Bu Kategoridesiniz : 22 Şubat 2018 Perşembe 14:33

KIRŞEHİR

YAZIYI OYLA
[Total: 2 Average: 4.5]

Nüfusu:134.367
Alan kodu:+90 386
Yüzölçümü:6.570 km²
Plaka kodu:40

Konumu: İç Anadolu Bölgesi’nin Orta Kızılırmak bölümünde yer alır.Yüzölçümü 6665 km2.dir, Kabaca bir paralel kenarı andıran ilin toprakları ülke topraklarının binde 8’i, iç Anadolu Bölgesi topraklarının yüzde 2,9’u kadar olup, yüz ölçüm büyüklüğü bakımın­dan 53. sıradadır. İlin matematiksel konumu, 38°50′-39°50′ Kuzey enlemleri, 33°30’­-34°50′ Doğu boylamları arasındadır. İlin güney uç noktası, Merkez Ulupınar kasabası, kuzey uç noktası Çiçekdağı’nın Konurkale köyüdür. Batı uç noktası Kaman Büğüz köyü, Doğu uç noktası ise Mucur Kılıçlı köyüdür. Denizden yüksekliği 985 m. dir. ilin kuş uçuşu denize uzaklıkları; güneyde, Akdeniz’de Anamur Burnu’na 362 Km; kuzeyde, Ka­radeniz’de Sinop’a 334 Km. dir.
DOĞAL ÖZELLİKLERİ
Jeolojik Yapı: Kırşehir Masifi olarak adlandırılan yapı, “Orta Anadolu Masifi’nin bir parçasıdır. Türkiye’nin 9 masifinden en büyüğü olan Kırşehir Masif’i Tuz Gölü’nün altın­da da devam etmektedir. Masif kütle, tektonik hareketler sonucu bir veya bir kaç kez kıv­rılmış, daha sonra kıvrılma özelliğini kaybederek sertleşmiş, çoğunluğu başkalaşım ge­çirmiş,temel kütledir. Kırşehir Masif’i, I., II., III. ve IV. zamanlarda oluşmuş, yaklaşık 2000-2500 m. kalınlıkta bir yapıdır. Bu yapıda” yukarıdan aşağıya doğru: Kireçli şistler,        fil latalar, yeşil şistler, mermer kuşakları; küçük taneli billurlu kuvarsitler, mikaşistler ve mermer katmanlarına rastlanır.
İlin doğal yapısı, iç Anadolu Bölgesi ile birlikte; III. Jeolojik zaman olan Neozoik ­Üst Eosen’de karalaşma sonucu oluşmuştur. Asıl görünümünü Alp kıvrımları sırasında kazanmıştır.
İlin oturduğu ana platoda, dört ayrı dönemde ortaya çıkmış oluşumlar vardır. Ku­zeybatı-Güneydoğu yönünde uzanan fay hattı ile Seyfe Gölü çöküntü alanı IV. zaman alüvyonlarıyla, fay hattının doğusu başkalaşım geçirmiş dizelerden billurlu şistlerle kaplıdır. İl alanının batısı mermerleşmiş kireçtaşı ve dolomitlerle, bunun dışında kalan yer­ler ise; III. zaman Neojen göl tortuları ile kaplıdır. Başkalaşıma uğramış billurlu kütlelerin diziliş yönleri; Kırşehir-Kaman dolayında Kuzeybatı-Güneydoğu doğrultulu, Kırşehir yakınlarındaki Kervansaray dağlarında ise Güney doğrultuludur. Bu başkalaşıma uğra­mış billurlu kütlelerin yaşı tam olarak belirlenememiştir. Ancak Kaman’ın batısında yer alan Karalan dağlarının başkalaşım kütlelerinin Tebeşir dönemi öncesine ait olduğu ke­sin olarak belirlenmiştir. Başkalaşım katmanlarının altındaki oluşumların, Paleozoik dö­neme ait olduğu sanılmaktadır.
Kırşehir, orta Anadolu’nun fay hattı üzerinde yer alır. Başkalaşım serilerinin kıvrıl­maları sırasındaki kırılma ile Kuzeybatı-Güneydoğu yönünde uzanan bir fay hattı oluş­muştur. ikinci bir fay hattı ise; ilin, Ankara ile sınırını oluşturacak şekilde kuzeye doğru uzanır. İlk kıvrılmalar sırasında oluşan fay hattı 15 km. uzunluğundadır. Kırşehir’deki Terme Kaplıca suyu, bu fay hattının derinliklerinden gelen sıcak sudur.
Kırşehir, üçüncü derece deprem bölgesi olan Orta Anadolu deprem alanı içinde yer alır ve deprem üst merkezinin etki alanı içindedir. Fay hatları ve çevreleri, deprem­lerin çok olduğu kırıklar dizisi içinde kalırken, diğer bölümler, 2. ve 3. derece deprem ku­şağında yer almaktadır.
Kırşehir Depremi: 19 Nisan 1938’de, Kırşehir ve çevresinde Richter ölçeğine gö­re 6,7 şiddetinde yer sarsıntısı olmuştur. Deprem, il merkezinde hafif olarak hissedilmiş, buna karşılık deprem dış merkezinde yer alan Akpınar ve çevre köyler ile Yozgat’ta, 2297 binanın yıkılmasına, 2897 binanın ağır ve hafif hasar görmesine, toplam 149 kişi­nin ölümüne neden olmuştur. Akpınar ve çevresi 2. derece deprem özelliği göstermesi­ne rağmen, sadece burada ölenlerin sayısı 87’yi bulmuştur. Akpınar bugün bulunduğu yere taşınmak zorunda kalmıştır. Deprem dış merkezinin alanı 177 km2, boyutları ise Kuzey-Güney doğrultusunda 30 km., Doğu-Batı doğrultusunda 24 km. olarak hesaplan­mıştır. Deprem sonucunda Akpınar’ın kuzeybatısında Taşkovan yakınlarına kadar uza­nan 15 km. uzunluğunda bir kırık (fay) oluşmuştur. Kırık bloklarının birbirlerine göre ha­reketleri, düşey doğrultuda 60 cm., yatay doğrultuda ise, 65 cm. dir.
YÜZEY ŞEKİLLERİ
İl toprakları güney ve güneybatıda Kızılırmak, batı ve kuzeybatıda Kılıçözü dere­si, kuzey ve kuzeydoğuda Delice ırmağı, doğuda Seyfe Gölü çöküntü alanı ile çevrilidir.
Kırşehir, ortalama yüksekliği 1000 m.ye ulaşan geniş bir yayla görünümündedir. Kırşehir Masif’i olarak ta adlandırılan bu plato; bir kaç dağ kültesi ile engebeleşmiş, Kızılırmak, Delice ırmak ve kolları tarafından yarılmış dalgalı bir düzlüktür. Bu plato üze­rinde Seyfe Gölü kapalı havzası yer alır. Yüksekliği 1500 m.yi aşan dağların sayısı ol­dukça azdır. İl topraklarının; % 64,5’i plato, % 17,2’si dağlık alan, % 18,3 ova ile kaplı­dır.
DAĞLAR
İlde çok az bir alanı (% 17,2) kaplayan dağlar, “Kırşehir Masif”i olarak adlandırılan ana plato üzerinde kuzeyden başlayıp güneybatıya ve güneydoğuya doğru açılarak il topraklarını engebelendirir. Bu engebelerin ortalama yükseltisi 1500-2000 m. arasında değişir. İl topraklarının kuzey kesiminde Çiçek dağı, Orta kesiminde Baran dağı ve Ker­vansaray dağı önemli yükseltilerdir.
Kervansaray Dağları: Seyfe Gölü kapalı havzası ile Kırşehir yerleşme alanı ara­sında bulunan bu dağlar, kuzeybatıdan güneydoğuya doğru Mucur ilçesine kadar uza­nır. Mucur kuzeyinde platolar üzerinde belirginliği azalan, ilçenin kuzeydoğusunda yeni­den yükselen bu dağlar, Nevşehir kuzeyindeki Kızıldağ ile birleşir. Kervansaray dağları­nın en yüksek noktası 1679 m. olup, ilin kuzeydoğusunda yer alır. Dağın diğer önemli dorukları ise; Armutlu, Köpekli, Kırlangıç ve Kızıldağ’dır. Akarsuların açtığı derin vadiler­le parçalanan dağ yüzeyi, şiddetli aşınma sonucu yer yer düzleşmiştir. Ormanlık alanın bulunmadığı bu dağlarda, hakim bitki örtüsü bozkırdır.
Çiçek Dağı: Adını verdiği ilçenin batısındaki platonun ortasında yükselen Çiçek dağı, Kırşehir’in en yüksek noktasıdır ve 1691 m. yüksekliğindedir. Dağ, Delice ırmak’a doğru akan derelerin açtığı vadilerle parçalanmıştır. Bitki örtüsü; seyrek meşeliklerden oluşan orman kalıntılarıdır. Dağın ikinci yüksek noktasını 1585 m. ile Yağmurlu Dede te­pesi oluşturur.
Baran Dağı: Kırşehir ile Kaman arasında yer alıp, batıdan güneye doğru uzanır.En yüksek noktası 1677 m. dir.
Aliöllez Dağı: Kaman ilçesindedir. Güney – güneydoğu yönünde uzanan dağın yüksekliği 1528 m. dir. Hirfanlı barajı yönünde derin olarak parçalanmış olup, bitki örtü­sü zayıftır.
Diğer Dağlar
Merkez: Karga sekmez dağları, Cemele dağları, Naldöken dağları, Hüyüklü dağ­ları, Emir burnu dağları ve Obruk tepesi.
Kaman: Toprakkaya dağları, Buzluk dağları.
Mucur: Armutlu dağları, Büyük Uyuklu dağları, Kırlangıç dağları, Kızıl dağ, Kö­pekli dağları.
OVALAR 
Kırşehir il topraklarının % 18,3’ünü ovalar teşkil eder.
Başlıcaları :
Malya Ovası: Diğer adı “Seyfe Ovası” olarak bilinen ova, ilin kuzeydoğusunda yer alır. Çiçekdağı ilçesinin Salep boğazı ve Taburoğlu köyü yörelerinde başlayan ova, Mucur ilçesinin kuzeyini de içine alarak Kayseri il sınırına kadar uzanır. Alanı 400 km2, yüksekliği, 1110 m. olan ova, yüksek bir düzlük görünümündedir. Çevre dağ ve platolar­dan gelen ,akarsular tarafından taşınan maddelerin, çöküntü tabanını doldurmaları so­nucu oluşan bu yüksek düzlüğün, büyük bölümü uzun süre bataklık olarak kalmıştır. Son yıllarda sürdürülen kurutma çalışmaları, doğu kesim dışında tamamlanmıştır. Göl suları tuzlu olduğundan, göl çevresinde genişçe bir alan çoraktır. Bunun dışında kalan ovalık alan alüvyonlarla kaplıdır. Sulama yetersizliği nedeniyle ovada kuru tarım yapıl­maktadır. Yörede sulu tarım olanakları sağlanabilirse, ilin en önemli tarım alanı haline gelebilecektir. Ova üzerinde Malya Devlet Üretme Çiftliği kurulu bulunmaktadır.
Çoğun (Çuğun) Ovası: İlin Kuzey’inde yer alan ova, 2500 hektar alana sahiptir. Çoğun barajının yapılmasından sonra sulu tarıma açılmış, meyve sanayi bitkileri üreti­mi artmıştır.
Güzler Ovası: Kırşehir’in Güney’inde  yer  alan  ova ,  2400  hektar  alana  sahiptir. Sulama gölet’i yapıldıktan sonra sanayi bitki üretimi artmıştır. Özellikle Şekerpancarı, üretiminin artması ile ilde Şeker Fabrikası kurulması kararlaştırılmış ve temeli atılarak inşaatına başlanmıştır.
  Diğer Küçük Ovalar
Hamamözü, Değirmenözü, Acıöz, Maniöz ovaları.
Ovaların dışındaki diğer düzlükler: Kenar, Tatarilyas, Kuytuluk, Körkuyu, Gardaklıbel, Yalnız mezar, Göbek, Laleli, Güllü dağ, Ekizağıl ve Aksakal yaylalarıdır.
  VADİLER
Kızılırmak Vadisi: Sivas’ın Kızıl dağ yakınlarında doğan Kızılırmak, İç Anadolu Bölgesi’nde bir yay çizdikten sonra kuzeye doğru uzanarak, Karadeniz’e dökülür ve Tür­kiye’nin en uzun ve önemli vadisini oluşturur. Kırşehir, bu vadinin içinde yer alır. Vadinin başlangıç noktası Aydoğmuş ve Yörücek’in doğusu olup, Ecikağıl yakınlarında Ankara sınırına ulaşarak son bulur. İlde bulunan Hirfanlı ve Kesik köprü barajları bu vadi üzerin­de yer alır.
Kırşehir Kılıçözü Vadisi: Baran dağının kuzey kesiminden başlayan vadi, Aydınlar’a kadar uzanır, bir yay çizerek Çoğun’a ulaşır, Güney’e yönelerek il merkezinden ge­çer ve Güzler Köyü Taka mevkiinde Kızılırmak vadisine açılır. Çoğun’a kadar dik ve dar olarak uzanan vadinin daha sonra iki tarafından önemli tarım alanları başlar. Çoğun ve Güzler göletleri bu tarım alanlarının sulanmasında yeterli olmaktadır.
Kaman Kılıçözü Vadisi: Baran dağının batısında başlayan vadi, Kaman ilçesinin kuzeyine doğru uzanır. Kara ova’nın Batı’sında dar ve dik bir koridor biçiminde kuzeye doğru açılarak Ocakbaşı’ndan Ankara il alanına ulaşır. Kuzeydoğuya doğru geniş bir yay çizerek Ankara-Yozgat sınırında Delice ırmak vadisine açılır.
Delice ırmak Vadisi: Büyük bölümü Yozgat il sınırları içerisinde kalan vadinin, Kır­şehir sınırına yaklaştığında, Yerköy yöresinde, vadi tabanı genişlemeye başlar. Kırşe­hir,Yozgat il sınırını oluşturarak devam eden vadi, Çorum il alanında Kızılırmak vadisi­ne açılır. Vadinin Kırşehir sınırları içinde kalan bölümlerinde sulamalı tarım yapılır.
AKARSULAR
Kızılırmak: Bütün çığırı Türkiye topraklarında olan Kızılırmak, Sivas Kızıl dağ’da doğar, Bafra ovasında Karadeniz’e dökülür. Türkiye’nin uzunluk bakımından en büyük (1355 km.) akarsuyu olup, havza alanı bakımından Fırat’tan sonra ikinci sırada yer alır. Kızılırmak, antik çağda tuzlu akarsu anlamına gelen “Halys” adıyla anılırdı. Türkçe adı­nı içerisinde tuz ve jips bulunan, çoğunlukla kızıl renkli, kumlu-killi topraktan almaktadır. Genellikle jipsli araziden akarak gelen Kızılırmak’ın suları tuzlu ve acıdır. Fakat bu du­rum, tarımda sulamayı, olumsuz etkilememektedir.
Kızılırmak; Nevşehir’in Gülşehir ilçesi önlerinden geçtikten sonra güneydoğu-ku­zeybatı doğrultusunda Kırşehir platosuna girer ve Kırşehir’in 17 km. güneyinden geçer. Bu arada kuzeyden gelen ve Kılıçözü deresi olarak bilinen Kırşehir çayı kolunu alır. Daha sonra dar boğazlar içinde akmaya başlar. Bu boğazlardan ikisinde kurulan Hirfanlı ve Kesikköprü barajlarında, doğal akışı bir ölçüde kesintiye uğrar. Kesikköprü barajından sonra güney-kuzey doğrultusunu alır ve Kaman-Bala yolunun geçtiği Köprüköy köprüsünün altından geçerek Kırıkkale il sınırına ulaşır.
Kırşehir, Kızılırmak havzası üzerinde olmasına rağmen, ova ve sulanabilir alan bakımından fakirdir. Yağmur ve kar suları, ile beslenen, ortalama debisi 184 m3/sn. olan Kızılırmak’ın rejimi düzensizdir. İlkbahar başlarında, yükselmeye başlayan suları, ilkba­har sonunda en yüksek düzeye ulaşır. Sıcak ve kurak geçen yaz aylarında buharlaşma­nın artması ile azalan suları, temmuzda en düşük seviyededir.
Kılıçözü (Kırşehir) çayı: Kızılırmak’ın il içinde kalan kuzey kolunu oluşturan çay, Baran Dağı’nın kuzey yamacından doğar. Kırşehir ve Güzler’i geçerek Taka mevkiinde Kızılırmak’a karışır. Kuzey-güney doğrultusunda 80 km. uzunluğa sahiptir. Suları tarım­da kullanılan çayın üzerinde, sulama ve taşkın önleme amacı ile Çoğun barajı, İğdeliöz, Kılıçözü ve Güzler sulama regülatörleri yapılmıştır. Düzensiz bir rejime sahip olan ça­yın, yazın suları’ azalır. Kış ve ilkbahar aylarında ise, yağışlar ve eriyen kar suları sebe­biyle, zaman zaman taşkınlar olmaktadır.
Kaman Kılıçözü çayı: 150 km. uzunluğundaki çay, Kaman’ın güneyinden kay­nağını alarak, ilin kuzey bölümünde yer alan dağ ve platoların sularını toplar, Kırıkkale­-Yozgat sınırında Delice ırmak’a karışır. En büyük kolu Malaközü deresidir.
Delice ırmak: Kızılırmak’ın en uzun koludur (426 km.) Kırşehir-Yozgat il sınırını oluşturan akarsu, Yerköy yakınlarında Kırşehir il sınırına girer ve Kırıkkale-Yozgat-Kır­şehir sınırlarının kesiştiği noktada ili terk eder. Rejimi düzensiz olan Irmak’tan, sulama­da yararlanılmaktadır.
GÖLLER
Seyfe Gölü: Kırşehir il merkezinin 35 km. kuzeydoğusundaki tektonik çukurluk­ta yer alır. Çukurluğun temeli, Neojen döneme ait tortul katmanlarla örtülüdür ve göl en alçak bölümünü kaplar. Deniz yüzeyinden yüksekliği 1110 m. dir. idari olarak Mucur il­çesi sınırları içinde yer alan göl, adını, batısındaki Seyfe köyünden alır. Küçük bir kapa­lı havza niteliği taşıyan göl, yazın iyice sığlaşır ve büyük bir kesimi tuzlu bataklığa dö­nüşür. Yüzölçümü 15 km2. olup, farklı mevsimlerdeki ölçümlerde alanı değişebilmektedir. Genellikle sığ olan gölün en derin yeri 4/5 m. yi bulmaktadır.
