’nin ifadesiyle Antep’in eski adı “Kala-i Füsus”dur. Kala-i Füsus “Yüzük Kalesi” demektir. Bedrüddin AYNİ’ye izafe edilen rivayete göre buranın kötü bir hakimi varmış. Birçok uygunsuz işler yaptıktan sonra ettiklerine pişman olmuş ve tövbe etmiştir. Adı Ayni olduğundan, halk “Ayni tövbe etti” demiştir. Bundan ötürü şehrin adı “Ayni Tövbe” Aynitap olarak kalmıştır.

Bir diğer rivayette ise; AYINTAP adını, suyunun güzelliğinden ve bolluğundan dolayı aldığı söylenmektedir. Zira, “ayın”; pınar, kaynak, suyun gözü anlamına gelmektedir. Dolayısıyla “tab”; güzel pınar ve güzel kaynak manasını ifade etmektedir. Yine ayrıca “Ayıntap” adındaki, “tab” ; güç ve takat anlamına gelmektedir. Şehre suyunun bolluğundan dolayı da bu ismin verildiği söylenmektedir.

İslam egemenliği sonrasında Ayıntab adı giderek Ayıntap’a dönüşmüştür. Fransız kuvvetlerine karşı şehrin, savunmasını bu uğurda verdiği 6317 şehide rağmen yılmadan, cesaretle sürdürmesi ve eşsiz bir direniş göstermesi nedeniyle 6 Şubat 1921 tarihinde T.B.M.M. tarafından “gazilik” unvanına layık görüldüğünden “Gaziayıntab” olmuştur. 1928 yılında ise, şehrin adı GAZİANTEP olarak değiştirilmiştir.

Akdeniz Bölgesi ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin birleşme noktasında yer alan ilimiz 36° 28′ ve 38° 01′ doğu boylamları ile 36° 38′ ve 37° 32′ kuzey enlemleri arasında bulunmaktadır.İlimizin doğusunda Şanlıurfa, batısında Osmaniye ve Hatay, kuzeyinde Kahramanmaraş, güneyinde Suriye, kuzeydoğusunda Adıyaman ve güneybatısında Kilis illeri bulunmaktadır.İlimiz 6222 km²’lik alanıyla Türkiye topraklarının yaklaşık olarak %1’lik bölümünü kapsamaktadır.

İlimizde genellikle dalgalı ve engebeli araziler yaygındır. Güneyde Hatay ve Osmaniye sınırını oluşturan Amanos (Nur) Dağları yer almaktadır. Burada tepeler 1527 m.’ye kadar yükselmektedir. İlin diğer dağlık kısmı ise bir yandan Nur Dağları’na paralel, İslahiye İlçesi ile Kilis İli arasında, güneyde Suriye’den başlayıp kuzeyde Kahramanmaraş sınırına ulaşmakta, diğer yandan ise ilin kuzey sınırını Kahramanmaraş ve Adıyaman sınırı boyunca, doğu da Fırat Nehri’ne kadar uzanmaktadır. Buradaki tepelerin yükseklikleri güneyden kuzeye doğru; Dormik Dağı 1250 m., İlkikiz Dağı 1200 m., Kas Dağı 1250 m., Sarıkaya Dağı 1250 m. ve Gülecik Dağı 1400 metredir. Araban ile Yavuzeli İlçeleri arasında bulunan Karadağ’ın yüksekliği ise 950 metredir.

Nur Dağları ile arasında kalan bölgede taban araziler yayılmıştır. Doğu kısmında bu dağlardan doğup Fırat Nehri’ne boşalan Karasu ve Merzimen Çayı boyunca vadi tabanı ve etek araziler göze çarpmaktadır. Gaziantep İlinin geriye kalan güney ve güneydoğusundaki dalgalı ondüleli arazilerin yanında Barak Ovası olarak anılan doğuda Fırat Nehri, güneyde Suriye sınırı boyunca düz ve hafif meyilli taban araziler yayılmış durumdadır.

Müzeler
Zeugma Mozaik Müzesi
Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi gerek yapısal kompleksi gerekse içinde yer alan eserleri açısından dünyanın en önemli müzeleri arasında yer almaktadır.
30.000 m² lik Gaziantep Eski Tekel Fabrikası arazisi üzerine kurulan Müze Binası, 3 adet bina topluluğundan oluşan kompleks bir yapıya sahiptir. İdari birimler ve 3500 m² oturum alanı olan ve 3 kattan oluşan yaklaşık 7.075 m² lik sergi salonları bulunmaktadır.
İki bin yıllık mozaiklerin yıllar içinde define avcılarının talanıyla eksilen parçaları, lazer sistemiyle görüntü olarak tamamlanmaktadır. Zeugma’daki mozaikler on üç renk armonisinden oluşmaktadır. Üç blok olarak inşa edilen Zeugma Mozaik Müzesi, mozaik ve arkeoloji müzeleriyle sergi ve konferans salonu olarak hizmet vermektedir. Müzede Zeugma’dan gelen mozaikler sergileniyor. Ayrıca Dünyaca ünlü “Çingene Kızı” mozaiği burada sergilenmektedir.

Bayazhan Gaziantep Kent Müzesi

Bayaz Ahmet Efendi tarafından 1909 yılında yaptırılmış olan Bayazhan’ın mülkiyeti 2005 yılında Gaziantep Büyükşehir Belediyesine geçmiş olup röleve, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanmış, Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından da onaylanmıştır. Belediyenin yapmış olduğu görüşmeler neticesinde TOKİ tarafından restorasyonu tamamlanmıştır.  Büyükşehir Belediyemiz tarafından şehrimize kazandırılan Bayazhan Gaziantep Kent Müzesi sesli rehber sistemi ile anlatılmaktadır. Odalardaki plazmalarda oynayan filmlerin sesleri ve maketlerin bilgileri otomatik olarak kulaklıktan dinlenmekte olup, kiosklardan Kent Rehberine ulaşılabilinmektedir. Gaziantep’i her yönü ile anlatan ve çeşitli güzelliklerini tek mekânda seyrettirmeyi amaçlayan müze ziyaretçilerine Gaziantep hakkında çok geniş bilgi sunmaktadır.

Yesemek Açık Hava Müzesi
Yesemek Açık Hava Müzesi İslahiye ilçesine 23 km. uzaklıktaki yamaç üzerinde bulunmaktadır. Karatepe Sırtı ismi ile anılan bu yamaç aynı zamanda Kurt Dağı’nın güney uzantısını oluşturmaktadır.
Yesemek Heykel yapım Atölyesi ilk kez Hitit döneminde I.Şuppilluma zamanında (MÖ1375-1335) işletmeye açılmış ve yöredeki yerli halk Huriler burada çalıştırılmıştır.Hitilerden sonraki dönemlere ait ele geçen heykellerde Asur ve Suriye etkileri de görülmektedir. Sonraki dönemlerde bu bölgeye gelen Aramiler heykellere kendi kültürlerini yansıtmışlardır. Bu nedenle de Yesemek Heykel Atölyesi çeşitli devletlerin, çeşitli kültürlerini yansıtan önemli bir merkezdir. Ancak buradaki Şam’al Krallığı MÖ.VIII.yüzyılın sonlarında Asurlular tarafından yıkıldıktan sonra heykel atölyesi önemini kaybetmiş, burada çalışanlar Yesemek’i terk etmişlerdir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı yönetimindeki açık hava müzesinin bulunduğu yerdeki Yesemek ilk defa 1890 yılında Zincirli’de (Sam’al) kazı yapan Felix Von Lusvhan tarafından bulunmuştur. Yesemek’teki kazı çalışmaları 1958 – 1961 yılları arasında Prof. Dr. Bahadır Alkım başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmüş ve 200’e yakın heykel ortaya çıkarılmıştır. Daha sonra İlhan Temizsoy tarafından yapılan arkeolojik kazılarda 300’e yakın heykel ve heykel taslağı ortaya çıkarılmıştır. Bunun üzerine Gaziantep Müzesi Müdürlüğü çevre düzenlemesi yaparak burasını Açık Hava Müzesi haline getirmiştir.
Yesemek 100 dönümlük bir alan üzerinde kurulmuş bir heykel yapım atölyesidir. Burada yapılacak heykeller önce bazalt bloklardan parçalar halinde ayrılmaktadır. Bunun için de bazalt blokları içerisinde oyuklar açılmakta, içlerine kuru ağaçlar yerleştirildikten sonra üzerlerine su dökülmektedir. Böylece şişen ağaçlar bazalt blok taşların birbirinden ayrılmasını sağlamaktadır. Bundan sonra taşların yüzeyleri düzeltilmekte ve Yesemek atölyesinde istenilen şekillere getirilmektedir. Bunun için de yapılacak şeklin konturları, detayları çekiç ve kalemle çizilmekte ve özenle işlenmektedir. Günümüzde Yesemek Açık Hava Müzesinde 300’ün üzerinde yontu taslağı sergilenmektedir. Ayrıca burada sfenksler, aslanlar, çeşitli tanrılar, hayvanlar ve mimari parçalar da bulunmaktadır.
Gaziantep Savaş Müzesi
Şahinbey Belediyesi tarafından hazırlanan Gaziantep Savaş Müzesi; Şehreküstü de Şehitler Parkı’nın yanında, 12 odalı tarihi binada hizmet veriyor. Aziz Şehitlerimizin ilk defnedildikleri yerde; Esenbek Camii haziresindeki Antep Harbi Şehitliğinin yanında yükselen müze, asrın en adaletsiz işgaline karşı, şehir halkının verdiği mücadeleyi anlatıyor.
Müze; bahçesinde bulunan ve kaleden indirilen Ramazan Topu’nun bir benzeri ve yeşillikler içinde mavi gök kubbeyi kucaklayan bir hayat karşılıyor ziyaretçilerini.
Müze binasının altında bulunan mağara ve buradan şehrin farklı yönlerine açılan geçitlerin bulunduğu mağara sergi alanı; Antep’in koca bir orduya karşı koyuşunun sırrını, mermi toplayan çocuklar canlandırması, İmalat-ı Harbiye canlandırması, savaşta kadınlarımız canlandırması, Şehitlerin nakli ve Çello’nun Emine’si canlandırması ile haykırıyor.
Müze; Fransız’ın Antep’i çelik bir çember içine alınca, cephanesiz kalan müdâfilere; şehrin fedakâr ustalarının söğüt ağacı kömürü+güherçile ve kükürtle yaptıkları kara barutu; 1920’li yıllardaki acımasız işgali ve şehir halkının bu işgale karşı koyuşunu, topla tüfekle değil, kendi icadı; Tak takı ve bir çift bakır sahanla yapılan Sahan Bomba’sını tanıtıyor. Şehit ve Gazilerin; kazmayla, kürekle en önemlisi de yürekleri ile yazdıkları destanı anlatıyor.
Gaziantep Savunmasına dair belgelerin kronolojik sırayla anlatıldığı, tarihi binada, İngiliz ve Fransızlara ait silah parçaları, şehir halkının kullandığı tabanca, av tüfeği, kılıç, kama, et satırı, kazma, kürek ve nacaklarla şehitlere ait birçok eşya sergileniyor.
Müzedeki panolar, bir tüfek için Kızını Evlatlık Veren Baba’nın, şehir aç kalınca ölmüş hayvan etini kapışan anaların, düşman tanklarına karşı: “Demirle adam döğüşür mü? Erkekseniz piyadenizi gönderin” diye haykıran yiğitleri anlatıyor. Nice kahramanlık olaylarını, semt reislerinin, Antepli Yedek Subayların, Rütbesiz Kahramanların fotoğraflarını, feryatları, ağıtları sergiliyor. İşgalin tüm detayları, Şehitkamil, Şahinbey, Özdemirbey, Dokurcum Değirmeninde can veren 14 yürek, İlk Kurşun, Mağarabaşı Taarruzu, Samsak Tepe Taarruzu, Karatarla Mitingi’ne dair belgeler peşi sıra geliyor, müze duvarlarındaki panolarda. Vatan deyince, namus deyince nasıl mücadele edileceğini, nasıl ölüneceğini gösteriyor dünyaya.
Müze teşhirine yansıttığı gerçeklerle, yalnız başına kalan Antep’in, Fransız tümenine ve Ermeni gönüllü alayına karşı koyuşunun sırrını açıklıyor.
Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi
Bey Mahallesi’nde bulunan tarihi bir binada yer alan müze, binası 1985 yılında çok harap bir vaziyette iken satın alıp restorasyonu tamamlandıktan sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağışlayan işadamı Hasan Süzer’in adını taşıyor. Bu müze eskiden Gaziantep’ te yaşayan insanların kullandıkları eşyaları ve yaşayış şekillerini çok iyi bir şekilde anlatmaktadır.

Emine Göğüş Gaziantep Mutfak Müzesi

Gaziantep Kalesinin güneyinde bulunan 1909 yılında inşaatı tamamlanan Göğüş Konağı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından 2008 yılında restore edilerek Türkiye’nin ilk ve tek mutfak müzesi, Emine Göğüş Gaziantep Mutfak Müzesi olarak açıldı. Emine Göğüş Gaziantep Mutfak Müzesi’nde Gaziantep’in geleneksel mutfak kültürü tanıtılmaktadır. Gaziantep Mutfağı’nda kullanılan mutfak malzemeleri, tabak, bardak, çatal – kaşık, servis tabakları, bakır eşyalar, sahanlar, sefer tasları özel vitrinlerde sergilenmektedir.