Göl, batısında bulunan Seyfe ve kuzeyinde yer alan Badıllı köylerinden çıkan pı­narlar, dip kaynakları, drenaj alanı yüzeysel akışı ve göl alanına düşen yağışlarla bes­lenmektedir. Boşalımı ise, buharlaşma ile gerçekleşmektedir. Yörenin çok az yağış al­ması, gölü besleyen derelerin yazın büyük ölçüde kuruması ve yüksek buharlaşmanın da etkisiyle su seviyesi yazın oldukça düşerve büyük bir kesimi tuzlu bataklığa dönü­şür. Tuzlu suya sahip olması nedeniyle, gölün güney kıyısında zaman zaman işletilmiş bir tuzla vardır. Göl çevresinde geniş meralar ve tarlalar yer almaktadır. Bu arazinin bü­yük bölümü, Malya Tarım işletmesi’nin sınırları içinde kalır.
Göl içinde balık yoktur, sadece kurbağa türlerine ve su yılanına rastlanır. Ancak Seyfe deresinde ve derenin göl içindeki yayılım alanında iki küçük balık türü yaşamak­tadır. Göl ve çevresi, 1990 tarihinde, “Tabiatı Koruma Alanı” ilan edilmiştir, aynı zaman­da birinci derece “Doğal Sit” alanıdır. Göl ve çevresinde, ötücü kuşlar dahil olmak üze­re toplam 187 kuş türü tespit edilmiştir.
Obruk Gölü: ilin Nevşehir sınırları yakınında Obruk köyünde bulunan, karstik oluşumlu bir göldür. Derinliği ve kirliliği nedeniyle suyundan yararlanılamaz.
Hirfanlı Baraj Gölü: Kaman’a bağlı Hirfanlı köyü yakınlarında elektrik üretmek ve sulamada kullanılmak amacıyla 1959 yılında tamamlanmış ve 8 Ocak 1960 tarihinde açılmıştır. Açıldığı yıl itibariyle Türkiye’nin en büyük, bugün ise dördüncü büyük barajı olan Hirfanlı’ nın alanı 263 km2., dolgu yüksekliği 81 m. dir. Baraj gölünün uzunluğu 75 km. olup, en geniş yeri 15 km.dir. 2 milyon m3. kaya dolgu malzeme ile yapılan baraj­dan, yılda 40 milyon kw/sa. enerji üretilmektedir. Baraj santrali dört türbinden meydana gelmektedir.
Hirfanlı barajının bulunduğu yer, granit ve granodiyorit masif kayaçlardan oluşan bir yöredir. Gölün tabanında ırmak çökelleri olan ve kalınlığı 5 m.yi bulan mil, kum ve çakıl katmanları bulunur. Gölün yamaçlarındaki toprak kalınlığı 0-5 m. arasında değişir.
Yapıldığı günden bu yana bölgenin iklimini olumlu etkileyen baraj gölünde, kere­vit, sazan, yayın gibi türlerden oluşan tatlı su balıkçılığı yapılmakta ve yöre insanına ge­lir kaynağı sağlamaktadır. Baraj gölü, yörenin plaj ve piknik gibi ihtiyaçlarını da gider­mektedir.
Çuğun (Çoğun) Baraj Gölü: Kırşehir ilinin kuzeybatısında, Çuğun köyü sınırları içinde, Kılıçözü çayı üzerinde kurulu olan baraj gölü, il merkezine 20 km. uzaklıktadır. Sulama ve taşkın koruma amaçlı yapılan göl, 1970 yılında tamamlanarak, sulamaya 1976 yılında geçilmiştir. Göl hacmi 22.600.000 m3. olan baraj gövdesinin yüksekliği 41 m. olup, kaya dolgu tipindedir. Baraj gölü ile 2028 hektar alan sulanabilmektedir. Ayrıca gölde başta aynalı sazan olmak üzere tatlı su balıkları üretilmektedir.
Karaova Barajı: Kırşehir, Akpınar-Karaova köyünün 3 km. güneydoğusunda, Delice ırmak’ın kollarından Kılıçözü’ne bağlı Manahözü çayı üzerindedir. Sulama amacıyla 1997’de hizmete açılan baraj, toprak dolgu tipindedir. Baraj suyu ile 4760 hektar arazi sulanabilmektedir.
Kültepe Barajı: Kırşehir’in güneyinde, Kırşehir-Ortaköy yolunun 43. km.sinde 2 km. içeride Ulupınar köyünün 4 km. doğusundadır. Sulama ve taşkın önleme amacıyla toprak dolgu tipinde yapılan baraj, 1983 yılında işletmeye açılmıştır. Barajın kaynağın­da ve yan kolları üzerinde beş adet gölet yer almaktadır. Bu göletlerin etkisi ile baraja gelen su azalmış olup, ancak çok kısıtlı sulama yapılabilmektedir. Su ihtiyaç sorunları­nın çözümü amacıyla baraja, Kızılırmak’tan pompaj-planlama çalışmaları yapılmaktadır. Baraj sayesinde toplam 23509 hektar alan sulanabilmektedir.
Bu barajların dışında yapımı halen sürdürülen Sıdıklı barajı, Kırşehir ilinin 40 km. batısında Sıdıklı-Küçükboğaz köyü yakınlarındadır. Sulama amacıyla yapılan baraj 1998 yılında tamamlanacaktır.
Sulama Göletleri: Merkez ilçede, Ekizağıl ve Karaboğaz göletleri ile Güzler re­gülatörü vardır. Kaman’da, Karakaya, Gökeşme, Darıözü, Merdese, Sarıömerli, Çiftlik­bala, Ömerhacılı ve Savcılı göletleri; Çiçekdağı’nda, Gölcük, Kırdök göletleri ile Bozte­pe’de, Harmanaltı göleti hizmete açıktır. Ayrıca Mucur’da Yeniköy ve Kargın göletleri ile Kaman’daki Çağırkan göletinin yapımı devam etmektedir.
İKLİM
Kırşehir’de, kışları soğuk ve kar yağışlı, yazları sıcak ve kurak geçen karasal ik­lim görülür. Thorntwait’in iklim tasnifine göre, Kırşehir yarı kurak iklim özelliğine sahiptir. İldeki yıllık sıcaklık ortalaması 11,3 °C ,yıllık yağış miktarı ise 400 mm.den azdır.
Sıcaklık: İldeki dağlık ve ovalık alanlar arasında yıllık ortalama sıcaklık farkı faz­la değildir. İlçeler arasındaki sıcaklık farkı 1 °C civarındadır. Merkez ilçede yıllık ortala­ma sıcaklık 11,3 °C iken, Kaman’da 10,9 °C, Çiçekdağı’ da ise 12,2 °C. Kırşehir’in çevre illerle olan sıcaklık farkı yine 1 °C dolayındadır. Ankara’da 11,7 °C, Nevşehir’de 10,9 °C, Yozgat’ta 9,0 °C.
Kırşehir’de 61 yıllık gözlem süresince, aylık ortalama sıcaklığın dağılımı şu şekil­dedir:
Aylar Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık
°C -0,3 1,3 5,0 10,6 15,4 19,5 22,8 22,5 17,9 12,0 6,3 2,0
Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi Kırşehir “Orta Kuşak Kara Tesirli Sıcaklık Reji­mi” özelliğine sahiptir. Ocak ayı ortalama sıcaklığı -0.3 °C dir. Bu aydan itibaren mev­sim sıcaklığına ve iklim özelliklerine bağlı olarak sıcaklık değerleri artmaktadır. Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 22,8 °C dir. Temmuz ayından itibaren sıcaklık değerleri düşmek­tedir.
Kırşehir’de iklim özelliğine bağlı olarak gece ve gündüz sıcaklık değerleri arasın­da oldukça belirgin bir fark vardır.
Kırşehir’de 66 yıllık gözlem süresinde; 1954 yılı Ağustos ayında 39,4 °C ile en yüksek sıcaklık, 1942 yılı Ocak ayında ise -28,0 °C ile en düşük sıcaklık değerleri ger­çekleşmiştir.
Yağış: Kırşehir’deki yıllık yağış ortalaması, 350-400 mm. arasında değişir. Mer­kez ilçede 62 yıllık verilere göre yıllık yağış miktarı 378,1 mm. dir. Yıllık yağış miktarı Ka­man’da 455 mm., Çiçekdağı’ da ise, 322 mm. olarak ölçülmüştür. Kırşehir’e komşu il mer­kezlerinin yıllık yağış miktarlarının; Ankara’da 377,7 mm., Nevşehir’de 388, Yozgat’ta ise 539 mm. olduğu görülmektedir.
Kırşehir’de 62 yıllık verilere göre, aylık yağış dağılımı şöyledir:
Aylar
Ocak
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
Ekim
Kasım
Aralık
mm.
49,6
37,6
39,0
40,0
45,4
34,1
6,0
4,0
11,4
24,2
36,1
50,4
İlin yukarıda çizilen aylık ortalama rejim diyagramı incelendiğinde, yağışın en çok Aralık, Ocak, Nisan ve Mayıs aylarında düştüğü görülmektedir. En az yağış Temmuz ve Ağustos aylarında düşmekte olup, bu aylardaki yağış miktarı 4-6 mm. dolayındadır. Bu değerlerden de anlaşılacağı gibi Kırşehir’in yağış rejimi tipi “Akdeniz Yağış Rejim Tipi”ni andırmaktadır. Çünkü yazın düşen yağış miktarı çok az, kış ve ilkbaharda yüksektir. An­cak yağış değerleri Akdeniz Tipi’ne göre çok düşüktür.
Kırşehir’de 67 yıllık ölçümlere göre; yıllık en az yağış miktarı 202 mm. ile 1932 yı­lında, yıllık en fazla yağış miktarı 483 mm. ile 1966 yılında gerçekleşmiştir. Yine 67 yıl içinde günlük en fazla yağış miktarı 66,0 mm. ile Haziran ayında kaydedilmiştir. Uzun yıllar ortalamalarına göre yıllık ortalama yağışlı gün sayısı 92 olup, yıllara göre 37 ile 113 gün arasında değişiklik göstermektedir.
Kırşehir’de 62 yıllık iklim verilerine göre, yıllık ortalama karla örtülü gün sayısı 25’tir. 1930 yılında, yıl boyunca 1 gün karla örtülü geçerken, 1949 yılında yıl boyunca 74 gün karla örtülü geçmiştir. Yıllık ortalama donlu gün sayısı 96,8 iken, kırağılı gün sa­yısı 54, nem oranı % 63 olarak hesaplanmıştır. Güneşli günler sayısı yıllık 76-174 gün arasında değişir. Yıllık ortalama 6,5 gün sisli, 2 gün ise dolulu geçmektedir.
Rüzgar: Kırşehir genellikle kuzey ve güney yönlü rüzgarların etkisinde olup, yıl­lık ortalama rüzgar hızı 2,0 m/sn.dir. 42 yıl içerisinde yıllık ortalama kuzey yönlü rüzgar sayısı 202 olarak kaydedilmiştir. Fırtınalı gün sayısı ise yıl içinde ortalama 3-4 gündür.
BİTKİ ÖRTÜSÜ
İç Anadolu Bölgesi’nin bozkır kuşağı içinde kalan Kırşehir, genellikle orman örtü­sünden yoksun olup, hakim doğal bitki örtüsü bozkırdır. Çok eski çağlarda ormanlarla kaplı olan yöre olumsuz insan etkileri ve yağış rejiminin düzensizliği sonucu orman ör­tüsünü kaybetmiştir. Ormanlık alan, ilin toplam yüzölçümünün % 2’sini kaplarken, son yıllardaki çalışmalar sonucu bu oran % 3,7’ye çıkmıştır. Karasal iklim özelliği nedeniyle, kendiliğinden doğal örtüye kavuşamayan il, ancak ağaç dikimi ve bakımı yoluyla orman alanlarına kavuşabilecektir. Çiçekdağı’ nın kuzey kesimleri ile Akçakent ilçesi çevresinde meşe, karaçam ve sedir ağaçlarından oluşan ormanlar bulunmaktadır. Bu ormanlar bo­zuk koru ve baltalık niteliğindedir. İl sınırları içinde yer yer çalılıklara da rastlanmaktadır.
İlde aşırı hayvan otlatma ve doğal otlakların zamanla tarlaya dönüştürülmesi, alfa otu ve püsküllü çayır gibi otsu türlerin azalmasına, bunun yerine çoban yastığı ve geven türlerinin çoğalmasına neden olmuştur. İl alanını çeşitli yönlerden parçalayan akarsu va­dilerinde kavaklıklar ve meyve bahçeleri vardır. Platolarda ise, tek yıllık çayır otları dı­şında bitki örtüsü yoktur.
Son yıllarda ildeki bozuk nitelikli ormanlar bakıma alınarak, koruya dönüştürül­mesine ve yerleşim alanlarının çevresinde ormanlar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu amaçla 1965 yılında kurulan Fidanlık Şefliği, 1967 yılında Orman Fidanlık Müdürlüğü haline getirilerek, ilin fidan ihtiyacını karşılamaya başlamış, bugün de çalışmalarını sür­dürmektedir. Fidanlık Müdürlüğü, 1966 yılından itibaren yaklaşık 46 milyon fidan üreti­mi yaparak, bunun bir kısmı ile il ihtiyacını karşılamıştır. Orman Bakanlığına bağlı Ağaç­landırma Şefliği ve Başmühendisliği tarafından, 1977 yılından 1997 yılı sonuna kadar Kırşehir’de 3400 hektar alana yaklaşık 7 milyon adet fidan dikimi yapılmıştır. 1998 yılı programı içerisinde, Kervansaray mevkiinde 600 hektar alana 1.200.000 adet fidan di­kimi gerçekleştirilecektir. Orman Fidanlık Müdürlüğü, modern kavakçılığın gelişimi için de çalışmalar yapmıştır. Fidanlıkta, karaçam, sedir, kavak dışında, akça ağaç, dişbudak ve süs bitkileri de yetiştirilmektedir.
ilimizde ormanlık alan toplam 24.591 hektardır. Bu ormanlar, karaçam, sedir ve kavaktan oluşan Prodüktif Koru, karaçam ve sedirden oluşan Bozuk Koru ile meşeler­den meydana gelen Baltalıklardır. Orman alanı büyüklüğü bakımından ilin ilçelere göre dağılımı dikkate alındığında, Akçakent ön sırada yer alırken, bunu sırasıyla, Çiçekdağı, Merkez ilçe, Kaman ve Mucur takip eder. Mevcut ormanların bakımı ve işletmesi, Kır­şehir Orman işletme Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.
TOPRAKLAR
Kurak ve tektonik bir bölgede yer alan Kırşehir’de, toprak özellikleri, iklim ve ana maddeye bağlı olarak değişiklikler göstermektedir. ildeki ana toprak grupları ve özellik­leri aşağıdaki şekilde sıralanabilir.
Kırşehir il alanının çok büyük bir bölümü kahverengi topraklarla kaplıdır. Pekişme­miş kireçtaşları üzerinde bulunan kahverengi topraklar, kurak Orta Anadolu kuşağının da yaygın toprak türüdür.
Çiçekdağı’nın kuzeybatısı ile güneyinde kalan platolar ve Kaman’ın güneybatısı ile Merkez ilçe’nin güneyi kırmızı-kahverengi topraklarla kaplıdır. Çiçek dağının 1000 m.yi aşan kesimlerinde genellikle kahverengi orman toprakları görülür. Bunlar organik madde bakımından zengin, olgun topraklardır. Bu topraklar üzerinde yer yer orman gö­rülür. Orman örtüsünün seyreldiği yerlerde erozyon şiddetlidir. Dağın güney kesiminde, orman topraklarının altında kalan yükseltiler kestane renkli topraklarla kaplıdır. Çiçekdağı ilçesinin batısında Bayındır-Boyacık kasabaları arası ve Kaman’ın güneyinde kalan alanın bir bölümü kireçsiz kahverengi topraklarla örtülüdür. Bu tür topraklar kuru tarıma elverişlidir.
İlde Seyfe gölünün kuzeyi, batısı ve güneyi ile Kırşehir Kılıçözü ve Delice ırmak vadileri, alüvyon topraklarla kaplıdır. Bu topraklar, akarsuların çevreden getirdiği ve or­ganik madde bakımından zengin, koyu renkli topraklardır. Ayrıca, vadi tabanlarında az da olsa alüvyon topraklarla geçişli olarak kolüvyal topraklar da vardır. Bu topraklar her tür bitkinin yetişmesine elverişlidir.
Kırşehir’de bu ana toprak grupları dışında, Merkez ilçe-Kaman arasını dolduran Baran dağının yüksek kesimlerinde çıplak kayalıklar ve Seyfe gölünün çevresinde tuz­luluğa bağlı olarak ortaya çıkan çorak topraklar vardır. Bu tür toprakların tarımsal bir de­ğeri yoktur.
Bütün olarak değerlendirildiğinde il alanının, kullanım durumuna göre, arazi varlı­ğı şöyledir:
Ekili, dikili alanların toplamı % 68,2’dir. Bunun % 40’ınl tarla ürünleri ekim alanı, % 25,3’ünü nadas alanı, % 2,6’slnl bağ, bahçe ve % 0,3’ünü de tarıma elverişli olup, kul­lanılmayan arazi oluşturur. ildeki çayır ve mera alanları % 19,9, orman alanı % 3,7 ve . tarıma elverişli olmayan alan ise % 8,2 dir.
YERALTI KAYNAKLARI
Kırşehir’de çeşitli madenler bulunmasına karşılık, bunlar ekonomik nitelikte değil­dir. ilde en önemli madenler demir, flüorit, mermer ve tuzdur. Demir yatakları Merkez ve Kaman ilçelerinde bulunmaktadır. Flüorit yatakları, Merkez, Çiçekdağı ve Kaman ilçele­rinde olup, Kaman ve Çiçekdağı ilçelerindeki flüorit damarlarının bir bölümünde zaman zaman üretim yapılmıştır. Merkez ilçe, Kaman ve Mucur dolaylarında Oniks denilen mermer yatakları bulunmaktadır. Bu yataklardan zaman zaman üretim yapılmaktadır.
Kırşehir’de ekonomik açıdan önem taşıyan doğal kaynaklardan biri de tuzdur. İldeki en zengin tuz yatakları, Tepesidelik ve Sekili’ de bulunmaktadır.
Çiçekdağı ilçesindeki 60.000 ton rezervli linyit yatakları, ancak yerel gereksinimini karşılayacak boyuttadır. Tuğla-Kiremit hammaddesi ise Çiçekdağı ve Akçakent ilçelerinde bulunur.
Kırşehir’de sayılanların dışında, amyant, antimon, alüminyum, altın, bakır, boraks, baryum, çinko, grafit, gümüş, krom, kurşun, kuvarsit, manganez, mika, taşkömürü, uranyum, volfram, kükürt ve zımpara taşı gibi madenler de mevcuttur.

Nüfus

Sayım Yılları İl Nüfus Gelişimi
                Cumhuriyet Döneminde 1927-2000 arası sayım dönemleri esas alındığında yapılan 1. nüfus sayımında, ilin genel nüfusu 127.067 iken, son yapılan 2016 (Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi)  nüfus sayımında 229.975 olmuştur.
                1927 yılında Türkiye’nin nüfusu 13.648.270, il nüfusu 144.006 olmuştur. Kırşehir nüfus büyüklüğü açısından 63 il arasında 48. sırada yer almıştır. 2016 yılı nüfus sayımına göre 81 il içinde 69. sıradadır.
                1950 yılına kadar artan il nüfusu 1950-1955 döneminde bir azalma göstermiş, 1955-1985 döneminde yeniden artma eğilimi gösteren il nüfusu, 1985 yılından sonra yeniden azalma eğilimine girmiştir.
1950-1955 dönemi ilin 20.07.1954 tarih ve  6429 sayılı Kanunla ilçeye, 01.07.1957 tarih ve 7001 sayılı Kanunla yeniden il yapılmasına bağlı olarak, il nüfusunun yapısında 1955 nüfus sayımı sonuçlarına göre – %11.62 ve 2000- 2007 döneminde % -11,87 ile en yüksek nüfus azalışı yaşanmıştır. En yüksek nüfus artışı ise, % 15,44  ile 1945-1950 döneminde yaşanmıştır.
Sayım Yılları İtibariyle İl Ülke Karşılaştırması 
YILI
KIRŞEHİR
TÜRKİYE
NÜFUS
ARTIŞ
(KİŞİ)
ARTIŞ
(%)
NÜFUS
ARTIŞ
ARTIŞ
(%)
1927
127.067
13.648.270
1935
145.932
18.865
14,85
16.158.018
2.510.018
18,39
1940
149.518
3.586
2,46
17.820.950
1.662.932
10,29
1945
157.565
8.047
5,38
18.790.174
969.224
5,44
1950
181.899
24.334
15,44
20.947.188
2.157.014
11,48
1955*
160.761
-21.138
-11,62
24.064.763
3.117.575
14,88
1960
175.749
14.988
9,32
27.754.820
3.690.057
15,33
1965
196.836
21.087
12,00
31.391.421
3.636.601
13,10
1970
214.932
18.096
9,19
35.605.176
4.213.755
13,42
1975
232.853
17.921
8,34
40.347.719
4.742.543
13,32
1980
240.497
7.644
3,28
44.736.957
4.389.238
10,88
1985
260.156
19.659
8,17
50.664.458
5.927.501
13,25
1990
256.862
-3.294
-1,27
56.473.035
5.808.577
11,46
2000
253.239
-3.623
-1,41
67.803.927
11.330.892
20,06
2007
223.170
-30.069
-11,87
70.586.256
2.782.329
4,10
2008
222.735
-435
– 0,19
71.517.100
930.844
1,32
2009
223.102
367
0,16
72.561.312
1.044.212
1,46
2010
221.876
-1.226
-0,55
73.722.988
1.161.676
1,60
2011
221.015
-861
-0,38
74.724.269
1.001.281
1,35
2012
221.209
204
0,09
75.627.384
903.115
1,20
2013
223.498
2.289
1,03
76.667.864
1.040.480
1,37
2014
222.707
-791
-0,35
77.695.904
1.028.040
1,34
2015
225.562
3.250
1,28
78.741.053
1.045.149
1,35
2016
229.975
4.413
1,92
79.814.871
1.073.818
1,35
            *20.07.1954 tarih ve 6429 Sayılı Kanunla il vasfı kaldırılmış olan ilin,01.07.1957  tarih ve 7001 sayılı Kanunla yeniden il olan ilin 1955 yılı nüfusu, ayrıldığı  illerin  nüfuslarından 1960 idari bölünüşüne göre belirlenmiştir.
                İlin en yüksek nüfus artışı  1945-1950 döneminde % 15.44, en büyük azalma ise 2000-2007 döneminde % -11,87 olarak gerçekleşmiştir. 1885-1990  sayım döneminden sonra il nüfusu azalmaya devam etmiştir. 1985-1990 döneminde % -1,27, 1990-2000 dönemi nüfus sayımında % -1.41 azalma, 2000-2007 döneminde % -11,87 azalma, 2007-2016 döneminde ise % 3,05  artış olmuştur.
                Nüfus azalmasının nedenleri başta ekonomik koşullar olmak üzere, eğitim ve sos­yal yaşantının beraberinde getirdiği göç olayıdır.
1927 de Kırşehir ilinin ülke nüfusundaki payı binde 9 iken, 2016 yılında payı yaklaşık binde 3’ lere gerilemiştir. Bu da göstermektedir ki il nüfus artış hızı ülke nüfus artış hızından düşük seyretmektedir.
Şehir- Köy Nüfusu 
Nüfusun Şehir- Köy Dağılımı 
YILI
GENEL
ŞEHİR
KÖY
TOPLAM
NÜFUS
%
NÜFUS
%
1927
127.067
21.130
16,63
105.937
83,37
1935
145.932
22.855
15,66
123.077
84,34
1940
149.518
22.210
14,85
127.308
85,15
1945
157.565
27.044
17,16
130.521
82,84
1950*
181.899
31.862
17,52
150.037
82,48
1955*
160.761
29.940
18,62
130.821
81,38
1960
175.749
36.558
20,8
139.191
79,2
1965
196.836
42.000
21,34
154.836
78,66
1970
214.932
54.669
25,44
160.263
74,56
1975
232.853
70.532
30,29
162.321
69,71
1980
240.497
83.965
34,91
156.532
65,09
1985
260.156
103.483
39,78
156.673
60,22
1990
256.862
126.406
49,21
130.456
50,79
2000
253.239
147.412
58,21
105.827
41,79
2007
223.170
147.073
65,90
76.097
34,10
2008
222.735
149.382
67,07
73.353
32,93
2009
223,102
154 205
69,12
68 897
30,88
2010
221.876
156.731
70,64
65.145
29,36
2011
221.015
158.179
71,56
62.836
28,44
2012
221.209
161.978
73,22
59.231
26,78
2013
223.498
165.717
74,14
57.781
25,86
2014
222.707
168.022
75,45
54.685
24,55
2015
225.562
173.222
76,80
52.340
23,20
2016
229.975
178.324
77,58
51.651
22,42
            *1950-1955 verileri 1960 idari bölünüşüne göre belirlenmiştir.
1927 yılında köy nüfusu şehir nüfusunun 5 katı iken, bu oran 2000 yılı nüfus sayımında şehir nüfusu köy nüfusunun 1,40 katına çıkmıştır. Bu dönem içinde köyden kente göç artmıştır. 1927’de nüfusun % 16,6’sı şehirde yaşarken 1945 yılından sonra sürekli artış gösteren şehir nüfusunun  2000 yılındaki payı % 58,21’e, 2010 yılında 70,64’e, 2016 yılında ise 77,58’e ulaşmıştır.
                Aynı dönemde Türkiye’de nüfusun % 24,2 si şehirlerde yaşarken, 1950 yılında bu oran % 25’e 2000 yılında da % 64,9’a yükselmiştir. Kırşehir İlinde şehirde yaşayan nüfus oranı, ülke ortalamasına göre daha yavaş artmıştır. İl’de 2000 yılına kadar köy nüfusu fazla iken, 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre;  şehir nüfusu % 58,21’e yükselirken,  köy nüfusu ise % 41,79’a gerilemiştir. 2016 yılında ise köy nüfusu % 7,7’ye gerilerken, şehir nüfusunun payı 92,3’e çıkmıştır.
                Kırşehir  Şehir-Köy nüfus  dağılımı ülkemizde olduğu gibi şehir lehine bir eğilim göstermektedir. Ülkede 1950 den sonra hız kazanmaya başlayan şehir nüfusunun artışı, İl’de 1960’lardan sonra daha bir ivme kazanmıştır. Ülke nüfus hareketlerinin seyri ilimizde de kendini göstermektedir.
Nüfusun Cinsiyet Dağılımı
YILI
GENEL
KADIN
ERKEK
TOPLAM
1927
127.067
68.918
58.149
1935
145.932
77.527
68.405
1940
149.518
79.628
69.890
1945
157.565
81.912
75.653
1950*
181.899
93.745
88.154
1955*
160.761
82.380
78.381
1960
175.749
89.626
86.123
1965
196.836
101.074
95.762
1970
214.932
111.762
103.170
1975
232.853
118.863
113.990
1980
240.497
125.534
114.963
1985
260.156
134.452
125.704
1990
256.862
132.223
124.639
2000
253.239
128.500
124.739
2007
223.170
112.869
110.301
2008
222.735
112,397
110.338
2009
223.102
112.679
110.423
2010
221.876
111.856
110.020
2011
221.015
111.219
109.796
2012
221.209
111.201
110.008
2013
223.498
112.063
111.435
2014
222.707
111.759
110.948
2015
225.562
113.441
112.121
2016
229.975
115.160
114.815
                1927-2000 döneminde ilde, erkek nüfusun büyüklüğü kadın nüfusun büyüklüğünden daha azdır. 1927 yılında her 100 kadın için 84 erkek bulunmakta iken, 1960 yılına kadar artış göstermiş, 1965-1970 döneminde azalmıştır. 1980 den sonra artış göstererek 2000 yılında her 100 kadın için 97 erkek olarak en yüksek değerini almıştır.  2016 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi ile yapılan sayım sonuçlarına göre ise Erkek Nüfusu 114.815, kadın nüfusu ise 115.160 olarak belirlenmiş olup, her 100 kadın için 99 erkek olmuştur.
                Ülke genelinde ise, 1940 yılına kadar kadın nüfus erkek nüfustan fazla iken 1940 yılında kadın ve erkek nüfus hemen hemen eşit duruma gelmiştir.  Cinsiyet oranı 1960 yılına kadar artış, 1960-1970 döneminde azalma göstermiş, 1975  yılında her 100 kadın için 106 erkek oranına gelmiştir. 1975 yılından sonra bu oran  azalma göstermiştir. 2000 yılında Türkiye’de her 100 kadın için 103 erkek 2016 yıllında ise azalmaya devam ederek 100 kadın için 101 erkek olmuştur.
Nüfusun Kadın-Erkek Dağılımı
Kırşehir Nüfusunun Yaş Yapısı
                Cumhuriyetin ilk yıllarında doğurganlık düzeyi çok yüksek olduğu için nüfusumuz çok genç bir yaş yapısına sahiptir. İl’imizde 1935 yılında erkeklerin yarısı 15,1, kadınların yarısı ise 22,1 yaşından daha küçük iken, Türkiye’de 1935 yılında erkek nüfusun yarısı 19,1, kadın nüfusun yarısı ise 23,4 yaşından daha küçüktür. Kırşehir İlinde 1935-1970 yılları arasında ortalama 17 olan nüfusun medyan yaşı, 1970 yılından sonra  sürekli bir artma eğilimi göstermiştir. İl’imizde 2000 yılında erkeklerin yarısı 25, kadınların yarısı ise 22,1 yaşından daha küçüktür. Türkiye’de 2000 yılında erkek nüfusun yarısı 24,4, kadın nüfusun yarısı ise 25,3 yaşından daha küçüktür.
                İlimizin 1970 nüfus piramidine göre (0-9) yaş nüfusun fazlalığı dikkat çekicidir. Bu oran doğurganlık oranının yüksekliğinin göstergesidir. Yaşlı kuşaklardaki nüfus, her iki cinsiyet içinde ölüm hızının bu yaşlarda yüksek olması nedeniyle hızla azalmaktadır. 1970 yılı nüfus piramidi ilin doğurganlık ve ölümlülüğün yüksek olduğu yaş yapısını yansıtmaktadır.
İl nüfus yapısı 2016 yılı nüfus piramidinde 1970 yılının piramidine göre çok farklı bir yapı sergilemektedir. 15 yaşından küçük nüfusun azaldığı görülmektedir. 2016 yılında ileri yaşlardaki azalmanın 1970 yılındakinden daha yavaş seyretmiştir. 2016 yılı nüfus piramidi bu özelliğiyle gelişmiş ülkelerdekine benzer bir yapı göstermektedir. Bu durum ülke geneli için de benzerdir.
İlin İlçelere Göre Şehir ve Köy Nüfus Artışı
Kırşehir Merkez ve İlçeleri  Nüfus Hareketleri 2015 – 2016
KIRŞEHİR
2015 GENEL NÜFUS SAYIMI KESİN SONUÇLARI
2016 GENEL NÜFUS SAYIMI KESİN SONUÇLARI
 NÜFUS ARTIŞI HIZI   %  2015-2016
 NÜFUS ARTIŞI KİŞİ
TOPLAM
ŞEHİR
KÖY
TOPLAM
ŞEHİR
KÖY
TOPLAM
ŞEHİR
KÖY
TOPLAM
ŞEHİR
KÖY
MERKEZ
139.235
125.807
13.428
144.006
130.915
13.091
3,43
4,06
-2,51
4.771
5.108
-337
AKÇAKENT
3.855
863
2.992
3.780
842
2.938
-1,95
-2,43
-1,80
-75
-21
-54
AKPINAR
7.489
2.911
4.578
7.359
2.884
4.475
-1,74
-0,93
-2,25
-130
-27
-103
BOZTEPE
5.276
2.668
2.608
5.292
2.733
2.559
0,30
2,44
-1,88
16
65
-49
ÇİÇEKDAĞI
14.339
6.065
8.274
14.277
6.077
8.200
-0,43
0,20
-0,89
-62
12
-74
KAMAN
37.014
22.167
14.847
36.720
21.861
14.859
-0,79
-1,38
0,08
-294
-306
12
MUCUR
18.354
12.741
5.613
18.541
13.012
5.529
1,02
2,13
-1,50
187
271
-84
TOPLAM
225.562
173.222
52.340
229.975
178.324
51.651
1,96
2,95
-1,32
4.413
5.102
-689
            Kırşehir genel il nüfusu 1990-2000 sayım aralığında % -1.35 bir  azalma  göstermiştir. Bu dönemde şehir nüfusu % 15.10 artarken, köy nüfusunda % -20.52 bir azalma söz konusudur.  Merkez köylerinde % -11.13 bir azalma meydana gelirken, merkezin şehir nüfusu da % 18.07 oranında artmıştır. İlçelerimizden Akçakent’in  bu dönemde hem şehir nüfusu hem de köy nüfusunda bir azalma gözükmektedir. İlçelerimizden nüfusu bu dönem içinde  şehir nüfusu olarak azalma gösteren Akçakent ve Akpınar  ilçelerimizdir. Çiçekdağı İlçemizde ise şehir nüfusunda % 3.27 bir artış gözlenmekle birlikte köy nüfusundaki azalış % -4,23 oranındadır. Diğer dört ilçemizin de şehir nüfusu bu dönemde artmıştır. 1990-2000 sayım aralığında il genelinin köy nüfusu azalırken şehir nüfusu artış kaydetmiştir. Bu dönemde genel olarak Kırşehir merkezi ile Mucur ilçemiz dışında nüfusta bir azalma gözükmektedir. 2016 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçlarına göre; 2015-2016 döneminde il genel nüfusu 1,96 artarken, bu artış şehir nüfusunda gerçekleşmiştir. Aynı dönemde nüfus şehirlerde 2,95 artarken, köy nüfusu 1,32 azalmıştır.
                2016 yılında İlin 7 ilçesinden (merkez ilçe hariç)  Kaman ilçesi 36.720  nüfusuyla en çok nüfusa sahip ilçesi olurken, Akçakent ilçesi ise 3.780 nüfusuyla en az nüfusa sahip ilçesi olmuştur.
Kırşehir Nüfus Yoğunlukları 
İLÇE
Toplam Nüfus
Yüzölçümü
Nüfus Yoğunluğu
TOPLAM
229.975
6.530,32
35
MERKEZ
144.006
1.677,67
86
AKÇAKENT
3.780
585,31
6
AKPINAR
7.359
527,2
14
BOZTEPE
5.292
562,3
9
ÇİÇEKDAĞI
14.277
802,93
18
KAMAN
36.720
1.253,32
29
MUCUR
18.541
1.121,59
17
Kırşehir’de km²’ye düşen kişi sayısı 1927 yılında yaklaşık 14 kişi iken, ülke ortalaması km²’de 18 kişi idi. 2016 yılına gelindiğinde Kırşehir’in nüfus yoğunluğu km²’de 35 kişiye yükselirken ülke orta­laması km²’ye 104 kişiye ulaşmıştır. Nüfus yoğunluğu bakımından 81 il içinde 65. sıradadır.
                Kırşehir’de nüfus yoğunluğu il merkezinde 86 iken, ilçelerde 6 ile 29 arasında değişmektedir. En  büyük yüzölçüme sahip merkez ilçeden sonra Kaman ilçesinde nüfus  yoğunluğu 29, yüzölçümü en küçük olan Akpınar  ilçesinde nüfus yoğunluğu 14 kişidir.  İl Nüfus yoğunluğu açısından ülke geneli ve İç Anadolu Bölgesi ortalamalarının altındadır.
Hanehalkı Büyüklüğü
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
2016
3,9
3,7
3,6
3,4
3,3
3,3
3,2
3,2
3,1
Kırşehir hane halkı büyüklüğünde yıllara göre azalan bir seyir izlemekte olup 2016 yılı hane halkı büyüklüğü 3,1’dir. Hane halkı 3,5 olan Türkiye ortalamasının altında olan Kırşehir, hane halkı sıralamasında ise Türkiye’de 53. sıradadır.
Nüfusun Eğitim Yapısı 
                Kırşehir İlinde 1935 yılında okuma yazma bilen nüfus % 13,86 iken, 2000 nüfus sayımında bu oran 87,52 ye yükselmiştir. Ülke genelinde ise 1935 yılında okuma yazma bilen nüfus % 19,25 iken 2000 yılında bu oran 87,32’ye yükselmiştir.
                Kırşehir İlinde en az ilkokul mezunu olanlar 14 yaş ve daha yukarısı baz alınarak incelendiğinde;
                1975-2000 döneminde en az ilkokul mezunu olanların oranı 1975 erkeklerde % 16,6, kadınlarda % 4,9 iken, bu oran 2000 yılında erkeklerde % 45,3’e, kadınlarda ise % 25,2’ye yükselmiştir. Ülkemizde bu oran 1975 yılında erkeklerde % 17, kadınlarda % 7,9 iken 2000 yılında erkeklerde % 43,6’ya, kadınlarda  ise % 26,6’ya yükselmiştir.
                25 ve daha yukarı yaştaki nüfustan ortaokul, lise ve yüksekokul mezunlarının 1975-2000 döneminde Kırşehir’de 1975 yılında erkeklerin % 9’u ilkokuldan sonra bir eğitim düzeyini tamamlarken 2000 yılında bu oran % 36,5’e, 1975 yılında  kadınların % 2’si  ilkokuldan sonra bir eğitim düzeyini tamamlarken 2000 yılında bu oran  % 13,8’e yükselmiştir. Eğitim düzeyinde özellikle lise ve yükseköğretim mezunlarında önemli bir gelişme olmuştur. 1975 yılında erkeklerin % 4,7’si, kadınların % 0,9’u lise mezunu iken, 2000 yılında erkeklerin % 16,1’i, kadınların % 6,6’sı lise mezunu, 1975 yılında erkeklerin % 1,2’si, kadınların da % 0,2’si yükseköğretim mezunu iken bu oran 2000 yılında erkeklerde % 8,7’ye, kadınlarda ise % 2,8’e yükselmiştir.
                Gelişmeler ülkedeki gelişmelerle doğru orantılı olmakla birlikte, 2000 yılı sonuçlarına göre lise mezunları ve yükseköğretim mezunları ortalamaları ülke ortalamasının altında seyretmektedir.
                2000 yılı sonuçları itibariyle ülkemizde  ilköğretimden sonra bir eğitim düzeyini tamamlayan erkeklerin oranı % 37’4, kadınların oranı % 19,8, lise mezunlarında bu oran erkeklerde % 16’sı, kadınların % 9,1’i ve yükseköğretim mezunlarında ise erkeklerde % 10,2, kadınlarda ise % 5,4’tür.
                1935 yılında ülke okuma yazma oranı %19.35 iken, il okuma yazma oranı % 13.86 dır.1965 yılından itibaren il okuma yazma oranı sürekli yükseliş göstererek 2000 yılı nüfus sayımında % 87.52’ye yükselmiştir. 2015 yılı TÜİK verilerine göre Ülke okuma yazma oranı % 96,22’dir. Kırşehir genel okuma yazma oranında ise % 95,81’dir.
               İlimiz kadın erkek okuma yazma oranında gelişmeler göstermiş, 1935 yılında erkeklerde okuma yazma %25,35, kadınlarda % 4,24 iken bu oran 1965 yılından itibaren kadınlarda okuma yazma oranında yükselme göstererek erkeklerde 2000 yılında % 94,36’ya, 2015 yılında ise %98,87’ye; kadınlarda ise 2000’de % 80,95’e, 2015 yılında da % 92,82’ ye yükselmiştir.
Ülkemizdeki erkek okuma yazma oranları ile il erkek okuma yazma oranları karşılaştırıldığında;1935 yılında ülkemizdeki erkek nüfusun okuma yazma oranı % 29.35 iken, Kırşehir’de bu oran % 25.35’tir.
2000 sayım yılı sonuçlarına göre bu oran ülkemizde % 93.86’ya ilimizde ise 94.36’ya yükselmiştir. Bu dönemde ilimizdeki erkek okuma yazma  oranındaki gelişme ülke gelişmesinden daha hızlı olmuştur.  2015 yılında Türkiye’de %98,71 Kırşehir’de ise % 98,87’dir.
1935 yılında ülke kadın okuma yazma oranı % 4.24 iken, bu oran ülke genelinde % 9.82’dir. 1940 yılından itibaren il kadın okuma yazma oranı ülke genelinden daha hızlı bir artış göstererek 2000 yılında % 80.64 olan ülke kadın okuma yazma oranını aşarak % 80.95’e ulaşmıştır. Aynı dönemde İç Anadolu Bölgesi kadınlarda okuma yazma oranı % bakımından ilimiz ülke genelinde 33. sıradadır.
                2015 yılında ise ülke kadın okuryazarlık oranı % 93,72 iken, ilimizde bu oran % 92,87’dir.
Okuryazarlık ve Eğitim Durumuna Göre Nüfus (6+ yaş)
Sayım Yılı
Okuma Yazma Bilmeyen
Okuma Yazma Bilen Fakat Bir Okul Bitirmeyen
İlkokul
İlköğretim
Ortaokul veya dengi Meslek Okulları
Lise ve lise dengi Meslek Okulları
Yüksek Okul veya Fakülte
Yüksek Lisans     (5 ve 6 yıllık fakülteler dahil)
Doktora
Bilinmeyen
2009
16.721
36.916
62.367
23.542
9.634
35.170
12.916
471
153
6.555
2010
13.228
36.698
51.549
33.155
10.880
38.383
12.948
731
208
5.812
2011
10.307
37.422
51.902
35.521
10.308
39.170
15.535
801
239
1.762
2012
9.484
36.749
50.778
35.119
10.086
41.337
16.477
854
227
1.768
2013
9.059
36.075
50.055
36.387
9.915
40.692
18.929
1.120
332
1.891
2014
8.908
22.263
61.535
27.966
18.907
40.934
20.861
1.185
341
1.208
2015
8.558
21.527
60.690
23.700
22.404
42.125
23.770
1.294
383
1.159
                Doğurganlık ve Bebek Ölümlülüğü
                İl bazında (15-49) doğurgan çağdaki kadın başına düşen çocuk sayısı 1970 yılına kadar yükselirken, bu yıldan sonra azalma göstermiştir. 1970 yılında doğurgan çağdaki her 1000 kadına 860 çocuk düşerken, 2000 yılında her 1000 kadına 331 çocuk düşmektedir. Doğurganlık döneminin sonu olan 45-49 yaştaki bir kadın 6,9 çocuk dünyaya getirmiş iken, 2000 yılında aynı kuşak kadınlar ortalama 4,2 çocuk dünyaya getirmişlerdir.
İlin 1967 yılından günümüze kadar olan dönemde bebek ölüm hızı ülke genelindeki yapıya benzer bir seyir izlemiştir. 1967 yılında 1000 canlı doğumdan yaklaşık 150’si bir yaşını doldurmadan ölürken, 1997 yılında 1000 canlı doğumdan 35’i bir yaşını doldurmadan ölmüştür. Bu oran  aynı dönemde ülkemizde binde 43, İç Anadolu Bölgesinde binde 41,77’dir. Bebek ölüm hızı bakımından ilimiz hem ülke hem de bölge ortalamalarından daha iyi durumdadır. Aynı dönemde ülke sıralaması bakımından da 69. sıradadır.
 Özürlülük
                2000 nüfus sayımına göre; Kırşehir’de nüfusun özürlülük durumu incelendiğinde; özürlü nüfusun % 60’ını erkeklerin, Ülke ortalamalarının da % 59’unu oluşturulduğu görülmektedir. İl genelinde toplam 5.048 özürlünün, 3.007’si erkek ve 2.041’i kadındır.
                Kırşehir Özürlü Dağılımı
Görme
İşitme
Konuşma
Fiziksel
Zihinsel
Birden çok
Diğer
Bilinmeyen
Toplam
570
419
247
1926
832
411
337
306
5.048
Nüfusun özürlülük oranı binde 1,99’dur. Ülke ortalamaması ise binde 1,82’dir. Özürlülük oranı itibariyle ülke ortalamalarının üzerindedir.
Kırşehir’in özürlülük nüfus yapısı genelde ülke oranlarıyla benzerlikler göstermektedir. Fiziksel engelliler hem il hem de  ülkemizde en çok paya sahip engelli grubu olup, engelliler içindeki payı % 41’lik bir orana sahip iken, Ülkemizde ve ilimizde en düşük oranlı konuşma engelliler % 5 ile en düşük orana sahiptir.
EKONOMİK NİTELİKLER
                İşgücü
İstihdam edilenler ve işsizlerin oluşturduğu toplam nüfus olan işgücü, ilde 1980-2000 döneminde azalma eğilimi göstermiştir. Erkek nüfusun işgücüne katılma oranı kadın nüfusa göre daha yüksektir. 1980 yılında erkeklerin işgücüne katılma oranı % 74,7 iken, 2000 yılında bu oran % 66’ya düşmüştür. Bu dönemde kadınların işgücüne katılma oranı % 51,5’ten % 40,6’ya düşmüştür.
Yaş gruplarına göre işgücüne katılma oranı ülke ile benzerlik göstermektedir. 12-14 yaş grubunda kadın nüfusun işgücüne katılma oranı yüksekken, 15-19 yaş grubundan itibaren erkek nüfusun işgücüne katılma oranı kadın nüfusun işgücüne katılma oranına göre daha yüksektir. Kadınların 25 yaşından sonra işgücüne katılma oranının azalması sonucu cinsiyetler arası işgücüne katılma oranı farkı artmaktadır. Bu da kadınların evlendikten veya çocuk sahibi olmaları halinde işgücünden ayrıldıkları sonucunu doğurmaktadır.
İstihdam
                İlimizde   istihdam edilen nüfus yıllara göre artış ve azalış göstermektedir. 1980-2000 döneminde istihdam edilen erkek nüfusun artış hızı ‰ 5 iken, kadın nüfusun yıllık artış hızı ‰ -5’tir.
                1980-2000 döneminde hizmet ve sanayi sektörlerinde bir artış gözlenirken, inşaat sektöründe yıllara göre değişiklik göstermiştir. Bu dönemde, istihdam edilen nüfusta hizmet sektöründe % 56, sanayi sektöründe % 15 bir artış, inşaat sektöründe de % – 4,9 oranında bir azalış olmuştur.
                2000 yılı nüfus verilerine göre istihdam il oranları; Tarım %65,1, Sanayi % 5,9, İnşaat % 4,3, Hizmet %24,7 ve Diğer faaliyetler ‰ 1’dir.  Aynı dönemde Ülke istihdamında, tarım % 48,38, sanayi % 13,35, İç Anadolu Bölgesinde ise, tarımın payı % 46,81 iken, sanayinin payı % 10,5’tir.
İlimiz tarım istihdamı açısından 30. sanayi istihdamı açısından da 47. sıradadır. Bu anlamda gerek ülke ortalaması gerekse bölge ortalamaları bakımından ilimiz halen tarıma dayalı bir yapıya sahiptir. Sanayinin payı ise ülke ve bölge ortalamalarının altındadır.
İşsizlik
2000 yılı Nüfus Sayımı  verilerine göre Kırşehir ilinde işsizlik oranı % 8,2’dir. İşgücündeki her 100 kişiden 8’i işsizdir.  Aynı dönem Türkiye işsizlik oranı ise % 8,9’dur. TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2013 yılında işgücüne katılım oranı % 50,8, istihdam oranı % 45,9 ve işsizlik oranı % 9,7 olarak gerçekleşmiştir. İller düzeyinde yayımlanan 2013 yılı işgücü göstergelerine göre ise Kırşehir’de işgücüne katılım oranı % 46,6, Türkiye sıralaması 64; istihdam oranı % 43,1, Türkiye sıralaması 63; işsizlik oranı % 7,3’tür. İşsizlik sıralamasında ilimiz 42. sırada yer almaktadır.
ULAŞIM
İl’de tek ulaşım seçeneği karayolu olmakla birlikte demiryolu ulaşım ihtiyacı il merkezine 73 km uzaklıktaki Yozgat-Yerköy’deki demiryolu istasyonundan ve 88 km uzaklıktaki Kayseri Himmetdede demiryolundan karşılanmaktadır.
Hava ulaşımı ise Nevşehir-Kapadokya (84 km), Kayseri (130 km) ve Ankara’daki (199 km) havalimanlarından karşılanmaktadır.  6.570 Km2 olan Kırşehir il hudutları dâhilinde 271 KM devlet, 280 KM il olmak üzere 551 Km yol ağı vardır.
B.S.K
%
SATHİ KAPLAMA
%
STABİLİZE
%
DİĞER
%
76 KM
14
455 KM
82
24 KM
4
Kırşehir ili sınırları içerisinde bulunan 555 Km yolun 170 Km’si bölünmüş yoldur. İlden geçen Kayseri – Ankara Devlet yolu Ülkenin Doğu – Batı bağlantısını sağlayan, Kapadokya bölgesinin girişini oluşturan önemli arterlerden birisidir.
İlin Komşu illere uzaklıkları
 