Medusa Cam Müzesi
Müze Gaziantep Kalesi’nin yakınlarına inşa edilmiş olup Türkiye’nin ilk özel cam eserler müzesidir. Müze binası, tarihi bir Antep Evidir. Müze daha çok Roma, Bizans ve İslam döneminden eserlere ev sahipliği yapmaktadır.
Ömer Ersoy Kültür Merkezi
Aziz Bedros Kilisesi, Gaziantep’te bulunan tarihi bir kilisedir. Kilise, ulaşılan kaynaklara göre 1723 yılında inşa edilmiştir. 2005 yılında, belediyenin yol açma çalışmaları esnasında ortaya çıkmıştır. Şimdi ise kilise, Ömer Ersoy Kültür Merkezi adı altında bir müzeye dönüştürülmüştür. Gaziantep`te, yol çalışması sırasında tesadüf eseri gün ışığına çıkarılan 450 yıllık bir geçmişi vardır.
Tarihi Gaziantep Camileri
Tarihi Gaziantep Camileri, Antep kentinin siluetine sağladıkları görsel katkı ve fonksiyonlarına bağlı olarak yerine getirdikleri sosyal katkının yanı sıra kent içindeki konumları ve yapım tarihleri ile bağlantılı olarak kentin gelişiminin izlenmesine olanak sağlayan belgesel nitelikleri ile de kentin vazgeçilmez mimari değerleridirler.
Gaziantep kentinde, aynı niteliklere sahip diğer Anadolu kentlerinde olduğu gibi dini yapılar yerleşimin en küçük birimini meydana getiren mahallelerin merkezini oluştururlar. Özellikle Osmanlı Döneminde din adamlarının dini görevleri dışında en önemli görevlerinden birinin de devletin buyruklarını halka iletmek olduğundan, dini yapılar sadece ibadet amacıyla değil, yönetimsel konuların iletilmesi için de kullanılan bir toplantı mekanı olmuşlardır. Üstlendikleri bu fonksiyonlar ile dini yapılar gerçekten de her anlamda mahallelerin merkezini oluşturmuşlar, konutlar ve diğer yapılarda dini yapıların çevresinde gelişmiştir. Dini yapıların bu hiyerarşik düzendeki önemi, içlerinde yer aldıkları mahallelere ad vermelerinden de anlaşılmaktadır. 16. yüzyıl Antep Liva Defterlerine göre kenti oluşturan mahallelerin adlarına bakılacak olursa mahalleler ile sınırları içinde yer alan dini yapıların genelde aynı adı taşıdıkları görülür.
Müslümanların ibadet yeri ve insanların sosyal ihtiyaçlarına cevap verebilecek ünitelere ve sanatsal değere sahip tarihi Gaziantep camilerinden bahseden ve bunlar hakkında bilgi veren belli başlı üç eser vardır. Bu eserler; 1-Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 2-Şer’i Mahkeme Sicilleri, 3-Risale-i Fi Tarif Kaza-yı Aynitap’tır.
Hemen hemen hepsinin yapımında kesme taş kullanılan tarihi Gaziantep camileri, plan ve süsleme bakımından birbirinden farklıdır.Ancak Camilerin plan oluşumlarında ve minarelerinde Arap mimarisinin etkisi görülmektedir. Genellikle dikdörtgen planlı olan ve son cemaat yeri bulunan iki nefli yapılar grubunda, duvarlarda kademeler yapan nişler kullanılmış ve bu nişlerin içine pencereler yerleştirilmiş,üstleri çapraz tonozlarla örtülmüştür. Nefleri payeler ayırmaktadır.
Bu tip yapıların en eski örneği Ahmet Çelebi Camii’dir. Hacı Nasır Camii’nin burmalı minaresi, Handaniye, Eyüpoğlu ve Esenbek Camilerinin portal süslemeleri önemlidir. Handaniye Camii minaresinin şerefesi altında XVI. yy. İznik çinileri bulunmaktadır. Boyacı Camii ise minberindeki ahşap işçiliğinin, Gaziantep’in en eski örneği olması bakımından önemlidir.
Tarihi Gaziantep Camilerinin cephelerinde, farklı renkte taşların kullanımları ile oluşturulmuş kompozisyonların hakim olduğu bir düzenleme görülür. Bu düzenleme de yöreden çıkarılan sarı (havara ve kıymık), siyah (kara taş) ve kırmızı (kırmızı mermer) renkli taşlar kullanılmıştır. Yapılarda bezemenin hakim olduğu en önemli yapı elemanları minareleridir. Çoğunluğu kapalı şerefeli olan minarelerin ince bir taş işçiliğinin ürünü olan şerefe-gövde bağlantıları, gövdelerinde yer alan kabartmalar ve çini tabaklar ile şerefe korkuluklarında yer alan motifler bu düzenlemelerde kullanılan başlıca öğelerdir.
Osmanlı döneminde dini yapılarda meydana gelen en önemli değişimlerden biri de mescit olarak inşa edilen bir çok yapının gerekli değişiklikler yapılarak camiye çevrilmesidir. Bu dönem yapılarından Bostancı,Ömer Şeyh,Kozluca,Hacı Veli, Karatarla,Hacı Nasır,Karagöz ve Bekirbey camileri önce mescid olarak inşa edilmiş, daha sonra camiye çevrilen yapılardır.
Bölgede 1822 tarihinde meydana gelen deprem ve özellikle de Antep Harbi sırasında kullanılan top mermileri yapılarda oldukça büyük tahribata neden olmuştur. Savaş sırasında özellikle hedef alınmaları nedeniyle çoğu yıkılan minareler savaş sonrasında genelde aslına uygun olarak yeniden yapılmışlardır. Bu onarımlar sırasında en büyük değişiklikler ise camilerin üst örtülerinde gerçekleşmiştir. Orjinalde üst örtü olarak düz dam ve üzeri hasır malzeme ile kaplanmış kubbelerin kullanıldığı yapıların çoğunun üst örtüsü, kubbeleri dışarıdan algılanmayacak şekilde kırma çatı olarak değiştirilmiştir. Bu onarımlar sırasında plan şemaları özgünlüğünü korumuştur. Camilerin fonksiyonlarını günümüzde de devam ettirmeleri korunmalarındaki en önemli etken olmuştur. Gaziantep Savunması sırasında kentte yaklaşık 50 civarında caminin olduğu anlaşılmış, fakat bunlardan bazıları yıkılarak harabe haline gelmiş ve ancak 30 tanesi korunarak günümüze kadar ulaşabilmiş ve ibadete açık durumdadır.
Gaziantep’te son yıllarda inşa edilen modern camilerde süsleme sanatı çok zengin olup, bu camiler çini işlemeleri ve hat sanatıyla dikkatleri çekmektedir. Gaziantep’te Pişirici ve Balıklı olmak üzere iki mescidin yanı sıra tarihi camilerden bazıları şunlardır:
Ömeriye Cami
Gaziantep’in Düğmeci Mahallesinde bulunan bu tarihi cami, Antep’in en eski camisidir. 607 hicri (l2l0 miladi) yılında tamir geçirdiği kayıtlarda yazmaktadır. Caminin kimin tarafından yapıldığı tam olarak bilinmemekle birlikte Halife Hz.Ömer zamanında yapıldığı, yada Hz.Ömer’in kızından olma torunu Emevi Halifesi Ömer Bin Abdülaziz tarafından yaptırıldığı söylendiği gibi, birincisinin yaptırıp ikincisinin onarttığı hakkında da söylentiler de vardır.
Caminin bir diğer adı da İki Ömer anlamında “Ömereyn” dir. Caminin taç kapısı ve mihrabı ak-kara taşlarla örülmüştür. Minare şerefesinin korkuluklarında oyma taş işçiliğinin güzel örnekleri görülmektedir. Hatta minarenin bedeninde Antep Savunmasının dehşetli günlerinden kalan mermi ve şarapnel parçalarının izlerini görmek mümkündür.
Halk arasında anlatılan bir rivayete göre, bu cami her yıl tabana doğru çökmekte ve toprağa gömülmektedir. Tamamen battığı zaman kıyametin kopacağı gibi söylentiler vardır.
Ali Nacar Cami
Tabakhane bölgesi Yaprak mahallesinde Alleben Deresi’nin akışına göre sol tarafında bulunmaktadır. Vesikalarda Ali adında bir marangoz tarafından yaptırıldığı görülmüştür. Müezzin mahfiline çıkan merdiven üzerinde 1213 Hicri tarihi yazmaktadır. Bu hicri tarihin caminin onarım tarihi olduğunda birleşilmektedir.
Boyacı Cami
Hamdi Kutlar Caddesi ile Kutlar Sokağının birleştiği yerde bulunmaktadır. Kadı Kemalettin tarafından yaptırılmıştır. Caminin minberi üzerindeki oyma kitabede 759 Hicri (1358 Miladi) tarihi yazmaktadır. Ancak bu tarihten daha önce yapıldığı kanaati hakimdir. Caminin özelliklerinden birisi de minberin alttan kızaklı olması ve duvarda özel olarak yapılan bölmesine girip çıkabilmesidir. Avlu girişinin sağında tek şerefeli çokgen gövdeli peteksiz bir minaresi bulunmaktadır. Ayrıca Gaziantep’in en büyük camilerinden olan Boyacı Camii’nin içindeki ince ahşap işçiliği dikkat çekicidir.
Şeyh Fethullah Cami Ve Külliyesi
Kepenek mahallesinde bulunmaktadır. Halk arasında bu camiye “Aşağı Şeyh Camii” de denilmektedir. Caminin banisi, keramet sahibi ve ermiş bir kişi olan Şeyh Fethullah ; Halife Hz. Ebubekir soyundan gelmektedir. Hicri 971 (Miladi 1564) tarihinde yapılmıştır. Harim, ortada sekizgen taş ayağa oturan ve yelpaze şeklinde açılan tonozlarla, askı kemerlere bağlanan bir örtü sistemine sahiptir. Bu tür örtü sistemi Şeyh Fethullah Camiinden başka şimdiye kadar hiç bir camide görülmemiştir. Ortadaki sekiz köşeli taş ayağa rağmen bu cami merkezi planlı camiler grubuna dahil edilebilir. Genelde merkezi planlı camiler kubbe ile örtülüdür.