Km.
Saat *
KIRŞEHİR – ANKARA
185
2, 1
KIRŞEHİR – KIRIKKALE
112
1,2
KIRŞEHİR – KAYSERİ
134
1,5
KIRŞEHİR – NEVŞEHİR
91
1,0
KIRŞEHİR – AKSARAY
109
1,2
KIRŞEHİR – YOZGAT
112
1,2
KIRŞEHİR – KAPADOKYA HAVAALANI
84
1
                     * Süreler, Saatte 90 Km Hız Öngörülerek Hesaplanmıştır.
Kırşehir İli 2.120 Km  Köy Yolunun  Niteliklerine Göre Dağılımı
Toplam Yol           : 2.120 Km
Asfalt Yol              : 1.287 Km
Kilitli Parke           : 164 Km
Stabilize Yol          : 669 Km
Tesviyeli Yol          : 0 Km

Kırşehir İli Belediye Başkanları Listesi İçin Tıklayınız…

Kırşehir İli Köy ve Mahalle Muhtarları Listesi İçin Tıklayınız…

 İLÇE   ADI

BELEDİYE   SAYISI

MAHALLE   SAYISI

KÖY   SAYISI

MEZRA   SAYISI

TOPLAM   YERLEŞİM   BİRİMİ

MERKEZ
2
21
53
76
AKÇAKENT
1
3
20
24
AKPINAR
1
6
26
33
BOZTEPE
1
3
14
18
ÇİÇEKDAĞI
2
12
45
59
KAMAN
2
15
50
67
MUCUR
1
7
44
52
TOPLAM
10
67
252
329

Tarih

KIRŞEHİR
Kırşehir 1867 yılında bucak, 1869 yılında ilçe, 1870 yılında sancak olmuş, Avanos, Keskin ve Mecidiye (Çiçekdağı) ilçeleri Kırşehir’e bağlanmıştır. 1921 yılında bağımsız mutasarrıflık, 1924 yılında il olan Kırşehir’e Avanos, Çiçekdağı, Hacıbektaş, Mucur ilçeleri bağlanmıştır. 1944 yılında ilçe olan Kaman, Kırşehir’e bağlanmıştır.20 Temmuz 1954 tarihinde 6429 sayılı kanun ile Nevşehir il, Kırşehir’de Nevşehir iline bağlı bir ilçe haline getirilmiş Çiçekdağı ilçesi Yozgat’a, Kaman Ankara’ya, Hacıbektaş, Mucur ve Avanos da Nevşehir’e bağlanmıştır.

01 Temmuz 1957’de kabul edilen 7001 sayılı kanunla Kırşehir tekrar il haline getirilmiş, yeni ile Yozgat’ın Çiçekdağı, Ankara’nın Kaman ve Nevşehir’in Mucur ilçeleri bağlanmıştır.

TARİHTE KIRŞEHİR KIRŞEHİR’İN ADI

Kırşehir tarihi, Hititler dönemi ile anılmaya başlar. Fakat, ilin adının o zaman ne ol­duğu henüz bilinmemektedir. İlin bir ara Aquae Saravenas (Akova-Saravena) adıyla (MÖ.2.yy.) bilindiği anlaşılmıştır. Önceleri Makissos (Macissus) adıyla anılan kent, İm­parator I. Jüstinianos devrinde (527-568) yeniden kurulmuş ve Jüstinianopolis diye anılmaya başlamıştır.

Uçsuz bucaksız kırın ortasında yükselen bu kente Türkler “Kır şehri” adını vermiş­lerdir. Kır şehri zamanla halk dilinde “Kırşehir” oldu. Bu gün bile bazı köylerinde yaşa­yan halk, burasını Kır şehri diye anar. Kırşehir ismi Türkçe’dir. Bir rivayete göre de Timur’un Anadolu’ya gelişinde kendisine karşı koyan burada yaşayan halkı göstererek “kırın şehri” dediği, daha sonra bunun Kır şehri olarak değiştiği ve bu günkü ismini aldığı da söylenmektedir.

KIRŞEHİR’İN TARİHİ

1 – Tarih Öncesi Çağda Kırşehir (Tunç Dönemi MÖ. 3000-2000)

Kırşehir ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda Kırşehir’in tarih öncesi çağda,özellikle Tunç çağı döneminin etkisi altında kaldığı görülüyor. 1943’te Hashöyük kazılarında ilk Tunç çağı’na ait beş-altı tabaka tespit edilmiştir. Bu tabakalarda taş ve kerpiç yapı temelleri, siyah renkli seramik parçaları, çömlek ve çanaklar bulunmuştur. Bu ka­lıntılar bölgede ilk Tunç çağı döneminin (MÖ. 3500-2000) yaşandığını açıklar. Hashöyük ve şehir merkezindeki Kale’de başlayan kazı çalışmaları ile Kaman’a bağlı Çağırkan kasabasında yapılan kazılardan yeni bilgiler de elde edilebilir.

Çağırkan kasabası yakınında bulunan Kalehöyük’ün tarihinin MÖ.. 1750-600 yıl­larına kadar uzandığı sanılmaktadır. Kazılar sonunda 25 metre yüksekliğindeki höyük ve buradan çıkarılan iki büyük küp ve diğer buluntular, yörenin tarih öncesi dönemini aydınlatır. Kırşehir’in kuruluşunu, ilk çağlarda Anadolu’yu kuzey-batıdan, güney-doğudan bir baştan bir başa kesen eski ve işlek bir anayolun ortasında bir durak ve yerleşme yeri olmasında, Asya’dan Avrupa’ya giden önemli karayolları üzerinde bulunuyor olmasında, ayrıca Kapadokya bölgesine de yakın olmasında arayan bilim adamları olmuştur.

2 – Hitit Dönemi (MÖ.. 1850-1200)

Kırşehir Hititlerin yerleşim yeri olan Kızılırmak yayı içinde olduğundan, Hititler döneminin Kırşehir’de yaygın bir şekilde yaşandığı kesindir. Kale höyük’te yapılan kazılarda yerleşim alanının en alt tabakasını Hitit döneminin teşkil ettiği ortaya çıkmıştır. Bu kazılar sırasında erken ve geç Hitit çağlarına ait kalıntı ve eserler gün ışığına çıkarılmıştır. Resmi veya saray yapılarına ait olduğu ,sanılan duvar temelleri ile mühürler, takılar, seramik mutfak eşyaları ve Hitit çapına ait çivi yazılı bir tablet parçası da bulunmuştur.

Kırşehir’e bağlı Sevdiğin Köyü’nün 10 km. kadar kuzeydoğusunda bir Hitit Prensi’nin adının geçtiği yazılı taş blok bulunmuştur. Bu taş bloğun bir yol işareti olduğu ve yakınlarından Hitit dönemine ait bir yolun geçtiği sanılmaktadır.