Şeyh Fethullah Camii tonozla örtülü olmasına ve ortada ayağı ihtiva etmesine rağmen merkezi mekan bütünlüğünü muhafaza etmiştir. Caminin portal, mihrap, minber ve pencere sövelerinde renkli taş işçiliği bakımından Memluklu sanatının etkileri görülmektedir. Ancak portal kavsarası ile caminin içindeki pencere alınlıklarının süslemesinde Osmanlı sanat üslubunun özelliklerini de görmek mümkündür. Harimin gerisinde son cemaat yeri ve dış avlu mevcuttur. Giriş zeminindeki renkli taş döşemesi bölgeye has bir özelliktir. Tek şerefeli bodur minaresi vardır.Şeyh Fethullah camii; zaviyesi, kasteli, medresesi ve hamamıyla bir külliye olarak inşa edilmiştir. Antep Savunmasında şehit düşen Karayılan ( Molla Mehmet)’ın mezarı cami bahçesindedir. Bu caminin diğer camilerden farklı olan özellikleri şunlardır:
1- Cami olarak inşa edilmiştir.
2- İlk yapıldığı gibi kalmış olup, genişletilmemiştir.
3- Diğer camilerde Osmanlı ve Arap mimarisi özellikleri varken, bu camide Selçuklu mimarisi özelliği vardır.
4- Banisi kutsal sayılmakta, kendine özgü mimarisi bulunmaktadır.
5- Antep Savunmasında şehit olan Karayılan (Molla Mehmet) ‘ın mezarı burada bulunmaktadır.
6- Bu caminin eşi benzeri dünyada bir daha yapılmamıştır.
İhsanbey (Esenbek) Cami
Şehitler caddesi üzerinde bulunan caminin eski kayıtlarda ismi “Esenbek” olarak geçmekte ve ne zaman yapıldığına dair kesin bir bilgide bulunmamaktadır. Mabetin altında eskiden caminin su ihtiyacını karşılayan bir kastel bulunmaktadır. Kastele avlu kapısının hemen önünden karataştan yapılma 25 merdivenle inilir.
Hacı Nasır Cami
Hacı Nasır adında bir kişi tarafından bugün Elmacı Pazarı denen yerde mescid olarak yaptırılmıştır. Hacı Nasır, 16. yüzyılda yaşamış olup, yapımı da 16. yüzyıla tarihlenmektedir. 130-140 yıl sonra Kamalakzade Hacı Mahmut oğlu Hasan Ağa tarafından mescide minber konularak camiye dönüştürüldü. En önemli onarımını Miladi 1812 (Hicri 1227) yılında geçirdiği kapısının üzerindeki kitabesinden anlaşılmaktadır.
Handaniye (Handan Bey) Cami
Karagöz mahallesindedir. Bu camiye Handan Bey Camii de denilmektedir. Caminin Miladi 1647 yılındaki kayıtlarda ismi Handan Bey olarak geçmektedir. Antep’te yaşamış Erzincanlı beylerin en fakiri sayılan Handan Ağa tarafından yaptırılmıştır. Gelir getiren bir de saraçhanesi olan cami, Miladi 1791 yılında yeniden yapıldı. Caminin onarımlarında bundan sonra saraçhaneden alınan gelir kullanılmaya başlandı. Antep Savunması’nda cami ibadet yapılamayacak duruma gelmişti. Daha sonra yeniden bir onarım geçirmiştir.
Eyüpoğlu Cami
Kendi adıyla anılan Eyüpoğlu mahallesindedir. Caminin yapılış tarihi ve kimin tarafından yapıldığı veya yaptırıldığı konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. 1586 tarihli Şer-i Mahkeme Sicillerinden bu tarihten önce yapıldığını anlıyoruz. İçten çapraz tonozludur. Altı gözlü son cemaat yerinin gerisinde duvarla çevrili dış avlusu mevcuttur. Mihrap siyah vişne çürüğü ve beyaz mermerle çeşitli geometrik şekillerden oluşan süslemeyi ihtiva eder. Merdivenle çıkmalı minberi ve vaaz kürsüsü mevcuttur. Minaresi tek şerefeli olup şerefe altı mukarnaslıdır.Gövde ve petek kısımları bilezik ve sağır kemerlerle süslenmiştir.
Kılınçoğlu Cami
Kılınçoğlu mahallesinde bulunmaktadır. Hicri Şaban Ayı 1186 tarihli ve diğer belgelerden bu mabedin H.1083 (M.1672) yılından önce Kılınçoğlu Hamza Bey tarafından mescit olarak yaptırıldığı, daha sonra Osman Efendi adlı bir hayırsever tarafından minber eklenerek camiye çevirdiği anlaşılmaktadır. Bu caminin en ilginç yanı duvarlarının kale suru gibi kalın olmasıdır.
Ömer Şeyh Cami
Ömer Şeyh tarafından bugünkü merkez Yazıcık mevkiinde Turna sokağın köşesinde inşaa edilmiştir.Kesin olarak ne zaman yapıldığı bilinmemekle birlikte H.967 (M.1559) yılı Şeri Mahkeme sicili kayıtlarına göre bu tarihten önce en azından mescit olarak yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Bostancı Cami
Şehir merkezi Bostancı Mahallesinde Bostancı cami sokakta bulunan caminin hangi tarihte ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.Ancak H.965 ve 967 tarihli Şeri Mahkeme sicillerinde adı Bostancılar Mescidi olarak geçmektedir.Bu belgelerden caminin yapılışının M.1557 yılından önce olduğu anlaşılmaktadır.
Kabasakal Cami
Şehreküstü semti Kocaoğlan mahallesindeki Ahmet Çelebi İlköğretim okulunun kuzeyinde bulunmaktadır. Hacı Ahmet adında birisi tarafından mescit olarak yaptırılmış, Kabasakaloğlu İsmailoğlu Hamza Ağa tarafından minber eklenerek camiye çevrilmiştir.Hamza Ağa’nın H.1114 tarihinde öldüğü veraset belgesinden anlaşılmaktadır.Buna göre caminin yapımı M.1702 tarihinden daha önce olması gerekir.
Ahmet Çelebi Cami
Ulucanlar Mahallesindedir. Caminin kurucusu Peygamber soyundan Hacı Osman oğlu Şeyh Ramazan Efendi’dir. Bu eser medrese, cami, kastel olarak peş peşe sıralanmıştır. Cami sonradan ilave edilen medreseyi yaptıran Ahmet Çelebi’nin adıyla anılmaktadır. Caminin; kitabesinden l083 hicri (l672 miladi) tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır.Bahçesinde bulunan kastele l2’si kesme taştan, 32’si kayaya oyma 44 merdivenle inilir. Cami ahşap işçiliğinin eşsiz örneklerini yansıtmakta olup, ayrıca kadınların da ibadet etmeleri için ayrı bir bölümü vardır.
Alaybey (Gami Bey) Cami
Alaybey mahallesi Gaziler caddesi üzerinde bulunmaktadır.Caminin yapılış tarihiyle ilgili kesin bir bilgi yoktur. Ancak 4 Zilkade 1005 (M.1596) tarihli mahkeme kayıtlarından caminin M.1595 tarihinden önce yapıldığı H.1224 tarihinde yeni bir onarım gördüğü de kitabesinden anlaşılmaktadır. Camiyi yaptıran kişinin Alaybeyi olan bir komutan olduğu bilinmektedir. Camide kesme taş işçiliğinin güzel örnekleri bulunmaktadır. Üç ayağa oturan dört kemer gözlü olan son cemaat yeri çapraz tonozla örtülüdür. Dışarıda küçük bir avlusu vardır. Kuzey-doğu köşedeki minare çokgen gövdeli ve tek şerefelidir. Merdivenle çıkmalı minberi ve vaaz kürsüsü vardır.
Şirvani (Şirvani Mehmet Efendi) Cami
Gaziantep Kalesi’nin batısında Seferpaşa Mahallesinde bulunmaktadır.Eskiden tarihi Gaziantep camileri içerisinde minaresi iki şerefeli olan tek cami olduğundan bu camiye halk tarafından “İki Şerefeli Cami” de denir. Şirvani Mehmet Efendi , camiyi yaptıran kişinin adıdır. Rivayete göre Şirvani Seyit Mehmet Efendi Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in soyundan gelmektedir. Caminin yapılış tarihinin Miladi 1677 tarihinden önce olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Bir efsaneye göre cami herhangi bir nedenle yıkılırsa onu yeniden yapacak kadar altın ve gümüşün temelinde gömülü olduğu söylenir. Camide eskiden dervişlerin zikrettikleri bir oda ve ahşap işçiliğinin güzel örnekleriyle süslenmiş bir müezzin mahfili de bulunmaktaydı. Bir başka önemli bölüm ise Boyacı Camiinde olduğu gibi minberin alttan kızaklı olması, duvarda yapılan özel bölmesine girip çıkabilmesidir.
Tahtani(Tahtalı) Cami
Gaziantep Kalesi’nin yanında Şekeroğlu Mahallesi Uzun Çarşı caddesi üzerindedir. Caminin yaptıranı ve yapıldığı tarih hakkında kesin bilgilere rastlanmamıştır. Ancak Miladi 1557 tarihli bir belgede adından söz edilmektedir.M.1563 yılında Maraş Valisi Osman Paşa tarafından tamir ettirildiği anlaşılmaktadır. Caminin ismi önceleri Tahtani olarak söyleniyordu.Bir söylentiye göre cami ağaçtan yapılmıştır.Bu nedenle halk tarafından camiye Tahtalı Cami de denmiştir. Bu cami yararına vakıflar bırakıldığı ve çeşitli amaçlarla kurulmuş vakıfların vakfiyelerinde Tahtani camisine de kaynak sağlandığı kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Alaüddevle (Ali Dola) Cami
Uzun Çarsı’nın batısında Eski Saray Caddesi’ndedir. Halk arasında Ali Dola Camii de denilmektedir. Alaüddevle Maraş”ta hakimiyet sürdüren Dulkadiroğlu Beyliğinin son beyidir. Caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber camiyi yaptıran Alaüddevle’nin Miladi 1515 tarihinde vefat ettiği düşünülürse bu tarihten önce yaptırıldığı ortaya çıkmaktadır.Sadece minaresi yıkılmadan günümüze ulaşabilen cami, 1901 yılında giriş yüzü siyah ve beyaz taşlardan tek kubbeli olarak yeniden yapılmıştır. Caminin mimarı Armenek, ustabaşısı da Kirkor’dur. Hıristiyan sanatında görülen kemer içinde ki küçük sütunlu pencere ve üzerinde yuvarlak bir pencereden oluşan sistem burada da uygulanmaktadır. Mihrabın üçgen bir alınlık içine alınması yine kiliselerden alınma bir özelliktir. Ayrıca yan duvar pencerelerinin etraf silmelerinin büyük ebatta yapılmaları ve içerideki mihrap süslemeleri ise barok özellikleri ihtiva eder.