Kırşehir’de Hitit dönemi tarihi için önemli bir belge olan ve “Mal kayası” olarak bili­nen bir yazıt bulunmuştur. Prof. Dr. H. Th. Bossert bu yazıtı incelemiş ve bunun bir yol levhası olduğunu açıklamıştır. Mal kayası yazıtının bir yol levhası olması Kırşehir’in de Hattuşaş’tan güneye inen yol üzerinde bulunması ilin Hititler döneminde önemli bir mer­kez olduğunu açıklar. Bunun dışında yine Hitit döneminden kalma önemli bir eser de Öküz taşı olarak bilinen Hitit Sunağı’dır. Bu sunak, üzerinde bir adak havuzunun yer al­dığı kare prizma bir gövde de iki öküz başının bulunduğu bazalt taşından yapılmıştır.

1950’de yapılan Merkez Kalehöyük’deki araştırmada Hitit dönemine ait çanak ­çömlek parçaları bulunmuştur. MÖ. 1600’lerden MÖ. 1200’lere değin Hititlerin yaşadığı bu yöre MÖ. 675’e kadar Frig’lerin yönetimi altına girmiştir.

3 – Frig Dönemi

Hititlerin zayıflayıp gücünü yitirmesi üzerine yöreye Frigler hakim olmuştur. Kızılırmak ve Tuz Gölü’ne kadar sınırlarını genişleten Frigler, MÖ. 1200’den itibaren başta Batı ve Orta Anadolu olmak üzere geniş bir alana yayılmışlardır.

Kimmerler Frigler’i yenilgiye uğratınca Lidyalılar Anadolu’nun batı kısımlarını ele geçirdiler ama Kırşehir’e kadar ilerleyemediler. Kırşehir daha sonra MÖ. VIl.yy.da Medlerin egemenliğine sonra da Perslerin egemenliğine girmiştir.

4 – Pers Dönemi (MÖ. 546-332)

Med Devleti, MÖ. 550’de Persler tarafından yıkılmış ve ardından Anadolu Pers hakimiyetine girmiştir. Kırşehir, Perslerin Katpotukya (Kapadokya) yani “Güzel Atlar Ül­kesi” adını verdikleri bölgenin batısında yer alıyordu. Persler, vergi yoluyla yöreye hakim olmuştur. Yöre halkı ise, ağır vergiler altında ezilince çeşitli kaleler yapmak zorunda kalmıştır. Kırşehir ise bu çabaya girmemiştir. Çünkü toprakları çok kıraçtı. Persler ise MÖ. 334’de Büyük İskender’in ordusuna yenildiler ve Makedonlar Kırşehir’i ele geçirdiler. Yöre halkının ayaklanmasından sonra Kapadokya kralı olarak MÖ. 332’de Ariarates bağımsızlığını ilan etmiştir.

5 – Kapadokya Krallığı Dönemi (MÖ. 333-M.S. 18)

Kapadokya (Kappadokia) krallığı MÖ. 333’de kurulmuştur. Bu krallık döneminde Kırşehir ve yöresi yoğun bir baskı yaşamıştır. Komutan Evmenes ve Antipatos dönem­leri ise bu kişilerin Kapadokya bölgesini ele geçirme istekleri yüzünden savaşlarla geç­miştir. Ariarates öldü. Büyük İskender’in ordusunu yenilgiye uğratan ii. Ariarates ise Kır­şehir’in kuzeyine egemen olmayı başarmıştır. Daha sonra bu bölge toprakları Orta Av­rupa’dan Galat (Kelt) topluluklarının akınına uğramıştır. (MÖ. 220-163) MÖ. Il.yy. son­larında Pontus Kralı Mithradaset buraları denetimine almıştır. Bu dönemde yöre “Aqu­aesaravenea” adıyla anılıyordu.

MÖ. 85 yılında Roma egemenliğine girmiştir. Kapadokya yöresi MÖ. 18’de Ro­ma imparatoru Tiberius tarafından Roma’ya bağlanmış ve Tiberius burayı eyalet yapmıştır. Kırşehir sınırları içinde Kapadokya krallarına ait sikkeler bulunmuştur.

6 – Roma Dönemi (MS.. 18-395)

Kapadokya, Roma eyaleti haline geldikten sonra yörede Hıristiyanlık hızla yayılma­ya başlamıştır. (3.yy.) Buna karşılık Roma İmparatoru’nun desteklediği puta tapan rahip­lerle Hıristiyanlar arasında büyük bir mücadele olmuştur.

Kapadokya bölgesinde III. ve IV. yy.lara ait Hıristiyanların sığınmak ve korunmak amacıyla yaptıkları pek çok yeraltı şehri bu sebeple ortaya çıkmıştır. İlimiz ise bu döne­me ait; Mucur yeraltı şehri, Dulkadirli inli Murat yeraltı şehri, Aşıkpaşa yeraltı şehri, Kümbet altı yeraltı şehri gibi on tane yeraltı şehri bulunmaktadır. Kırşehir 395’e kadar Ro­ma’ya bağlı kalmıştır. İlimizdeki höyüklerin bir kısmında Roma dönemine ait çanak-çöm­lek parçaları ile bu döneme ait sikkeler bulunmuştur.

7 – Bizans Dönemi (395-1071)

Bizans döneminde Makissos, daha sonra da Justinianapolis adıyla anılan Kırşehir’i aynı yüzyılda yaşayan tarihçi Prokopios’un bildirdiğine göre; Justinianus Kırşehir’i yeniden imar ederek kent durumuna getirmiştir. Mazaka’da (Kayseri) ekonomik hayatın daha canlı olması nedeniyle Kırşehir halkı buraya göç etmiştir. M.S. 605 yılında İran Sa­sani Devleti, Kırşehir’i istila etmiştir. 626’ya kadar bölge Sasani ve Bizans akınlarıyla sarsılmıştır. 647’de Emevi devletinin Şam Valisi Muaviye Kayseri ve Kırşehir dolaylarını işgal etmiştir.

Kırşehir merkezine bağlı Taburoğlu Köyü yakınlarındaki Üçayak Kilisesi, Kaman Temirli’ deki kilise, Mucur Aksaklı ve Aflak köylerindeki Kaya kiliseleri, Derefakılı kilisele­ri, Mucur Manastır ve Keşiş Sarayı, Bizans dönemine ait mimari kalıntılardır. Kırşehir ci­varında da Bizans dönemine ait kandiller, takılar, sırlı mavi ve sarı renkli seramik eşya­lara rastlanmıştır.

8 – Anadolu Selçuklu Dönemi (1071-1308) 

1071 ‘de Bizans’ı yenilgiye uğratarak Anadolu’yu Türk yurdu haline getiren Türk orduları, Anadolu içlerine kadar yayılarak Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurdular. 1075’de Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Kırşehir’i topraklarına katmıştır. Anadolu’ya ve Kırşehir’e gelen Oğuz boyları, yerleştikleri yerlere genellikle kendi boy, oba ve yer adları ile kişi ad­larını da vermişlerdir. Bugün Kırşehir içinde kasaba ve köy adı olarak Oğuz boylarından “Çepni, Bayındır, Buğduz (Büğdüz), Kargın, Yazır, Kınık, Avşar” boylarının adları ile oba, oymak ve diğer Türkçe adlar yaşatılmaktadır.

Haçlı seferleri sırasında Orta Anadolu toprakları elden çıkmıştır. Danişmentliler 1120’de Kırşehir’i kendilerine bağlamışlar ve o dönemde Kırşehir “Gülşehir” olarak ad­landırılmıştır. 1174’de Kılıçaslan, Kırşehir’i yeniden Selçuklu Devleti’ne bağlamıştır. II. Kılıçaslan 1186’da Türk geleneğine uyarak devletin topraklarını on bir oğlu arasında paylaştırınca Kırşehir, Muhiddin Mesud’a düşmüştür. Kardeşi Rukneddin Aslan Konya’yı ele geçirdikten sonra Ankara ve Kırşehir’i de kendine bağlamıştır (1203). 1220’de Ala­addin Keykubat Mengücekler’in Kemah koluna son vermiş, Mengücek boylarından Mu­zaffer Muhammed’e Şebinkarahisar’ı kan dökmeden teslim ettiği için Kırşehir’i tımar olarak vermiştir. Kırşehir bu dönemde imar edilmiş ve bir kültür kenti haline getirilmiştir.

Moğol istilası döneminde Kırşehir, Moğol ordularının yaylak ve kışlağı durumunda idi. Kırşehir Muzaffer Muhammed’e verildikten sonraki dönemde Baba ishak çevresinde toplanan Türkmen boylarının silahlanması üzerine Selçuklu Sultanı II. Gıyasettin Key­hüsrev 60.000 kişilik bir orduyu yardıma çağırmıştır. Selçuklu ordusu Türkmenleri ve ba­şında bulunan Baba İshak’ı Kırşehir’in Malya ovasında yenilgiye uğratmıştır (1240).

1243 Kösedağ savaşından sonra Moğollar Anadolu’yu kesin bir şekilde hakimiyetleri altına aldılar Sultan II. Keyhüsrev, Şemseddin İsvahhani’yi Moğol sultanı Batuhan’a elçi göndermiş, anlaşma yapılmasını sağladığı için o Kırşehir ita amirliği ile subaşılığına getirilmiştir. IV. Kılıçaslan zamanında Caca oğlu Nureddin, 1262’de Kırşehir’ suba­şısı olmuştur. İl onun zamanında çok gelişmiş, bayındır bir il haline gelmiştir. Caca oğlu Nureddin Bey güvenlik ve barışa önem vermiştir. İlde Cacabey Medresesi ve külliyesini kurmuştur. Memluk Sultanı Baybars 1277’de Anadolu’ya gelerek Elbistan’da Moğolları yenilgiye uğratmış, Selçuklu ordusunun bir bölümü bu savaş sırasında Memluklular’a katılmıştır. Cacabey de, kardeşi ile Mısır Memluk Sultanı Baybars’a esir düşmüştür. Baybars, esirleri serbest bırakınca Cacabey Kırşehir’e dönmüştür.

Cacabey, Türk halkını koruması, yüksek bir ahlaka sahip olması özü-sözü pek bi­ri olması dolayısıyla Anadolu’da çok sevilmiştir. Öz Türkçe konuşup Türk kültürünün ve eserlerinin Kırşehir ve Anadolu’ya yayılmasına öncülük etmiştir. Cacabey XIII.yy.da Anadolu’da yaşamış olan diğer Türk büyüklerinden Hacı Bektaşi Veli, Mevlana Celalettini Rumi ile de görüşmüş, hatta onların övgülerine bile mahzar olmuştur.

Nureddin Cacabey’in 1272’de Kırşehir’de kurmuş olduğu Cacabey Medresesi onun adını ebedileştirmiştir. Bu medrese aynı zamanda bir rasathane idi. Batı Türkis­tan’da Uluğ Bey’in rasathanesine ise Selçuklular zamanında Kırşehir Cacabey rasatha­nesi de o derece önemli idi. Bugün cami olarak kullanılan bu medresenin dış köşelerin­de sütunlar, uzay araçlarına benzetilmektedir. Cacabey medresesinde eğitim tamamen Türkçe idi. Türk dilinin Fars kültürü içinde erime tehlikesi altında bulunduğu sırada Cacabey, bir kurtarıcı olarak Türklüğü ayakta tutmuştur. Bu sebeple Ahi Evran, Aşıkpaşa, Hacı Bektaşi Veli, Ahmet Gülşehri gibi alim ve şairler eserlerini öz Türkçe yazmışlardır. Bu nedenle Türk tarihinde Cacabey’in önemi büyüktür. Cacabey, Rum tekfurları ile yaptığı bir çarpışmada şehit düşmüştür (1301). Türbesi Cacabey Medresesi yanındadır.

Selçukluların başına II. Mesut’un geçtiği dönemde İlhanlı komutanı Baycu Noyan, Anadolu’da bağımsız davranıyordu. Malya ovasında 300.000 kişilik bir ordu Baycu No­yan’ı yenilgiye uğratmıştır. Bundan sonra Kırşehir ve çevresi yakılıp, yıkılmıştır. Ülke dörde ayrılmış; Kırşehir ve yöresi Şerafettin Osman’a bırakılmıştır. Yöre halkı bu dö­nemde vergilerin ağırlığından bunalmıştır. 1317’de İlhanlı hükümdarının kardeşi Timurtaş Anadolu’da düzeni sağlamış ve 1322’de bağımsızlığını ilan etmiştir. Timurtaş, Anadolu karışınca Memlükler’e sığınmıştır.

9 – Beylikler Dönemi

Kırşehir 1365’de Eretna Beyliği’nin hakimiyetine girmiştir. 1381 ‘de Kırşehir yöre­sinde yaşayan Tatar boylarından Samağarlılar, Türkmenlerin otlaklarına saldırdıklarını iddia edince, Kadı Burhanettin, Emir Pir Ali ile Seyidi Hüssam komutasında bir ordu gön­dererek Türkmenleri cezalandırmıştır. 1389’da Mürüvvet Bey, Kırşehir’i ele geçirerek Kadı Burhanettin’e vermiştir. 1389’a gelindiğinde Yıldırım Beyazıd, kendisine karşı itti­fak kuran Kadı Burhanettin ile Candaroğlu Süleyman Paşa üzerine yürümüştür. Kadı Burhanettin savaşmak istemediğinden Kırşehir yöresine çekilmiştir. Kırşehir Valisi Adil Şah’ın teklifiyle kentin surlarını onartmıştır.

Timur’un 1394’de Anadolu’ya geldiği sırada, onu destekleyen Karaman oğulları Kırşehir’e saldırarak, şehri yağmalamışlardır. 1396’da Timur’un geri dönmesi üzerine Kadı Burhanettin, Karaman oğulları’nın üzerine yürüyerek onları cezalandırmıştır. Kadı Burhanettin öldürülünce Kırşehir halkı şehri Yıldırım Beyazıt’a vermiştir. Bu sıralarda Beyazıt’a sığınan Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf, kendisini Timur’a teslim edilece­ğinden endişe edince Kırşehir ve çevresini yağmalamıştır. Timur 1402’de Ankara sava­şında Yıldırım’ı yenmesi üzerine Kırşehir, Karaman oğullarına verilmiştir.

Anadolu’da Fetret Devri (1402-1413) yaşanırken Karamanoğlu Mehmet Bey, Çelebi Mehmet’ten yardım istemiştir. Şimdiki Çayağzı kasabasında Cemele kalesinde görüşmüşlerdir. Karaman oğulları ve Dulkadiroğulları’nın saldırısına uğrayan, yağma edi­len ve zamanla eski canlılığını yitiren Kırşehir, II. Murat döneminde (1402-1451) Osmanlılara kesin olarak bağlanmıştır.

10 – Osmanlı Dönemi

Anadolu’da Osmanlı egemenliğinin kesin olarak kurulmasından yani Fatih Sultan Mehmet’in Anadolu Türk birliğini sağlamasından sonra Kırşehir’de Celali isyanları dışında XIX.yy.ın sonlarına kadar kayda değer önemli olaylar görülmez,

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda Ahiliğin büyük rolü olmuş, düzenli ordunun yani Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşu sırasında Hacı Bektaş Veli’nin etkileri görülmüştür. Yeniçeriler Hacı Bektaş’ı “Pir” olarak kabul etmişlerdir. Katip Çelebi Seyahatnamesinde; Kırşehir için, havası güzel bir sahrada kurulduğunu, üzerinde bir kalesi olduğunu yazmaktadır.

1527’de Hacı Bektaşi Veli’nin torunlarından Kalender Çelebi Ankara-Kayseri yöresinde ayaklanmıştır. Bu ayaklanma büyüyünce Kanuni Sultan Süleyman, Sadrazam İbrahim Paşa komutasında bir orduyu 1528’de Kırşehir yöresine yollamıştır.

1560’lı yıllara gelindiğinde Anadolu’da yoğun bir kargaşa daha yaşanmıştır. Halkı zorla soyan Hakibe Sührap adlı eşkıyaları cezalandırmak için Kanuni Kırşehir beyi Memiş Bey’e emir vermiştir. Fakat durum, yani halktan zorla vergi toplandığı Kırşehir kadısının İstanbul’a gönderdiği mektuplardan anlaşılmaktadır. 1580’de Kırşehir’de bazı medrese öğrencilerinin ayaklandığı görülmüştür. Bu öğrencileri cezalandırmak için Çıkartılan ferman, bazılarının işine gelmiş, bunları fırsat bilen bir kısım görevliler halka zul­metmeye başlamıştır. 1584’de bu ayaklanmayı bastırmak için gönderilen Mısır valisi Şehzade Mehmet’in adamları bir çete oluşturarak Kırşehir’deki köyleri basmıştır ve suçsuz insanları öldürerek mal ve paralarına el koymuşlardır.

1604-1605’de Hızır isimli bir eşkıya 500-600 kişilik bir güç ile Niğde ve Kırşehir sancaklarını istila edip, yağmalamıştır. Onun öldürülmesinden sonra yerine geçen Bıyık Ali’de, Kuyucu Murat Paşa’nın Celali isyanlarını bastırmak için çıktığı sefere kadar, böl­gede zulüm ve baskısını sürdürmüştür. Yine ünlü Celalilerden Tavıl Ahmet Paşa’nın kar­deşi olan Meymun, çevresine topladığı 7.000 kişi kadar bir kuvvetle Kırşehir ve çevre­sini talan etmiştir. Kuyucu Ahmet Paşa, Meymun ve adamlarını yenilgiye uğratarak öldürmüştür (1607).

Devlet otoritesinin zamanla zayıflaması “ayanları” ortaya çıkarmıştır. Ayanlar Kır­şehir ve dolaylarında da etkili olmuştur. Bunlardan Çapanoğulları Kırşehir’de de etkili olmuştur. Devlet ise, ülke düzeninin sağlanması ve asker toplanmasında ayanlardan yar­dım istemek zorunda kalmıştır. 1797 sonunda Vidin ayanı Paspanoğlu Osman ayaklanınca, devlet Çapanoğlu Süleyman Bey’den yardım istemiştir. O da Kırşehir ve yöresin­den asker toplamıştır. 1799’da Fransızları Mısır’dan çıkarmak için yapılan hazırlıklar sırasında Çapanoğlu Süleyman Bey’in 1866’da başlayan Osmanlı-Rus savaşına asker göndermesine karşılık, II. Mahmut, Süleyman Bey’e 1808’de Şarkikarahisar sancağı, 1810’da Kayseri sancağı mütesellimliğini, 1811 ‘de Kırşehir sancağı mütesellimliğini ver­miştir.