Tekke (Tekke Mevlevihane) Cami
Kozluca Mahallesi Küçük Pazar sokağının güneyindedir.Resmi kayıtlarda adı Mevlevihane Camisi olarak geçer. Ancak halk tarafından Tekke Camii olarak bilinir. Cami, hücreler, semahane, yönetim ve Mevlevi dervişlerinin oturma odaları, tuvaletler, havuzlar, küçük ve kısa minaresinden oluşan eserler topluluğudur. Cami M.1638 yılında Mustafa Ağa adında bir Türkmen Ağası tarafından yaptırılmıştır.Miladi 1901-1903 (H.1319 ve 1321) yıllarında çıkan büyük yangınlarla gelir getiren yapıları tamamıyla yanmıştır.Zamanın Mevlevi Şeyhi ve vakfın mütevellisi olan Şeyh Mehmet Münip Efendi tarafından yanan yerler yeniden yaptırılmıştır.Caminin minaresi,altından geçen yol nedeniyle dikkat çekicidir.
Karatarla Cami
Karatarla Mahallesi Eski Saray caddesi Kunduracılar çarşısındadır.Mescit olarak inşaa edilmiş, Gergeri Halil Çavuş adında bir hayırsever tarafından genişletilerek cami durumuna getirilmiştir. Yapılan bu değişiklik Hicri 1063 tarihli belgelerden anlaşılmaktadır. Gaziantep’teki camilerin minareleri içerisinde en zarif olanıdır.
Kozanlı Cami
Kozanlı Mahallesi Kozanlı sokakta bulunmaktadır.H.1065 ve 1057 tarihli Şeri Mahkeme Sicillerinde mescit olarak geçmektedir.Kozanlıdaki mabedin H.1088 tarihli Şeri Mahkeme Sicilleri kaydında Üstat Ali Bey’in yaptırdığı cami olarak geçmektedir.Caminin örtüsü içten çapraz tonozludur.Çıkmalı çift minberi ,üç gözlü son cemaat yeri,tek şerefeli bodur bir minaresi mevcuttur.
Nuri Mehmet Paşa Cami
Çukur Mahallesi Suburcu Caddesi üzerindedir. Şer-i Mahkeme Sicillerinden ve bir fermandan anlaşılacağı üzere Nuri Mehmet Paşa tarafından 1786 (Hicri 1200) yılından bir kaç yıl önce yaptırılmıştır. Harim mihraba paralel, tek sıra dört kare gövdeli ayakla enlemesine ikiye ayrılmıştır. Mihrap önü kubbe ile yanlar çapraz tonozla örtülüdür. Son cemaat mahalli ise beş kubbelidir. Dış avlu ile son cemaat yerinin birleştiği bölümde klasik Osmanlı tarzındaki iki şerefeli minare yükselir. Mihrap; sarı, siyah, bordo renkli mermer malzeme ile zikzak motif ihtiva eden süslemeye sahiptir. Mihrabın yanlarında birer balkon minber mevcuttur. Girişin üzerinde ahşaptan yapılmış bir bey mahfili bulunur. Mahfil kalem işi ile yapılmış çeşitli geometrik ve bitkisel motifleri ihtiva eder. Gaziantep Savunmasında zarar gören cami;bir ara askeri depo,1958’den sonra da Müze olarak faaliyet göstermiştir.1968 yılından sonra ise onarılarak yeniden ibadete açılmıştır.
Hüseyin Paşa Cami 
Gaziler Caddesi üzerindedir. 1719 (Hicri 1131) yılında Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mahkeme sicillerinde mimar olarak Hüseyin oğlu Osman adı geçmektedir. Dikdörtgen planlı camide, iki ayağın ve duvarların taşıdığı eşdeğerde altı kubbeli örtü sistemi uygulanmıştır. Son cemaat yeri de sivri kemerlere oturan üç kubbe ile örtülüdür. Duvarlarla çevrili dış avlusu mevcuttur. Mihrap geometrik taşlarla süslenmiştir. Mermer olan klasik minber, ahşap korkuluklara sahiptir. Minare çokgen gövdeli ve iki şerefelidir.Cami ile ilgili çok sayıda vakıf kurulmuş, bir çok vakıf tarafından da cami yararına vakfiyelerine şartlar konulmuştur.
Ağa Cami
Tunus’lu Antep Kaymakamı Ferruh Ağa (Bey) tarafından merkez Şehreküstü, Suyabatmaz Mahallesi Şehitler Caddesinde, Miladi 1554-1559 tarihleri arasında yaptırılmıştır.
Kurtuluş Cami
Gaziantep’in Tepebaşı Mahallesindedir. 1892 yılında kilise olarak yapılan cami önceleri kilise ve cezaevi olarak kullanılmıştır. Bir tarih hazinesi gibi eski ihtişamından hiç bir şey kaybetmeyen Kurtuluş Cami, Gaziantep’in en büyük camilerindendir.
Gaziantep’in Diğer Camiler
Kozluca Camii, Hacı Veli Camii, Karagöz Camii, Kanalıcı Camii, Bekirbey Camii, Çınarlı Camii, Şahveli Camii, Ayşebacı Camii vd.
ABA DOKUMACILIK
Hayvancılığın yaygın olduğu toplumlarda hayvansal ürünlerin, ihtiyaçlara göre en yaygın olarak kullanıldığı alan dokumacılıktır. Tarihi kaynaklardan, Orta Asya’da yaşayan göçebe Türklerin, kilim, aba, çuha gibi açkı ve örtünme amaçlı dokuma ürünleri yaptığı bilinmektedir. Daha çok tarikat mensupları ve medrese öğrencileri tarafından kullanılmıştır. Aba dokuma tarihsel olarak 17.yüzyıla dayanmaktadır. Evliya Çelebi seyahatnamelerinde de Aba Dokumacılığından bahsetmektedir. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Aba Dokumacılığı meslek haline gelmiştir. Sanayileşmeyle birlikte Abaya olan talep azalmış ve Gaziantep’te aba sadece Gaziantep Üniversitesi’nde koruma altına alınmış ve mesleğin son temsilcisi de bu Üniversite’de çalışmalarını devam etmektedir. (Şehr-i Ayıntab-ı Cihan Gaziantep)
Aba, deve, öküz ve at tüyünden, keçi kılından ve koyun yününden, dokunan özel bir kumaştan yapılan erkek giysisidir. (Gaziantep El ve Ev Sanatları, Gaziantep İKTM) Gaziantep’te kullanılan bir üst giysisidir. Aba Türk Dil Kurumu tarafından, “Yünün dövülmesiyle yapılan kalın ve kaba kumaş”  ve “ Bu kumaştan yapılmış yakasız ve uzun üstlük” şeklinde tanımlanır. Abanın üst tarafında başın; yan tarafından kolların geçmesi için birer delik, kolları yoktur. Eskiden kumaşın dokunmasında kullanılan tüy, kıl ve yünler; toprak, mor, boya, ceviz kabuğu, ceviz kökü, haylangoz yaprağı, sumak yaprağı, meyve, kızılcık otu gibi kök boya denilen boyalarla renklendirilmiş iplikler kullanılmaktadır.
Aba, kilim tezgahlarına benzer tezgahlarda dokunur. Aba ve Kilim tezgahı aynı olmasına rağmen dokuma şekilleri farklıdır. Aba dokumasının çözgüsü, kilim çözgüsüne göre daha gergindir. Abanın dokunuşuna, üzerine yapılan motiflerin durumu ve bu motifleri yapımında kullanılan iplerin özelliği o kişinin ekonomik durumu belirtmektedir. Maddi durumu iyi olmayanlar daha az desenli, düz abaları kullanmaktadır. Maddi durumu iyi olanlar ise; ipek kumaş kullanırlar ve motifler bakımından çok zengin aba ve kırmızı aba giyerler. Aba hem yazın hem de kış aylarında giyilen bir giysidir. Çobanların giydiği abalar giysilerin en üstüne, aba güreşçilerin giydikleri ise; köynek üzerine giyilmektedir. Gaziantep-Nizip ilçesi arasında yer alan köylerde Aşırtmalı Aba Güreş müsabakaları yapılmaktadır. Bu güreşlerde aba giyilir ve aba bu güreşlerde güreş kıyafeti olarak bilinir.
Abalar dokunduğu kumaşın, ipin, rengin ve yörenin özelliğine göre faklı isimler almaktadır.
1-Humus Abası (Suriye Abası, Boz Abası)
2-Yerli Aba (Kırmızı, lacivert, siyah aba)
3-Sırmalı Aba (Tahtalı, Sandıklı, Zincirli, Kandilli, Kurbağalı)
4-Kıl Aba
5-Maraş Abası
6-Urfa Abası
7-Kıron(Koron) Abası
8-Siyah Aba
9-Çuha Abası
10-Uzun Boy Aba
11-Kısa Boy Aba
Aba çok dayanıklı bir üst giyeceğidir. Nitekim önceden taş yontucuları bile abayı tercih ederdi. Dayanıklı olması dışında aba çok rahat bir giyecektir. Önceden yünden ve kıldan dokunan abalar değişen teknolojik şartlar ve zevklerle beraber günümüzde artık polyester ipliklerden dokunmaktadır. Abanın dokuma aşaması ise; kelepler halinde alınan iplik, atkı için çıkrık aracılığıyla makaralara sarılır. Dokumada iki adet çerçevesi olan, 60-70 cm derinliğinde, dikine boşaltılmış ve dört köşesindeki ayaklarından yere sabitlenmiş “çukur tezgah” kullanılır. Kumaş dokunmaya başlamadan önce 50 m uzunluğundaki 400-500 telden oluşan çözgü ipliği “gücü çerçeveleri” ndeki “gücü gözü” nden geçirerek taharlama işlemi yapılır. Usta, abayı sağ ön ortadan dokumaya başlayıp, arka ve sol ön bedeni dokuyarak, sol ön ortada bitirir. “ bez ayağı” yada “dimi” dokuma tekniğiyle dokunan kumaş tezgahtan tek parça halinde, aba giysisi olarak çıkar. Yanları dikişsiz çıkan giysinin omuzları, elde dikilerek iki dikdörtgen parça halinde dokunan kollar, 20 cm derinliğindeki kol oyuntusuna takılır. Abalarda 3.5 cm genişliğinde dik ve  “ hakim yaka” bulunur. Abayı giyen kişinin kollarının kolay hareket ettirebilmesi için abanın koltuk altlarına açıklık bırakılır. Bu açıklığın olduğu bölgeye, estetik ve  göze güzel görünmesi için “belik” adı verilen örgü ip iliştirilir.

Gaziantep Mutfağı

Gaziantep Mutfağı

Gaziantep 6 bin yıla yaklaşan bir geçmişe sahiptir. Geçirdiği evreler içinde 20 den fazla medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Mezopotamya’nın en batısında bulunup, Zeugma gibi bir kültür mirasına sahip bir bölgede bulunmaktadır. Bu medeniyetlerin bıraktığı izler, kültürel varlıklar olarak günümüze kadar gelen birçok yapıtlarla kendini göstermektedir.
Bu etkiler altında Gaziantep, yaşamın en önemli unsuru olan beslenme Kültür’ünde de genelin dışında farklı, kendine özgü özelliklere sahip bir mutfağı olan kent haline gelmiştir. Bu etkenleri Coğrafi konumu, iklimi, çevrede ve Gaziantep’te yaşayan medeniyetlerin dışında Ipek Yolu üzerinde bulunması en önemlisidir. 13 cü. asırda Osmanlı ile başlayarak Türk egemenliğine geçen bu kent, var olan kültür’e kendi kültürünüde katarak 400 e yakın yemek ve tatlıdan oluşan bir mutfağa sahip konuma gelmiştir.

İstiklal harbi esnasında yaşanan kıtlık ve buna bağlı olarak oluşan açlık, ele geçen herşeyi yemekte kullanmak , bu esnada var olan yemek kültürünün büyümesine sebep olmuştur. Bu da farklı özellikler içeren bir mutfak olmasına neden olmuştur. Çünkü Gaziantep mutfağı sebzeyi, meyveyi, süt ürünlerini, eti ve birçok baharatı aynı tencerede buluşturarak sosu içinde olan yemekler yapar. Aynı şekilde kebaplarda meyveyi, yoğurtla eti ve sebzeyi, Yörede yetişen otlarla bakliyatların buluşması sonucu yapılan çorba ve benzeri yemekler lezzet bakımından sıra dışı özellikler içerir.

Gaziantep’te yemek normal beslenmenin dışında ayrı bir yere sahiptir. Mevsimlere ve özel günlerde yapılan yemekler ve tatlılar, sosyal kültürün zaman içinde oluşturduğu etkenleri en güzel şekilde taşır.

Halen var olan yemek kültürüne değişen koşullara bağlı olarak yenileri ilave edilmeye devam etmektedir. Elbette eski Kültür’ün yarattığı yemekler kendini korurken, bunlara gönül verenlerin yarattığı yeni yemekler bu Kültür’ün sürekliliğini yeni Yaratılanlarla devam ettirmektedir.

İşte bu nedenle Dünya’da şehrinin ismiyle anılan tek mutfak Gaziantep mutfağıdır.

GAZİANTEP YAYLALARI

Gaziantep Yaylaları; rengârenk kır çiçekleri, dağ çayırları ve çeşitli ağaç türlerinin yetiştiği aynı zamanda suyunun soğuk, havasının serin ve şehrin kirli havasından uzak, yerleşim yerlerinin çok yukarısında muhteşem güzellikteki manzaralarıyla cazip olan düz ve yüksek alanlardır. Temiz havada dinlenmek, kamp ve kır/dağ yürüyüşlerinin, yayla turizminin yapılabileceği iki yayla bulunmaktadır.

  • Sofdağı Yaylası:

Güneydoğu Torosların uzantısı Sofdağlarının üzerinde bulunan Sofdağı Yaylası, Gaziantep’e 33 km. uzaklıktadır. Gaziantep şehir merkezine yakınlığından dolayı hafta sonları yoğun ziyaretçi almaktadır. Sofdağı Yaylası; Gaziantep platosunu yüksekten seyretmek,doğa ile baş başa kalmak, kuş sesleri arasında doğa yürüyüşü, kamp ve piknik yapmak için ideal bir yerdir. SofdağıYaylası’nda rüzgârın tatlı esintisinin ağaçların arasından geçerken çıkardığı fısıltı, pınarlarından akan suların sesine karışmaktadır. Sofdağlarının en yüksek tepesi olan ve adına Kepekçi Tepesi denilen yerde, oksijen miktarı son derece yüksek olup, havası çok temizdir ve insan sağlığı için faydalı ve ideal bir yerdir. SofdağıYaylası’nın batısında küçük bir kaynağı bulunan Sofdağı içmesi, hafta sonlarında yakın yerleşimlerden gelenlerce ziyaret edilmektedir. Kaynaktan çıkan şifalı suyun çok az olmasına rağmen yöre halkı tarafından birçok iç ve cilt hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Yaylada köylüler tarafından sulu tarım yapılmakta, sebze ve meyve yetiştirilmektedir. Yaz aylarında yaylayı ziyaret edenler, yoğurt, süt, yumurta gibi gıda maddeleri; domates, salatalık, fasulye gibi sebze ve çeşitli meyveleri yayladan temin edebilirler.

  • Hızır Yaylası:

Her mevsim yeşillikler içinde bulunan Hızır Yaylası, İslahiye ilçesi,Altınüzüm beldesinin 121 km. batısında,Amanos Dağları’nın tepesinde bulunmakta ve yeşilin her tonunun görülebileceği, gökyüzünün mavisiyle kucaklaştığı bir yaylalar topluluğudur. 15.12.1994 tarih ve 94/6345 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Hızır Yaylası, rengârenk kır çiçekleri, ilkbaharda dağ laleleri, büyüleyici güzellikte doğasıyla ideal bir yerdir. Yayla’da gaz lambası ışığında yenen akşam yemeği ve akabinde yapılan sohbetler insanları bambaşka duygularla baş başa bırakmaktadır. Yaylada çok geniş bir alana yayılan çam, sedir, köknar, çınar, kızılağaç, ardıç ve meyve ağaçları mevcuttur. Kaynak sularının ve kar sularının oluşturduğu dereler ve bu derelerin suladığı alanlarda yetişen sebze, meyve, tarla ve süs bitkileri vb. ürünler bol miktarda bulunmaktadır. Hızır Yaylasında, günübirlik olarak veya uzun süreli tarım amacıyla yaylaya çıkan köylülerin kaldıkları doğal malzemeden yapılan barakalarda konaklama yapılabilir.