Kırşehir XIX.yy. ortalarında önemini yitirmiş ticaret yolları üstünde küçük bir durak yeri haline gelmiştir. Bu sıralarda nüfusu yaklaşık 3500 kadardır. Yüzyılın sonlarına doğ­ru Ankara iline bağlı sancak merkezi halindeki şehrin nüfusu 8.462 olarak gösterilmek­tedir. Kırşehir kazası merkez kazadır. 185 köy Kırşehir’e bağlıdır. Bu dönemde Kırşe­hir’de 4 medrese, 1 idadi, 1 rüştiye, 2 iptidaiye, mahalle ve köylerde 25 sıbyan mektebi ve 1 Ermeni mektebi vardır. 1603 ev, 10 han, 600 dükkan, 6 kahve, 25 cami, 19 mescit, 1 kilise, 1 kışla 1 depo, 1 cephanelik bulunmaktadır. İdadi mektebi 1889’da yapılarak eğitime açılmış, 1903’de bir tadilat gördüğü belirtilmektedir.

Osmanlının ilk dönemlerinde Kırşehir, Karaman eyaletine bağlı bir sancak duru­mundadır. 1867’de sancak haline gelmiştir. 1902’de Ankara’ya bağlı bir sancak olan Kır­şehir’e Avanos, Keskin ve Çiçekdağı ilçelerinin bağlı olduğu görülmektedir.

Kırşehir 1874’de büyük bir kıtlıkla karşılaşmıştır. 15 Mayıs 1874’de İstanbul’da ya­yınlanan Basiret Gazetesi, Kırşehir’den gönderilen mektuplara dayanarak; köylünün,kıtlıktan ölmüş hayvan, ağaç kabuğu ve ayrık otu yemek zorunda kaldığını yazmaktadır.

11 – Yakın Tarih Döneminde Kırşehir 

Kırşehir 1921 ‘de bağımsız mutasarrıflık haline gelmiştir. Cumhuriyet döneminde il merkezi olmuştur. 1924’te Kırşehir’e; Avanos, Çiçekdağı, Hacıbektaş ve Mucur bağlan­mıştır. 1944’de Kaman da ilçe haline gelince, Kırşehir’in ilçe sayısı beş olmuştur.

20 Temmuz 1954 tarih ve 6429 sayılı kanun, Nevşehir’i il, Kırşehir’i de ona bağlı bir ilçe haline getirmiştir. Çiçekdağı Yozgat’a, Kaman Ankara’ya, Hacıbektaş, Avanos ve Mucur ise Nevşehir’e bağlanmıştır. 1 Temmuz 1957’de çıkarılan 7001 sayılı kanunla Kırşehir yeniden il olmuştur. Bu yeni düzenlemede Kırşehir’e Çiçekdağı, Kaman ve Mu­cur bağlanmıştır. Hacıbektaş ve Avanos ise Nevşehir’e dahil edilmiştir. Akpınar (1987), Akçakent (1990), Boztepe (1990) yılında Kırşehir’in yeni ilçeleri olmuştur. Halen Kırşe­hir’e bağlı yedi ilçe vardır.

MUSTAFA KEMAL PAŞA VE TEMSİL HEYETİ’NİN KIRŞEHİR’E GELİŞİ VE FAALİYETLERİ

1 – Mustafa Kemal Paşa’nın Kırşehir’e Gelişi Öncesinde Kırşehir ve Yöresinde Durum

Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra ülkenin genelinde olduğu gibi Kırşehir yöresinde de halkın, genel bir karamsarlığa düştüğü, böylesine ağır şartlar taşıyan ant­laşmanın gelecekte daha büyük tehlikeleri beraberinde getireceğini düşündüğü ve bu nedenle gittikçe yaklaşan kötü günleri göğüsleyebilmek için bir takım çareler, çıkış yol­ları aradığı görülmektedir. Kırşehir halkı, dernek ve cemiyet çalışmalarını hızlandırarak, Milli Mücadele ve hazırlık çalışmalarına başlamış, böyle bir ortamda, İstanbul Hüküme­ti’nin teslimiyetçi anlayışına karşı çıktığı gibi, çevresinde ortaya çıkan isyancılara karşıda gereken tepkiyi göstermiştir.

Kırşehir halkı, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan M. Kemal Paşa’yı, Samsun’a çıkışından itibaren, Milli Mücadele yolunda yapmış olduğu tüm faaliyetlerini, her türlü haberleşme ve ulaşım araç-gereçlerinin son derece kısıtlı olduğu bir dönemde, bütün çalışmalarını olabildiğince yakından takip ediyordu. Nitekim Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Kırşehir’e gelişleri sırasında Kırşehir halkının, göstermiş olduğu sı­cak ilgi ve bağlılıktan, ülkenin içinde bulunduğu durumu bilinçli olarak kavramış olduk­larını anlayabiliyoruz.

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Sivas Kongresi’nden (04-11 Eylül 1919) sonra Ankara’ya varmak için izlenecek yolun planlanması, Sivas’ta Hüsrev Bey (Berlin Elçisi) tarafından önceden yapılmıştı. Bu planda öngörülen konaklama yerleri, yalnız yolculuk gereği uğranılması zorunlu olan yerler olmayıp, Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele’nin gerçekleşmesinde düşündüğü bir planın gereği idi. Ankara yolculuğu için Hüsrev Bey tarafından hazırlanan genel program Mustafa Kemal Paşa’ya sunuldu­ğunda, Mucur’dan Hacıbektaş’a gitmenin de mecburi olduğunu, ancak Mucur’a varınca­ya kadar bu durumun gizli tutulması gerektiğini bildirmiştir.

Zira Hacıbektaş’ta Mustafa Kemal Paşa için çok önemli bir kişi oturuyordu ve İstanbul’a da dirsek çevirmiş bulunuyordu. Ankara Kalesi’nin yanı başında, kendiliğinden meydana gelen bu güç, elbette görülmeye, ilgilenilmeye değerdi. Şüphesiz ki, bu plan yapılırken askeri ve siyasi ortam da dikkate alınmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Ankara yolu üzerinde bulunmayan Hacıbektaş’a yönelmesi, Mustafa Kemal Paşa’nın siyasi ve askeri planının bir gereğidir. Kayseri’den sonra doğrudan Hacıbek­taş’a gitmeyip Mucur’a kadar geldikten sonra tekrar dönmeleri ise, o tarihlerde doğru­dan Hacıbektaş’a giden otomobillerin geçebileceği bir yolun bulunmamasındandır.

Bilindiği gibi, Sivas-Ankara yolunun izlenmesi bir rastlantı değildir. Çünkü M. Kemal Paşa, hayatı boyunca yapacağı işleri hep önceden planlamış ve amaca ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmıştır. Nitekim, bu yolu seçerken de şu hususları göz önünde tut­muş olması muhtemeldir. Birincisi; Sivas-Ankara yolu, Anadolu’nun ortasında ve merke­zi konumdadır. Milli Mücadele için ihtiyaç duyulabilecek kaynağı düzenli olarak üretme­ye uygun olan bu yolun işgal edilme ihtimali de coğrafi açıdan çok zordur. ikinci olarak; bu bölgedeki yerleşik birimlerinde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve dernekler çok etkin bir şekilde çalışmaktadırlar.

Yukarıdaki görüşleri doğrular biçimde Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, bu bölgedeki mil­li faaliyetler için şunları belirtmektedir: “Kayseri ve Kırşehir gibi Orta Anadolu’nun önem­li şehirleri ile civarlarındaki milli teşkilatların durumunu yerinde incelemek üzere uğra­mış, Kayseri ve Kırşehir yörelerindeki gerek teşkilatlardaki gelişmeleri ve gerekse milli heyecanı memnuniyetle görmüştüm.” Türk devlet geleneğinin bir gereği olarak bu yöre halkının benliğine yerleşmiş olan padişah ve halifeye bağlılık ve sevgiyi, İstanbul Hükü­meti, Ankara Valiliği aracılığı ile kendi yararları için kullanmaya çalışmışsa da, yöre hal­kının kuvvetli önsezisi ve çok yüksek bir milli bilince sahip olması sayesinde başarıya ulaşamamıştır. İstanbul Hükümeti tarafından 16.09.1335 (1919) tarihinde Konya’da bu­lunan 12. Kolordu Komutanlığı’na gönderilen yazıda; Mucur Kaymakamı ve Kırşehir Mutasarrıfı’nın Hacıbektaş’a gelerek: “…Çelebi Efendi ile tekkesinin babalarını teslih için iğfalat ve teşfikatta bulunmuşlar ise de nail-i emel olamayarak avdet ettikleri…”nin belir­tilmesi, İstanbul Hükümeti’nin bu bölgede açık bir şekilde çalışma yaptığını, ancak ba­şarılı olamadığını göstermektedir.

Böylece Ali Fuat Paşa da, bu bölgede İstanbul Hükümeti’nin faaliyetlerinin oldu­ğunu şu sözleri ile doğrulamaktadır: “Birkaç ay evvel Ankara Valisi Muhittin Paşa’nın bu­rada çevirmek istediği entrikalar tamamen boşa çıkmış, Kırşehir halkı milli davaya sa­dakatini ispat etmiştir.”

Özetle, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyelerine 21-26 Aralık 1919 tarih­leri arasında, Kırşehir’de geçirdikleri beş gün boyunca gösterilen ilgi ve destek, Kırşehir halkının Milli Mücadele konusundaki olumlu yaklaşımını ve duyarlılığını açıkça ortaya koymaktadır.

2 – Milli Mücadele Öncesinde Kırşehir ve ilçelerinde Kurulan Milli Dernek ve Cemiyetler

Milli Mücadele yıllarında Kırşehir’de kurulan dernek ve cemiyetlerde aktif olarak çalışan Lütfi Müfit Bey, daha önce Mustafa Kemal Paşa ile Şam’da bulunmuş ve Mustafa Kemal Paşa’nın, II.Abdülhamit’in baskıcı yönetimine karşı burada kurduğu “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni desteklemiştir.

Lütfi Müfit Bey Şam’da, M. Kemal Paşa ile son derece samimi ilişkiler içinde bu­lunmuş ve samimiyetlerini, birlikte çektirdikleri bir resim ile ebedileştirmişlerdir. Bu sami­miyet uzun yıllar devam etmiş ve soyadı kanununun kabulünden sonra Lüfti Müfit Bey’e “Özdeş” soyadı M. Kemal Paşa tarafından bizzat verilmiştir.

Milli Mücadele’ye hazırlık döneminde Kırşehir’deki etkili kişiler arasında öğretmenlerin de önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Mucur’da M. Kemal Paşa’nın karşılan­ması sırasında ailesi ile birlikte törene katılan öğretmen Servet Fikret Hanım, Ömer Ay­dın (Geç) Bey, Öğretmen Cevat Hakkı Tarım Bey, Habip Arıöz ve Tayyip Bey gibi öğret­menler milli birlik ve beraberliğin oluşmasında önemli roller oynayan seçkin kişiler ola­rak görülmektedirler. Nitekim bu yurtsever kişiler, Kırşehir’deki dernek ve cemiyetlerin    çalışmalarında da aktif görevler üstlenmişlerdir.

a) Kırşehir Gençler Derneği

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması hükümleri gereğince terhis edilen asker ve subaylar yörelerine dönmüşler, fakat Milli Mücadele’yi bırakmaya­rak işgal bölgelerinde başlayan Kuva-i Milliye hareketine katılmışlardır. Kırşehir gibi he­nüz işgalin söz konusu olmadığı yerlerdeki gençler ise, milli egemenlik ve bağımsızlık gibi duyguların etkisi ile sosyal ve siyasal çalışmalar yapmak istemişlerdir. işte, terhis edilerek Kırşehir’e dönen ve yenilgiyi asla kabullenmeyen Kırşehirli gençler, 1918 yılı Şubat ayında on kişilik bir heyetle “Kırşehir Gençler Derneği” adıyla bir dernek kurarak derhal çalışmaya başlamışlardır. Birinci Dünya Harbi sonrasında Kırşehir’de böyle bir derneğin kurulması ve hemen çalışmalara başlaması, Mustafa Kemal Paşa’nın Kırşe­hir’e gelişlerinde, dernek binasını ziyaretleri sırasında, dernek yöneticilerinin Mustafa Kemal Paşa tarafından övgüye değer görülerek takdir edilmelerine neden olmuştur. Ni­tekim Mustafa Kemal Paşa bu takdirlerini, dernek hatıra defterini kendi el yazılarıyla im­zalayarak belgelemiştir.

Kırşehir Gençler Derneği’nin yöneticileri ise, Reis Garipoğlu Reşat (Özdeş), Ge­nel Sekreter Mustafa Hilmi (Nural), Muhasip Üye Mehmet Fevzi (Saçak), Üye Cevat Hakkı Tarım, Üye Mehmet Tayyip (İhtiyaroğlu), orman memuru Katıcıoğlu Ahmet Bey, vergi dairesi veznedarı M. Sıtkı (Doğu) Bey ve daha dört kişiden meydana geliyordu. Bu dernek; İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesinden (15 Mayıs 1919) itibaren baş­layan saldırı ve diğer siyasi gelişmeler konusundaki haberleri, telgraf ve gazeteleri der­nek binasına asıyor, halkı bilgilendirerek aydınlatmaya çalışıyordu. Dernek üyeleri, ge­rek kendi aralarında, gerekse halka karşı düşüncelerini şöyle ifade ediyorlardı: “Bastı­ğın toprak senindir, ona sahip ol. Bu toprak, bütün Anadolu ve Rumeli’deki toprakları­mızdır. Düşmana boyun eğmek yok, istiklal uğruna ölmek var”. Dernek, ülkenin genel durumu hakkında halkın haber almak için sık sık uğradığı bir merkez haline gelmişti. Bu dernek, Kırşehir halkı üzerinde milli duyguların gelişmesinde, vatan ve bağımsızlık ko­nusunda ve Mustafa Kemal Paşa’ya gösterdikleri bağlılıkla, Kırşehir halkının Milli Müca­dele’ye destek olmasında önemli bir rol oynamıştır.

b) Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Müftü Halil (Gürbüz) Bey başkanlığında ku­rulmuştur. Reis Halil (Gürbüz) Bey başkanlığındaki bu cemiyet, ilk önce çalışmalarını Medrese binasında yürütmeye başlamış, daha sonra Kale’deki idadi (Lise) binasında sürdürmüştür. Bu cemiyetin şube reisi Haydar Bey olup, cemiyet, Ömer Aydın (Genç), Mehmet Ağa, Nurullah Efendi, Hacı Nuri Efendi, Molla Mustafa (Akça) , Hacı Hidayet Efendi gibi üyelerden oluşuyordu. Cemiyet, Kırşehir ve yöresinde milli mücadeleye tam destek vermiş ve kendi bölgesinde son derece etkili bir çalışma yürütmüştür. Cemiyet üyeleri, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Kırşehir’e gelişleri sırasında her türlü çalışmayı yaparak, Milli Mücadele önderliğinin o günün şartlarına göre en uygun şekil­de ağırlanmasını sağlamışlardır. Buna ek olarak, Kurtuluş Savaşı sırasında ihtiyaç du­yulan malzeme ve teçhizatın toplanmasını, devlet düzeninin olmadığı bir ortamda sivil ve askeri işlerin başarıyla yürütülmesini sağlamıştır. Ayrıca, İstanbul Hükümeti yanlısı olarak görev yapan Ankara Valisi Muhittin Paşa’nın Kırşehir’e müdahale etmesini önle­mişler ve halkın milli mücadele bilincini sürekli olarak canlı tutmuşlardır.

c) Mucur Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Mucur Kaymakamı A. Cevat (Akın) Bey’in başkanlığında kurulmuş bir cemiyettir.Bu cemiyet Kaymakam Cevat Bey’in başkanlığında, Belediye Reisi Derviş (Dündar) Ağa, Ağa’nın Mustafa (Aksoy Efendi, Hacı Fakı’nın Nari (Sarıoğlu) Efendi, Köse Va­izi’nin Ahmet (Canatan) Efendi, Hacı Şakir’in Süleyman Efendi tarafından kurulmuştur. Bu cemiyet ilk iş olarak, İstanbul’da bulunan Damat Ferit Paşa Hükümeti’ni tanımadık­larını bildiren bir telgrafı, Ahmet Canatan imzasıyla Bab-ı Ali’ye göndermiştir. Cemiyet üyeleri köylere kadar giderek, cemiyetin şubelerini açmaya ve ülkenin içinde bulunduğu durumu anlatmaya çalışmışlar, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’ne içtenlikle des­tek vermişlerdir. Mucur Kaymakamı ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi A. Cevat Bey’e bu tür çalışmalarından dolayı, önce Mucur’da ve daha sonra da görev yaptığı Sungur­lu’da “Fahri Hemşerilik” verilerek onurlandırılmıştır. Ayrıca kendisine, Kurtuluş Savaşı’ndaki üstün gayret ve çalışmalarından dolayı “Kırmızı Şeritli İstiklâl Madalyası” veril­diği de ifade edilmektedir.

Mucur’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden başka, İzmir’in işgali üzerine Mu­cur’dan çekilen bir protesto telgrafında, “Mucur Cemiyet-i İslamiye Milli Heyeti” adıyla bir başka cemiyetten bahsedilmekte ise de, böyle bir cemiyetin varlığına dair başkaca bir kaynağa rastlanamamıştır.

d) Kaman Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Bu cemiyetin başkanı, yörede Bektaş Oğlu Ali diye tanınan Hacı Ali Bektaş Ağa’dır. Bu cemiyet, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin 25 Aralık 1919’da Ka­man’da karşılanması çalışmalarını yürütmüş, Mustafa Kemal Paşa da o gece cemiyet reisi Hacı Ali Bektaş Ağa’nın evinde misafir olmuştur.

Kaman Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti de Anadolu’da başlayan milli mücadeleye des­tek olmuş ve Kaman halkında milli birlik ve beraberlik duygularının gelişip pekişmesine de yardımcı olmuştur.

e) Çiçekdağı İlçesinde Milli Faaliyetler

Çiçekdağı ilçesinde de bir milli örgütlenmenin olduğu ve Çiçekdağı halkının “Va­tanımızda bir fert kalıncıya kadar ve memleket harabe zar halini alıncaya kadar devam­la ve saadet-i millimiz uğruna çalışmaya azmettik” şeklinde bir ifadenin, irade-i Milliye gazetesinde yer almış olmasından anlaşılmaktadır. Çiçekdağı Müftüsü Hayrullah Alp Efendi de milli mücadele yanlısı olduğundan Yozgat ve dolaylarından başlayarak, Meci­diye (Çiçekdağ) sınırına kadar yayılan Çapanoğlu isyanına karşı yörenin huzur ve gü­venliğini sağlama yolunda gösterdiği üstün gayret nedeniyle, Mustafa Kemal Paşa tara­fından gönderilen bir telgrafla tebrik edilmek suretiyle onurlandırılmıştır. Bu arada T.B.M.M. Hayrullah Bey’den, asker toplayarak beldenin güvenliğini de sağlamasını iste­miş ve Mecidiye’yi kendisine emanet etmiştir. Ayaklanma bölgesi Yozgat’a sınır olan Mecidiye ilçesinin Belediye Başkanı Necip Bey, 14 Haziran 1920’de isyancıların Çiçek­dağı’na yürümeleri üzerine, ilçede bulunan otuz üç jandarma ile asileri durdurmanın mümkün olmadığını, bir subay ve bir erin dışındaki jandarmaların kaçtığını, bölgeye Nevşehir jandarmasının yardıma gelmesini veya halktan milli kuvvetler kurulmasının ge­rektiğini belirten bir telgrafı Genel Kurmay Başkanlığı’na çekmiştir.

Çiçekdağı Belediye Başkanı Necip Bey’in bu telgrafına karşı, TB.M.M. Reisi Mus­tafa Kemal Paşa, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi ismet Paşa imzası ile gönderilen 16/17.06.1336 (1920) tarihli telgrafta: “Mecidiye Belediye Reisi Necip ve Müftü Hayrullah Efendilere:

“Salâ bet ve metanetinize ve memleketi muhafazada gösterdiğiniz sebat ve gayre­te teşekkür ederiz. Araca şayan-ı itimat kimselerden miktar-ı kafi jandarma kayıt ediniz ve masarifini mal sandığından veya bir mahalden istikraz ederek tesviye ediniz. Devle­tin borcudur. Hemen tesviye olunacaktır.

Kaymakamlığı vekaleten biriniz deruhte eyleyiniz. Yıldığınız ustanın ne kadar kat’ i bir surette te’dib olunduğunu bir iki günde görülecek ve zât-i âlileri Mecidiye büyükleri gibi kemal-ı metanet ile hareket edenlerin kadir ve şerefi anlaşılacaktır. Telgraf teli ile ir­tibatı muhafaza ederek her altı saatte bir vilayete ahvalden malumat veriniz” emri veril­miştir.

Telgraf metninden anlaşılacağı üzere, Çiçekdağı Müftüsü Hayrullah Bey’den kay­makam vekilliği görevini de yapması istenmekle, Milli Mücadele’ye Çiçekdağı beldesi adına yetkili olarak destek olması sağlanmış oluyordu.

Yozgat ve yöresinde başlayan Çapanoğlu isyanının büyüklüğü ve gerekli önlem alınmadığı takdirde Çankırı ve Çorum’a kadar da yayılabileceği hususunda 16 Haziran 1920’de Genel Kurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) bu ayaklanmaları bastırmak için o sırada Çerkeş’te bulunan Albay Refet (Bele) Bey’e yazdığı telgrafta: “Yozgat düştükten sonra Çorum ve Çankırı’nın da tehlikeye düşmesi muhtemeldir. Bunlar da düşerse kargaşalık çok genişlemiş olur. Çerkeş’te toplanan kuvvetle Çankırı’ya hareket gereklidir. Ne vakit hareket edeceğinizi bildiriniz. Ethem kuvvetleri 18 Haziran akşamı Ankara’da top­lanabileceklerdir” diyerek isyanın boyutları hakkında aydınlatıcı bilgiler vermektedir.

Yozgat’taki isyan konusunda ise Kırşehir Milletvekili Rıza Bey ve Trabzon Millet­vekili Hüsrev (Gerede) Bey 17 Haziran 1920 tarihinde TB.M.M.’ne gönderdikleri ortak telgrafta: “Yozgat ayaklanması Ankara Valisi Yahya Galip Bey’in idaresizliği, belki de dü­zenlediği fesat yüzünden çıkmıştır” diyerek, bu konudaki görüş ve düşüncelerini dile getirmişlerdir.

Yozgat’taki Çapanoğlu isyanının bastırılması hakkında Genel Kurmay Başkanı İs­met (İnönü) Bey’in Çerkez Ethem Bey’e yazmış olduğu telgrafta: “Akdağ Madeni, Yoz­gat, Alaca isyancıların; Yenihan, Tokat, Mecitözü, Çorum, Sungurlu, Keskin ve Mecidi­ye bizim elimizdedir” demektedir. Böylece Çapanoğlu Celal Bey’in başında bulunduğu isyancıların, Kırşehir’de taraftar bulamadığı ve Çiçekdağı sınırlarında durdurulmuş oldu­ğu anlaşılmaktadır. Bu sırada isyan i bastırmak için bölgeye gelen Kılıç Ali Bey’e, Çapa­noğlu Celal Bey tarafından gönderilen mektupta; “Halife ordusunun maksadı Mustafa Kemal ile yedi arkadaşını yakalamaktır. Kırşehir Mebusu M. Rıza Bey ile temas ve mu­habere halindeyiz. Kırşehir üzerinden Ankara’ya yürüyeceğiz” şeklinde bir ifade kullan­mışsa da, bu ifadenin doğruluk derecesi şüphelidir. Çünkü, Kırşehir Mebusu Rıza Bey, TB.M.M. tarafından Trabzon Milletvekili Hüsrev (Gerede) Bey ile birlikte, bu isyanın ge­nel durumu hakkında tespitlerde bulunmak üzere bölgeye gönderildiği gibi, TB.M.M. Başkanlığı’na çekmiş oldukları telgrafta, isyanın büyümesinin sorumlusu olarak Ankara Valisi Yahya Galip Bey’i göstermişlerdir.

Görüldüğü gibi Çiçekdağı halkı; Müftüsü (Kaymakam Vekili) ve Belediye Başkanı ile isyana, isyancılara karşı koymuş, TB.M.M.’nin yanında yer almış ve Kırşehir üzerin­den Ankara’ya yürümek isteyen Çapanoğlu’nun planlarını bozarak başarısız kalmış, böylece milli mücadelenin kazanılmasında önemli bir rol oynamıştır.

3 – Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti Kırşehir’de

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti siyasi olaylara daha yakın olabilmek için batıdaki bir yeri şehir merkezi yapmak istiyordu. Bu nedenle konu, 16-29 Kasım tarihle­ri arasında Sivas’ta “Komutanlar Toplantısında” tartışılmış, Ankara, Konya, Eskişehir üzerinde durulmuş, sonunda İstanbul’a bir demiryolu ile bağlı bulunan ve milli teşkilatı kuvvetli olan Ankara bu husus için en uygun şehir olarak kabul olunmuştur.

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti Sivas Kongresi’nden sonra (04-11 Eylül 1919) Sivas Lisesi önünde toplanan binlerce atlı, arabalı ve yayadan oluşan Sivas hal­kının coşkun sevgi gösterileri arasında üç otomobillik bir konvoyla 18 Aralık 1919 tari­hinde yola çıkmıştır. Heyetin, Sivas’tan, merkezi Sivas’ta bulunan “Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti” öncülüğündeki Sivaslı kadınlar tarafından coşkuyla uğurla­nışı, Anadolu halkının bağımsız yaşama arzu ve isteğinin canlı bir göstergesidir.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kurma azim ve kararı ile yola çıkan ve Temsil Heyeti diye anılan bu çekirdek kadronun, son derece kısıtlı imkanlarla hareket ettiği görülmek­tedir. Mustafa Kemal Paşa ile birlikte; Rauf Bey, misafir olan Alfred Rüstem Bey, Şeyh Fevzi Efendi, Hakkı Behiç, Yaver Muzaffer ve Cevat Abbas, Yüzbaşı Bedri Bey, Genel Katip Hüsrev Bey (Berlin Elçisi) Doktor Refik (Saydam), Mazhar Müfit (Kansu) Bey’ler­den oluşan heyet, ikisi dolma lastikli olmak üzere üç otomobil ile yola çıkmıştır. Heyet üyeleri mevcut paraları ile ancak yirmi yumurta, bir okka (1283 gr.) peynir ve on ekmek alabilmişlerdir. Yolculuk için gereken bin liradan daha az miktarda parayı da Osmanlı Bankası’nın Sivas şubesinden borç olarak temin etmişlerdir.

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti Sivas-Kayseri yolunda, büyük sıkıntılar çe­kerek 19 Aralık 1919 Cuma günü akşam üzeri Kayseri’ye ulaşmıştır. Kayseri’de imam zade Reşit Ağa’nın evinde iki gece misafir olan Mustafa Kemal Paşa, şehirde kaldığı sü­rece Kayseri’nin ileri gelenleri ile görüşmüş ve Kayserililerin Kuva-i Milliyeci, fedakar ve vatansever insanlar olduklarını ve Milli Mücadele için her türlü desteğe hazır bulunduk­larını memnuniyetle görmüştür.

21 Aralık Pazar sabanı 9.00 sıralarında Kayseri’den hareket eden heyet, öğle üze­ri Himmetdede Köyü’ne (şimdi ilçe) ulaşmış ve kısa bir ara verdikten sonra Mucur’a var­mak üzere hareket etmiştir.

a) Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Mucur’a Gelişleri

XX. Kolordu Kumandanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Mustafa Kemal Paşa ile Amas­ya’da görüştükten sonra, kolordu merkezi olan Ankara’ya dönerken Çorum-Yozgat-Mucur-Kırşehir yolunu izlemiş, Mucur’da iken Mucur ileri gelenlerine; “üç gün sonra gele­cek olan paşalara karşı çıkınız” diyerek, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’ni karşı­lamaları ve destek olmaları gerektiğini belirtmiştir. Zaten Mucur Belediye Başkanı Der­viş Dündar Bey’in Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği bir telgraf ile, Ankara’ya geçerken Mu­cur’a da teşrif etmeleri istenmiş, Mustafa Kemal Paşa’da bu davete: “…geçerken uğra­yacağım, alakanıza teşekkür ederim” şeklinde cevap vermiştir.

Kayseri-Himmetdede den hareket eden Mustafa Kemal Paşa ile Temsil Heyeti’ne Himmetdede-Mucur arasında bulunan Topaklı Köyü (şimdi ilçe) sınırına kadar Kayseri atlıları, Topaklıdan sonra ise Kırşehir atlıları rehberlik etmiştir. Aralıklarla yağan kar ve yağmurdan tamamen çamurlaşan yolda güçlükle ilerleyebilen heyet, ancak 21 Aralık Pazar günü saat 20.30’da Mucur’a gelebilmiştir.

Mucur Kaymakamı Cevat Bey, heyetin Yenice Çiftliği’nden sonra Hacıbektaş’a gi­deceğini sanmasından dolayı herhangi bir hazırlık yapamamıştır. Heyet, yol yorgunlu­ğuna rağmen kaymakamlık binasına davet edilen Mucur ileri gelenleri ile ülkenin içinde bulunduğu durum hakkında genel bir görüşme yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa, geceyi kaymakamlık binasında, heyet üyeleri de Mucur ileri gelenlerinin evlerinde geçirmiştir. Sa­bah iki otomobil ile Hacıbektaş’a hareket eden heyet, öğle üzeri Hacıbektaş yakınında­ki Yenice Çiftliği’nde Hacıbektaşlılar tarafından karşılanmıştır.

Hacıbektaş’ta Anadolu Alevilerinin önderi olan Çelebi Cemalettin Efendi ve Hacı­bektaş Dede postu Vekili Niyazi Salih Baba ile görüştükten sonra 23 Aralık 1919 Salı gü­nü tekrar Mucur’a dönen heyeti, bu kez Mucurlular ile birlikte Kırşehir’den gelen atlılar Kurugöl Köyü (şimdi belediyelik) mevkiinde karşılamıştır. Mucur Kaymakamı ve Müda­faa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Cevat (Akın) Bey, Sivas Kongresi kararlarından haberdar ol­duğu gibi, Sivas’tan yola çıkan heyetin Mucur’a da uğrayacağını biliyordu. Nitekim Ha­cıbektaş’tan Mucur’a dönmekte olan Mustafa Kemal Paşa ve heyeti için coşkulu bir tö­ren düzenlenmiştir. Bu törene katılmak için gelen 150 kadar silahlı Mucur atlıları davul, zurna eşliğinde halkla birlikte Kurugöl Köyü’ne kadar giderek, çiseleyen yağmur altında iki saatten fazla bir süre heyeti beklemiştir. Mucur Belediye Reisi Derviş Ağa, heyetin gel­mekte olduğunu haber vermiştir. Kendilerini karşılamak üzere Kırşehir ve Mucur’dan ge­len coşkulu kalabalığı gören Mustafa Kemal Paşa ve heyet üyeleri, otomobillerden in­mişler ve halkı selamlamışlardır. Kaymakam Cevat Bey, heyet üyelerine kazası adına “Hoş geldiniz” demiş ve bu sırada Mucur’a geldiğinde şimdiki Ziraat Bankası ve Hükü­met Binası arasında kız ve erkek ilkokul öğrencileri ile öğretmenleri bulunuyordu. Öğ­renciler ellerinde eski harflerle yazılmış: “Mustafa Kemal Paşa Hazretleri Hoş Geldiniz” yazılı bir pankart taşıyordu. Burada Mustafa Kemal Paşa öğrencilere ve kalabalık kar­şılayıcılara: “Şimdiye kadar böyle içten bir karşılamaya rastlamadım. Mucurlular sağ olun. Vatan elden gidiyor. El ele verip düşmanlarımızı aziz topraklarımızdan kovacağız. Parolamız silah başına” şeklinde bir konuşma yapmıştır. Karşılama sırasında Kız İlkokulu Müdiresi Servet Fikret Hanım’ın 8-9 yaşlarındaki kızı Meliha tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya bir demet çiçek sunulmuş ve aşağıdaki şiir okunmuştur.

Takdime şitap ettiğimiz şu çiçekler,
Mahsulü gülistan’ı vatandır, ne saadet,
Devşirmesine müftehiren verdik emekler,
Lütfeyle kabul et efendim, eyle inayet.
İşte bu rûzu mesadetle bâkemali iftihar,
Gülistane girip de lâne verdi berkarar,
Desti masumanemizle topladık birkaç çiçek.

Küçük kız öğrencinin okuduğu bu şiire ve sunduğu çiçeğe teşekkür eden Musta­fa Kemal Paşa, gördüğü sıcak ilgiden dolayı Mucur halkına hitaben, memnuniyetini be­lirten bir konuşma yapmıştır.

Karşılama sırasında Okul Müdiresi Servet Fikret Hanım da Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyet’i üyelerine hitaben, Mucur’a gelmelerinden duydukları memnuniyetleri­ni belirten bir konuşma yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Servet Fikret Hanım’a yağmur­lu ve çamurlu bir günde öğrencileri getirmesinden ve yapmış olduğu içtenlik dolu konuş­masından dolayı duyduğu mutluluğu belirttikten sonra Servet Fikret Hanım’a aşağıdaki takdirnameyi vermiştir:

“Mucur Nümune-i Nezahet Başmuallimesi Servet Fikret Hanımefendiye,

Heyetimiz namına yapılan merasim-j istikbali yeye şeref verecek suret-i muntazama da iştirak buyurulan eser-i nezakete şahsen müteşekkir olduğumuz gibi… şu küçük kasabada gördüğümüz asar-ı terakki bizleri cidden mütehassıs etmiştir. Secayi tebrik olan mesai-yi aliyelerinizde muvaffakiyetler temenni ederim efendim.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Heyet-i Temsiliyesi namına
Mustafa Kemal

Mustafa Kemal Paşa Mucur’da kaldığı sırada öğrencileri yanına çağırarak sıkça görüşmüş ve onlarla yakından ilgilenmiştir. Bu görüşmelerden sonra: “Bu küçük kasa­bada gördüğüm hürmeti ve çocuklarda gördüğüm zekayı hiçbir yerde görmedim” diye­rek, duygu ve düşüncelerini belirtmiştir.

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti bu coşkulu karşılama töreninden sonra halkla birlikte Kaymakamlık binasına gelmiş ve burada Mucur Müftüsü İsmail Hakkı Efendi uzunca bir dua okuyarak Tanrı’dan başarılar dilemiştir.

Kaymakamlık makamına Mustafa Kemal Paşa’dan sonra Mucur Belediye Başka­nı Nuri Bey’le birlikte, belediye meclisi üyelerinden Hacı Süleyman Bey, Tevfik Bey, Ha­cı Emin Bey, Derviş Mehmet Bey ve Hayri Efendiler gelerek, Mucur halkı adına “Hoş geldiniz” demişlerdir. Burada Mustafa Kemal Paşa halktan, görüşmek isteyenleri kabul ederek, dileklerini dinlemiş ve ülkemizin içinde bulunduğu durum hakkında açıklamalar­da bulunarak, ülkemizi ve milletimizi bekleyen felaketleri anlatmıştır. Öğle yemeğini Kaymakamlık binasında yiyen heyet, daha sonra Mucur ileri gelenlerinin ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgili sordukları soruları cevaplandırmıştır. Bu görüşmeler sırasında Mucur halkından Mehmet Hayri Efendi’nin: “Paşa Hazretleri, İstanbul’la fekki-i irtibattan bahsolunuyor. Bundan maksat nedir?” diye sorduğu soruya Mustafa Kemal Paşa: “Mü­tareke ile elimizden çıkan yerleri geri almak için” diyerek cevap vermiştir. Bu arada Mu­cur’un pazarı münasebetiyle çevre köylerden haftalık alış-veriş için Mucur’a gelenlerden Çanakkale Savaşları’na katılmış bir askerin, Mustafa Kemal Paşa’yı cepheden tanı ya­rak, askerce selamlaması ve elini öpmesi, Mustafa Kemal Paşa’nın da; bu Çanakkale Gazi’sine birliğini, hangi cephelerde bulunduğunu, köyünü, geçim durumunu ve ailesi hakkında içtenlikle ilgilenerek sorular sorması, orada bulunan halkın heyecanlanması­na ve duygulu anların yaşanmasına neden olmuştur. Bu olay, Mucur halkının gözünde Mustafa Kemal Paşa’nın daha da yücelmesine, halkın, Temsil Heyeti’ne tam olarak gü­venerek, samimi duygularla bağlanmalarına neden olmuştur.

21 Aralık 1919 Pazar akşamı saat 20.30’da Mucur’a gelen Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti, geceyi Mucur’da geçirmiş ve 22 Arlık 1919 Pazartesi sabahı iki oto­mobil ile Hacıbektaş’a hareket etmişlerdir.

23 Aralık 1919 Salı gecesini Mucur’da geçiren Mustafa Kemal Paşa ve Temsil He­yeti, 24 Aralık 1919 Çarşamba sabahı Kırşehir’e hareket etmiştir.

c) Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Kırşehir’de Karşılanışı

24 Aralık 1919 Çarşamba sabahı Kırşehir’e gelmek üzere Mucur’dan hareket eden Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti yağmurlu bir havada, şehir girişinde bulu­nan Gölhisar yöresinde Kırşehir atlıları tarafından coşkulu bir şekilde karşılanmıştır.