Gaziantep Fıstığı

ANTEP FISTIĞI

Gaziantep dünyada adı bir ürün ile anılan ender kentlerden biridir. Gaziantep deyince akla ilk gelen, şöhreti ülke sınırlarını aşan Antep fıstığıdır. İnsan vücudunun temel gıda gereksinimlerini karşılayabilen bileşenleri içermesinin yanı sıra vücut fizyolojisi ve metebolik fonksiyonları üzerinde pozitif etkileri olan Antepfıstığı “fonksiyonel gıda” olarak kabul edilmektedir. Çerez olarak tüketiminin yanı sıra, şekerleme ve tatlı (özellikle baklava ve çikolata) sanayinde, dondurma yapımında, aroma katkısı olarak kullanılan Antepfıstığı, enerji kaynağıdır ve besin değeri açısından oldukça değerlidir. Yeni dikilen Antepfıstığı, 10 yaşına geldiğinde ürün vermeye başlar. Ağaç başına ortalama 10 kg. ürün vermektedir. Ortalama ömrü ise 100-150 yıl arasındadır. Yöre halkının önemli geçim kaynağı olan fıstık, Ağustos ayı sonu ile Eylül ayında mahsul verir. Fıstık mahsul çeşitliğine göre sınıflara ayrılır;

Kırmızı (Ben) Fıstık: Olgunlaşmış Antep fıstığının hasatından elde edilir, cumbalarından ayrılmış olan taze fıstık çerez olarak tüketilir ya da işlenerek kavrulmuş antep fıstığı yapılır. Kavrulmuş Antep Fıstığı Olgunlaşmış Antep fıstığının hasatından sonra cumbalarından ayrılarak belirli oranda tuzla kavrulmasıyla üretilir. Çerez olarak tüketilmektedir.
Boz İç: Boz iç, en kaliteli ve en lezzetli Antep fıstığı cinsidir. Antep fıstığı hasat zamanından bir ay önce tam olgunlaşmamış halde toplanır. Boz iç antepfıstığı, bilinen fıstık içi rengine göre farklıdır ve daha yeşil renk tonuna sahiptir. Tadı ve aromatik lezzeti çok yoğun oluşundan dolayı genellikle baklava yapımında kullanılır.
Meverdi İç: Antep fıstığının tam olgunlaşmaya yakın evresinde hasat edilmesiyle elde edilen fıstık türüdür. Kırmızı iç Antep fıstığı ile boz iç Antep fıstığı arasında kırmızı renkte olan Antep fıstığı türüdür. Meverdi iç Antep fıstığı genellikle pasta ve helva yapımında kullanılmaktadır.

Kırmızı İç: Antep fıstığının tam olgunlaşıp hasat edilmesiyle elde edilen fıstık türüdür. Rengi tam kırmızıdır. Tane olarak daha iri bir yapıdadır. Kırmızı iç Antep fıstığı çerez olarak tüketiminin yanında, helva, çikolata ve lokum sanayisinde de tercih edilen bir Antep fıstığı türüdür

MESİRE YERLERİ

Gaziantep’te bahar ve yaz mevsimlerinde havanın sıcak olduğu günler şehrin sıcaklığından ve gürültüsünden uzakta, tabiatla baş başa kalmak için “Sahre” adı verilen yemekli kır gezileri düzenlenir. Kır gezilerinde şehir dışındaki bağ evlerine, gezi ve mesire yerlerine gidilir. Bu gezi ve mesire yerlerinden bazıları;Dülükbaba Ormanları, Karpuzatan(Oğuzeli) , Kavaklık, Dutluk, Nafak, Burç Ormanları, Burç Göleti, Büyükşahinbey Kasabası (Körkün) , Nizip Karpuzatan ve Çifte Havuzlardır.

  • Dülükbaba Mesire Alanı ve Biyolojik Gölet:

Şehir merkezine 8 km. mesafede olup, Gaziantep İli Şehitkâmil İlçesi Dülük mevkiinde yer almaktadır. Ulaşım problemi bulunmamaktadır. İlin kuzey ve kuzeybatısını çevreleyen 40 km.’lik alanı ile Türkiye’nin elle dikilmiş en büyük koru ormanlarından biridir. Dülükbaba ormanları içerisinde kamp kurma ve karavanlarla konaklama imkânı mevcuttur. Gaziantep’in ilk mesire yeri olan Dülükbaba Mesire yerinde hâkim ağaç türü kızılçam olup saha içerisinde karaçam, servi, meşe ve badem bulunmaktadır. Gaziantep’in en yüksek yerlerinden olan alan, manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine uygundur. İçme ve kullanma suyu ihtiyacı, saha içinde bulunan 3 adet sondaj kuyusundan karşılanmaktadır. Dülükbaba Mesire Yeri; 1990 yılında Orman İçi Dinlenme Yeri olarak açılmış olup 2002 yılında A Tipi Mesire Yeri olarak tescil edilmiştir.  Gaziantep’ in Şehitkamil ilçesinde Dülük Tabiat Parkı içerisinde bulunan biyojik gölet hiçbir kimyasal madde kullanmadan suyun, bitkilerle birlikte ortamdaki bakteriler ve özel filtreler yoluyla temizlenmesi yoluyla oluşturulan ekolojik bir gölettir. Gölet içerisinde suyu temizleyen aynı zamanda suda oksijen üreten bitkiler, taşlar, çakıllar, kayalar, çevresinde su ile uyumlu olan ağaçlar ve sazlıklar bulunmaktadır.

  • Karpuzatan (Oğuzeli):

Karpuzatan Mesire Yeri, Gaziantep’in 20 km. güneydoğusundaki Oğuzeli İlçesi’nde yer alır. Yemyeşil doğası, rahat ulaşımı ve huzur veren ortamı ile Gaziantep’teki piknik ve dinlenme alanlarından biridir. Alabalık üretim tesisi, yüzme havuzu ve bir restoran bulunmaktadır. Karpuzatan adı, içerisinden çıkan kaynak suyunun soğuk olması sebebi ile atılan karpuzların çatladığı görülmüş ve bu sebepten bu isim verilmiştir. Gaziantep’ten kalkan Oğuzeli otobüsleri ile gidilebilmektedir.

  • Kavaklık Mesire Alanı:

Kavaklık, Gaziantep şehir merkezi içerisindeki Alleben Deresinin içinden geçtiği, Battal Höyük’tenAlleben (Maanoğlu) köprüsüne uzanan büyük ve yeşil bir alanı kapsamaktadır. Gaziantep’in en eski piknik alanıdır. Bugün tamamen şehir içinde kalan yeşil alan, sabahları spor ve yürüyüş için, haftasonları ise piknik için kullanılmaktadır. Alan içerisinde aile çay bahçeleri, çocuk parkları, oyun sahaları, piknik masaları, bisiklet yolları, gezi ve koşu parkurları, yeme içme tesisleri, halı saha, çocuklar için trafik eğitim alanı, jimnastik aletleri, piknik masaları bulunmaktadır.

  • Burç Ormanları:

Şehir merkezinin 2 km batısında, Gaziantep Hayvanat Bahçesi’nin de içinde bulunduğu Burç Ormanları 350 hektarlık çam ormanı ile kaplıdır. Gazianteplilerin dinlenme, eğlenme, spor, piknik gibi sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri geniş bir alandır. Piknik alanında ihtiyacı karşılayacak kadar çeşme, masa ve tuvaletler bulunmaktadır. Piknik alanına kentten ulaşım kolaydır. Büyükşehir Belediyesi’nin merkez Balıklı duraklarından yarım saatte bir Hayvanat Bahçesi’ne kalkan otobüsleriyle Burç Ormanları’na ulaşmak mümkündür. Piknik alanında isteyenler için lokanta bulunmaktadır.

  • Burç Göleti:

Gaziantep ili Burç kasabasının 3km. kuzeyinde bulunan gölet, kent merkezine 30 km. uzaklıktadır. Haftasonları on binlerce insanın geldiği doğa yürüyüşleri, gezi ve piknik yaptıkları ormanlık bir alan olup bu alan içerisinde kamuya ait 5.200 m²’’lik Türkiye’nin ilk biyolojik göleti bulunmaktadır. Biyolojik gölet hiçbir kimyasal madde kullanmadan suyun, bitkilerle birlikte ortamdaki bakteriler ve özel filtreler yoluyla temizlenmesi ile oluşan ekolojik oluşumlardır.. Göletler, tercihe göre içerisinde suyu temizleyen ve aynı zamanda suda oksijen üreten bitkiler, taşlar, çakıllar, kayalar, çevresinde su ile uyumlu olan ağaçlar ve sazlıklar gibi canlı ve doğal öğeleri bulundururken su oyunları sağlayan fıskiye ve heykeller, iskeleler gibi mimari elemanları da barındırmaktadır. Yapay olarak hazırlanan göletler, parçası olduğu ekosisteme katkı sağlamaktadır.

  • Nafak:

Gaziantep Oğuzeli yolu üzerinde meyve bahçeleri ile kaplı, yeşil ve bol sulu bir mesire alanıdır. Meyve bahçelerinde bol miktarda erik ağacı bulunmaktadır. Yeme içme tesisleri mevcuttur.

  • AllebenGöleti ve Piknik Alanı:

AllebenGöleti, Gaziantep il merkezinin yaklaşık 10 km. batısında yer almaktadır. Şehir merkezine 15 dakika mesafede yer alan AllebenGöleti’nin 740.000 m²  toplam alanı, 140.000 m² gölet alanı bulunmaktadır. Doğal yaşam, spor alanları ve sosyal aktivitelerin bir arada bulunduğu AllebenGöleti’nde gece ışık ve ses gösterileri de yapılmaktadır. Sosyal tesislerin, kafe ve restoranların bulunduğu gölet alanında, kürek, deniz bisikleti, kano ve yelken yarışları gibi su sporları da yapılmaktadır.

  • Erikçe Mesire Alanı:

Macera Parkı, Kamp Merkezi, Mesire Alanı, Kayak Pistinin bulunduğu Erikçe, Gaziantep Başpınarmevkisinde, Bölge Trafik Müdürlüğü’nün arkasında yer almaktadır. Erikçe Kent Ormanı ve Kayak Pisti ziyaretçilerine şehrin gürültüsünden uzak dinlenme fırsatı ve dört mevsim kayak yapma imkanı sağlamaktadır. Erikçe Kent Ormanı içerisinde ayrıca 6246 m² biyolojik gölet, koşu parkuru, paintball tesisi, macera parkı, kamp merkezi ve mesire alanı yer almaktadır.

 

GEZEGEN EVİ

100. Yıl Atatürk Kültür Parkı içerisinde kurulan Gezegenevi ve Bilim Merkezi 3500 m² kapalı, 1500 m² açık alana sahiptir. Yaşadığımız dünyanın ve evrendeki yerinin anlaşılmasında katkıda bulunan, eğlendirirken bilgilendiren bir öğretim ortamıdır. Gezegenevi, çeşitli gök cisimlerini ve onların uzay boşluğundaki hareketlerini bir seyirci topluluğuna izletebilmek için özel olarak tasarlanmış bir salondur. Salonda yarım küre biçimli bir kubbe ekran şeklinde perde bulunmaktadır. Kurgulanmış bir senaryo çerçevesinde yansı aracının ürettiği astronomik görüntüler, karanlık salonun kubbesinin iç yüzeyine yansıtılarak izleyicilere uzay boşluğunda gezintiye çıkarmaktadır.

Detaylı bilgi için www.gezegenevi27.com web adresimizi ziyaret edebilirsiniz.

 

HAYVANAT BAHÇESİ

Gaziantep Doğal Hayatı Koruma ve Hayvanat Bahçesi, 250 tür ve 4000 sakini ile Türkiye’nin en büyük rekreasyon alanıdır. 1000 dönümlük bir alan üzerine kurulu olan hayvanat bahçesinde dünyanın en büyük akvaryumlarından birivu bunun yanı sıra maymun, deve, lama, at i, kanguru, fil, zürafa evleri bulunmaktadır. Dev kuş kafesi ve yırtıcı hayvanlar için de barınaklar bulunmaktadır. Bahçe içerisinde ayrıca birçok tür de hayvanın serbestçe gezdiği ve insanların hayvanları yakından izleyebildiği Safari Parkyer almaktadır.

Detaylı bilgi için www.gaziantepzoo.org web adresimizi ziyaret edebilirsiniz.

Gezi Güzergahlari

ZEUGMA GEZİ GÜZERGÂHI (NİZİP)

1) ÇARŞI CAMİ…………………………………………………………….42 km
2) FEVKANİ KİLİSESİ……………………………………………………..42 km
3) SABUNHANE……………………………………………………………42 km
4) AZİZ SERGİOS KİLİSESİ………………………………………………..60 km
5) GÜMÜŞGÜN TAŞ OCAĞI……………………………………………….62 km
6) ZEUGMA ANTİKL KENTİ…………………………………………………52 km

KARKAMIŞ GEZİ GÜZERGÂHI

1) GAFFUR BABA TÜRBESİ……………………………………………..17 km
2) OĞUZELİ ORTA CAMİ…………………………………………………..20 km
3) YAKACIK CAMİ………………………………………………………….28 km
4) YAKACIK KÖPRÜSÜ……………………………………………………28 km
5) KUVEYK SU YOLLARI………………………………………………….30 km
6) TİLBAŞAR KALESİ……………………………………………………..32 km
7) EZOGELİN MEZARI……………………………………………………..40 km
8) KARKAMIŞ TREN İSTASYONU…………………………………………72 km
9) KARKAMIŞ DEMİR KÖPRÜ…………………………………………….72 km
10) KARKAMIŞ ANTİK KENTİ……………………………………………..71 km

YESEMEK GEZİ GÜZERGÂHI (İSLAHİYE)

1) ERİKÇE KENT ORMANI………………………………………………..10 km
2) DÜLÜK TABİAT PARKI…………………………………………………8 km
3) SAM ŞEYHİ TÜRBESİ…………………………………………………..13 km
4) MUHAMMED BELEDİ TÜRBESİ………………………………………..13 km
5) SAM MENZİL HANI……………………………………………………….13.5 km
6) SAKÇAGÖZÜ ŞELALESİ………………………………………………50 km
7) UKKAŞE BİN HASANE TÜRBESİ……………………………………..85 km
8) ZİNCİRLİ ÖREN YERİ…………………………………………………….80 km
9) ÖRTÜLÜ ANTİK KENTİ…………………………………………………..123 km
10) TİLMENHÖYÜK ARKEOPARK…………………………………………117 km
11) YESEMEK AÇIK HAVA MÜZESİ VE HEYKEL ATÖLYESİ……………129 km

RUMKALE GEZİ GÜZERGAHI (YAVUZELİ)

1) DÜLÜK ANTİK KENTİ…………………………………………………….15 km
2) AKDEĞİRMEN KÖPRÜSÜ………………………………………………..35 km
3) DOLMEN MEZARLAR……………………………………………………..46 km
4) ARABAN KALESİ………………………………………………………….67 km
5) SA’D BİN EBU VAKKAS TÜRBESİ……………………………………….73 km
6) BALIKLIGÖL…………………………………………………………………50 km
7) YARIMCA TAŞ OCAĞI…………………………………………………….51 km
8) SULTAN MURAD KÖPRÜSÜ…………………………………………….53 km
9) HASANOĞLU ANIT MEZAR………………………………………………74 km
10) ELİF ANIT MEZAR…………………………………………………………75 km
11) HİSAR ANIT MEZAR……………………………………………………….79 km
12) SEPTIMUS SEVERIUS KÖPRÜSÜ………………………………………87 km
13) KARASU KAYA ANITI……………………………………………………..90 km
14) RUMKALE………………………………………………………………….67 km

 

GAZİANTEP

Gaziantep

GAZİANTEP

KAYNAKLAR:GAZİANTEP VALİLİK/BELEDİYESİ

 benzer yazılar

Bodrum Gezilecek Yerler  

Bodrum Gezilecek Yerler

Tüplü Dalış Nerelerde, Nasıl Yapılır?  Nasıl bir heyecandır?  

Tüplü Dalış Nerelerde, Nasıl Yapılır? Nasıl bir heyecandır?

Assos Antik Kent nerede, nasıl gidilir? ve tarihi…  

Assos Antik Kent nerede, nasıl gidilir? ve tarihi…