Daha önceden Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Kırşehir’e gelmekte ol­duklarını haber alan bazı Kırşehirli atlılar Topraklıya kadar gitmişler, hatta ülkenin için­de bulunduğu kötü durumdan kaygılanan duyarlı bir kısım Kırşehirliler de Mucur ve Ha­cıbektaş’a giderek Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüş ve fikir alışverişinde bulunmuşlar­dır.

Ülkenin her köşesinde olduğu gibi Kırşehir’de de, içinde bulunulan durum hakkın­da her yerde sohbetler yapılıyor, yeni gelişmeler büyük bir ilgi ile takip ediliyor ve Sivas Kongresi’nde alınan kararlar en küçük yerleşim birimlerine kadar ulaştırılıyordu. Zaten Kırşehir halkı Mustafa Kemal Paşa’yı Sivas Kongresi ile tanımış ve O’na güven duymuş­tu. Kongre Heyeti’nin Kırşehir’e geleceği duyulur duyulmaz hemen şehirde hazırlıklara başlanmıştır. Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile birlikte önceden beri çalışmalarını sürdüren ve Mustafa Kemal Paşa ile aynı görüşleri savunan Kırşehir Gençler Derneği mensupları da bu haberi büyük bir sevinç ve heyecanla karşılamışlar, dernek üyelerin­den M. Hilmi Bey şehir halkından yapılacak masraflar için yardım toplamış, ertesi gün de Mustafa Kemal Paşa’nın ve Temsil Heyeti’nin Kırşehir’e geleceğini çarşı esnafına du­yurmuştur.Daha o günlerde “Kurtarıcı” gözüyle bakılan Mustafa Kemal Paşa’yı coşkulu bir şekilde karşılamak için yapılabilecek her türlü hazırlık tamamlanmaya çalışılmıştır.

Bu sıralarda Kırşehir’de mutasarrıflık görevini vekaleten yürütmekte olan muhase­beci Ali Hikmet Bey, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Kırşehir’e geleceğini ha­ber alır almaz, vergi dairesinde veznedar olarak görev yapan M. Sıtkı (halk arasında Ha­cı Bey diye bilinmektedir) Doğu ile birlikte karşılama ve uğurlama programını son kez gözden geçirmişlerdir. Bu haber, resmi kurumlar ve sivil halk arasında da çok hızlı bir şekilde yayılmıştır. Olumsuz hava şartlarına rağmen herkes karşılama töreni için bir şeyler yapabilmek düşüncesi ile harekete geçmiştir. M. Sıtkı (Doğu) Bey, karşılama töreni için yapılan hazırlıkları şöyle anlatmaktadır:

O zaman Kırşehir’de mutasarrıf vekili muhasebeci Ali Hikmet Bey, ben ise ver­gi dairesinde veznedar idim. Aynı zamanda Kırşehir Gençler Derneği Yönetim Kurulun­da üye olarak bulunuyordum. Mutasarrıf Vekili Ali Hikmet Bey, vezne bölümündeki oda­ma geldi Kapıyı sıkıca kapattı ve sandalyesini masamın yanına yaklaştırarak oturduk­tan sonra bana: “Hacı, kongre üyeleri Ankara’ya giderken buradan geçecekler. Şerefle­rine uygun bir karşılama programı hazırlamak lazım. Buna göre bir program hazırlarsı­nız. Gençler Derneği ile de hemen temasa geçin dedi.” Bu emir üzerine M. Sıtkı (Doğu) Bey hazırlamış olduğu programı Ali Hikmet Bey’e göstererek onayını almış ve hazırla­nan bu program; Mutasarrıf Vekili A. Hikmet Bey, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Müf­tü Halil Efendi ile birlikte Kırşehir Gençler Derneği’nden Mustafa Nural Bey, Reşat (Öz­deş) Bey ve Necati Bey’den oluşan bir grup tarafından başarıyla uygulanmıştır.

Kırşehir halkı, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Mucur’dan hareket etti­ğini öğrenir öğrenmez önde atlılar olmak üzere, Mucur yönüne doğru yola koyulmuştur. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Kırşehir’e gireceği yol üzerinde bulunan Ye­nice Mahallesi’nin sokakları Kırşehir halkı tarafından doldurulmuştur. Kırşehir halkı, Mustafa Kemal Paşa’nın şahsında gelecekteki aydınlık günleri görüyordu. Bu umutla halkın büyük çoğunluğu Kılıçlı Köprüsü çevresinde toplanmıştı.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını karşılamaya giden atlılar, bugünkü otobüs terminali yakınında bulunan Koşu Yolu’nda, Kılıçlı Köprüsü çevresinde bekleyen kala­balığı görünce, kalpaklarını sallayarak geliyorlar” diye haber vermişlerdir. Kılıçlı Köprü­sü’nde de yüz elli kadar atlı, kuyrukları düğümlenmiş atları ile heyeti taşıyan otomobil­lerin çevresinde cirit oynarken, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları otomobillerden ine­rek halkı selamlamışlardır. Mustafa Kemal Paşa otomobilden yere iner inmez “tekbir” getirilerek, kurbanlar kesilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’ni karşılayan Mutasarrıf Vekili Ali Hikmet Bey, Mustafa Kemal Paşa ve heyete hitaben “Hoş geldiniz Paşa Hazretleri, aziz misa­firler” dedikten sonra, Kırşehir’in ileri gelenlerini ve Gençler Derneği üyelerini Mustafa Kemal Paşa’ya tanıtmıştır. Mustafa Kemal Paşa da memnuniyetini belirttikten sonra yol kenarındaki tarlada cirit oynayan atlıları kısa bir süre seyretmiş ve daha sonra Ali Hik­met Bey’e gösterilen bu ilgi ve yapılan hazırlıklar için teşekkür etmiştir.

Kılıçlı Köprüsü’nden itibaren halkla birlikte bir süre yürüyen Mustafa Kemal Pa­şa’nın, başında bir kalpak, üzerinde de askeri bir elbise bulunuyordu.

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyet’ i için geçtikleri yol üzerinde yaklaşık her iki yüz metrede bir kurbanlar kesilmiştir. Heyet, şimdiki Gazi ilkokulu önüne geldiğinde, okul müdürü Ömer Aydın Bey’in yönetimindeki öğrenciler tarafından alkışlarla karşıla­mıştır. Bu sıcak ilgi karşısında Mustafa Kemal Paşa otomobilden inerek, Ortaokul Mü­dürü Ömer Aydın Bey’in yanına gelmiştir. Ortaokul Müdürü Ömer Aydın Bey, Mustafa Kemal Paşa’yı öğrencilerine; “Aziz yurdumuzu çizmeleri ile kirleten düşmanı kovmak için canlarını ortaya koymuş, tarihin en şanlı sayfalarına giren milli kahramanlarımızdan­dır. Onları size tanıtmakla bir ders daha vermiş oluyorum. Yurt için çalışanları, nesiller unutur “mu?” diyerek takdim etmişti: Mustafa Kemal Paşa ise bu sözlere teşekkür ede­rek yoluna devam etmiştir.

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti Gazi ilkokulu’ndaki törenden sonra otel ve hanlarla çevrili bulunan şehir girişine doğru ilerlerken, çevredeki halkı da selamlayarak Kapıcı Camii önündeki meydana gelmişlerdir. Kapıcı Camii önünde ana okulu öğrencilerini de gören Mustafa Kemal Paşa otomobilinden inerek çocukları okşamış ve sevmiş­tir.

Kırşehir, o zamana kadar böyle bir kalabalık görmemiştir. Burada Hacı Ali, Mülâzım’ın oğlu Ethem Hacı ile Terma Hacı’nın oğlu Hafız Şevket “tekbirler” getirerek kurban­lar kesmiş, halk ise coşkun sevgi gösterilerinde bulunmuş ve Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’ni dakikalarca alkışlamıştır. Böyle siyasi bir ortamda, Kırşehir halkının mil­li bağımsızlık ruhu ve heyecanı içinde büyük kahramanı ve arkadaşlarını candan ve sa­mimi bir şekilde kucaklamaları, gelişmelerin hangi yönde olması gerektiğini sezinleyen Kırşehirliler için, Milli Mücadele tarihinde takdirle kaydedilecek milli bir şereftir.

d) Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Kırşehir’deki Faaliyetleri

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Kırşehir’de büyük bir törenle ve coşku ile Ka­pıcı Camii Önündeki meydanda karşılandıktan sonra, ilk olarak hükümet binasına git­mişlerdir. Burada kısa bir süre dinlendikten sonra Gençler Derneği üyelerinden M. Sıtkı(Doğu) Bey ve Hilmi (Nural) Bey, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını çay içmeye der­nek binalarına davet etmişlerdir. Bu arada Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Müftü Halil (Gürbüz) Bey ve arkadaşları, Mustafa Kemal Paşa’nın yanından bir dakika olsun ayrılmamışlardır. Bu yakın ilgi sonucunda Mustafa Kemal Paşa’nın Gençlik Der­neği ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyelerine olan güveni iyice artmıştır. Hatta bu sırada Mustafa Kemal Paşa’ya gelen bir şifre telgrafını hiçbir sakınca görmeden, şifre çözücü ile birlikte açarak onların okumalarına izin vermiştir.

Müftü Halil (Gürbüz) Bey’in ifadesine göre Mustafa Kemal Paşa Kırşehir Müdafaa­i Hukuk Cemiyeti’nden şunları istemiştir:

a) Erzurum ve Sivas Kongrelerinde belirlenen esaslara göre verilen emirlerle hareket edilmesini, çünkü bu emirlerin her türlü durum dikkate alınarak hazırlandığını, bu hususun tüm vatandaşlara duyurulması ve aydınlatılmasını,

b) Her fırsatta halkla ilişki kurulmasını ve genel durumun anlatılması hususudur.

Hükümet binasından ayrılan heyet, önce belediyeyi, sonra da ortaokulu ziyaret et­mişlerdir. Ortaokulda Kırşehir Sancağı’nın eğitim-öğretim durumu hakkında okul müdü­rü ve aynı zamanda Milli Eğitim Müdür Vekilliği görevini yürüten Ömer Aydın (Genç) Bey’den gerekli bilgileri almıştır. Bu arada Mustafa Kemal Paşa ile Ömer Aydın Bey arasında şöyle bir konuşma geçmiştir.

M. Kemal Paşa: – Müdür Bey, Kırşehir’in kaç iptidai mektebi var?

Ömer Aydın Bey: – Yetmiş, Efendim,

M. Kemal Paşa: – Kaç köyünüz mevcut?

Ömer Aydın Bey: -Üç yüz altmış iki pare

M. Kemal Paşa: – Mektep adedi köy sayısına göre azdır. Her köyde bir mektep açılmasını temin etmek için ne düşünüyorsunuz Müdür Bey?

Ömer Aydın Bey: – Efendim, eğer Umumi Harp’ten dönen ihtiyat zabitlerinin mu­allimlikle istihdamı mümkün olursa bu fikirlerinizi ziyadesiyle mevkii fiile koymak imkan dahiline girer. Okuma nispeti birden yükseltilebilir.

Mustafa Kemal Paşa bu konuşmasıyla, ülkenin kurtulacağından emin olduğu an­laşılacağı gibi, eğitim ve öğretim konusundaki düşüncelerinin de daha şimdiden hangi boyutta olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir. Çünkü henüz örgütlenme aşa­masında bulunan halkın durumu, ülkenin yer yer işgal edilmeye başlanması, İstanbul Hükümeti’nin tutumu ve Anadolu’nun çeşitli yörelerinde başlayan isyanlar sürüp gider­ken, Mustafa Kemal Paşa’nın eğitim ve okullaşma konusundaki düşünceleri, ne denli uzak görüşlü olduğunu ve milletine olan güvenini açıkça ortaya koymaktadır.

Mustafa Kemal Paşa ve heyet üyeleri ortaokuldaki bu görüşmelerinden ve sunu­lan kahveleri içtikten sonra Gençler Derneği’ne gitmişlerdir.

Kırşehir Gençler Derneği üyeleri Mustafa Kemal Paşa ve heyet üyelerini kapıda karşılamışlar ve dernek üyesi M. Sıtkı (Doğu) Bey: “Genç arkadaşlarım adına derneği­mizi şereflendirdiğiniz için teşekkür ederim” demiş, Dernek Reisi Reşat Bey, konukları ve üyeleri Mustafa Kemal Paşa’ya takdim ettikten sonra, kısa bir teşekkür konuşması yapmıştır. Cevat Hakkı Bey’de hazırlamış olduğu konuşmasını okuduktan sonra, konuklara çaylar ikram edilmiş ve ülkenin o günlerde içinde bulunduğu olağanüstü durum ko­nuşulmaya başlanmıştır. Dernek üyeleri milli mücadeleden yana olan görüşlerini belirt­miştir, Mustafa Kemal Paşa ise, Kırşehir gençlerinin ülke meselelerine gösterdikleri ilgi ve duyarlılıktan sonra derece memnun olmuştur.

Bu arada Gençler Derneği’nin tüzüğünü alarak inceledikten sonra; “Sevgili genç­ler, sizin gösterdiğiniz heyecanlı tavır ve hareketlerinizden çok mutlu olduk. Esaret teh­likesine düşen, hürriyet ve istiklalini elde etme hususundaki davamızın ruhuna inanmış olduğunuza kanaat getirerek tüzüğünüzün çizdiği esaslar cidden takdir edilir şekildedir. ilerde hepinizin şerefli başarılar yolcusu olduğunuzu görmekle iftihar ederiz. Şeklinde dernek yöneticilerini duygulandıran ve mutlu eden sözleş söylemiştir.

Mustafa Kemal Paşa Kırşehir Gençler Derneği’ndeki bu takdir dolu ve anlamlı konuşmasından sonra, dernek yöneticileri tarafından getirilen hatıra defterine, o andaki duygu ve düşüncelerini yansıtan aşağıdaki metni yazarak Temsil Heyeti üyeleri ile bir­likte imzalamıştır. Kırşehir gençliği ve Kırşehir halkı için bir övünç belgesi olan bu bel­gedeki sözler şöyledir:

“Kırşehir gençliğinin, vatanımızda gençliğin kıymetli bir enmuzeci olduklarını ispat edecek efkar-ı metine ve musîbe ile mütehallî kanaati ile vaz-ı imza eyleriz.

24 Kânunuevvel1335

H. Behiç          A. Rüstem        M. Müfit           H. Rauf             M. Kemal”

(Kırşehir gençlerinin, ülkemiz gençliğinin değerli bir örneği olduklarını kanıtlayarak ve doğru görüşlerle donatılmış oldukları kanaati ile imzalarız.

24 Aralık 1919

Hakkı Behiç    Alfred Rüstem      Mahzar Müfit         Hüseyin Rauf              Mustafa Kemal)

Kırşehir Gençler Derneği’ndeki bu tarihi görüşme ve açıklamalardan sonra, geç vakit gençlere veda ederek ayrılan Mustafa Kemal Paşa ve heyet üyeleri Müftü Halil (Gürbüz) Bey ile birlikte kendilerine ayrılan Kılıçözü kenarında ve şimdiki Ekinciler Un Fabrikası yakınında bulunan, Sait Efendi’nin (Çopur Sait) oğlu Öğretmen Mustafa (Er­dem) Bey’in evine gitmişlerdir. Konukların yatabilmeleri için gerekli yatak-yorganlar Be­lediye Başkanı ve üyelerin evlerinden getirilmiştir. Çorba, hindili pirinç pilavı, su böreği, turşu ve meyveden oluşan akşam yemeği, yer sofrasında, samimi bir ortamda yenilmiş­tir. Mustafa Kemal Paşa en çok Kırşehir’in geleneksel yemeği olan “su böreğini” beğen­miştir. Yemek sırasında Ortaokul Müdürü Ömer Aydın Bey’in düzenlemiş olduğu ve or­taokul öğrencilerinin katıldığı coşkulu fener alayının, kaldıkları binanın önüne gelmesi üzerine, Mustafa Kemal Paşa ve heyet üyeleri dışarı çıkarak, bu coşkulu topluluğu se­lamlamışlardır. Bu sırada Ortaokul Müdürü Ömer Aydın Bey; “Pek muhterem Paşa Haz­retleri, vatanımızın kolunu, kanadını budamak için her taraftan memleketimizin saran düşmanlara, sizin kahramanca yapacağınız kumanda altında savaşacak olan askerleri­mizden yiyecekleri tokatla, cezalarını bulacaklarını imanımız vardır. Fransa Cumhur Başkanı Raimonde Poincare, vatanımızın hastalandığını söylemekle büyük hataya düş­tüğünü ilerde kendisi de itiraf edecektir. Memleketimizin hasta olmadığını, vatanımızın aslanlar yatağı olduğunu ispat için bu millet sizin rehberliğinize muhtaçtır.

İstanbul Hükümeti ecdadımızın kanını akıtarak kazandığı bağımsızlığı feda edecek kadar aczi yet içinde bulunuyor ve sanki düşmanla işbirliği yapmış gibi görünüyor. işte bu ,gördüğünüz halkın sevgi gösterisi, size candan bağlılığının açık bir belirtisidir. Varolunuz. Amacınıza ulaşmanızı ve sağlığınızı Allah’tan dileriz, aziz ve muhterem he­yet…” şeklinde bir konuşma yapmıştır.

Ömer Aydın (Genç) Bey’in bu konuşması üzerine Mustafa Kemal Paşa’da genç­lere olan güvenini, ülkenin içinde bulunduğu durumu ve nelerin yapılması gerektiğini açıklayan uzun bir konuşma yapmıştır. Bu konuşma, o günlerde ortaokulda tarih, coğ­rafya ve beden eğitimi derslerini veren ve daha sonra da Kırşehir Milli Eğitim Müdürlü­ğü görevi yapmış olan Cevat Hakkı Tarım Bey tarafından “Atatürk Kırşehir”de adlı bir ki­tapta yer almıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı bu konuşma 30 Ağustos 1936 tarih­li  “Kırşehir Gazetesi” nde yayınlanmıştır. Bu konuşmanın en çarpıcı yanı ise: “Müstakil yaşamak için feyizli vatanın teminine muhtacız. Çizdiğimiz bir hudut vardır. Bu hududu ecnebilerin elinde bırakmayacağız, emniyetiniz pek sağlamdır” şeklindeki bu ifadelerle üstü kapalı da olsa Misak-ı Milli sınırlarının 20 Ocak 1920 tarihinden önce düşünülmüş olduğunun, Mustafa Kemal Paşa tarafından Kırşehir’de açıklanmış olmasıdır. Aynı ko­nuşma A. Ü. Türk inkılap Tarihi Enstitüsü’nce de resmi bir belge olarak kabul edilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa bu konuşmasından sonra, fener alayı alkışlar arasında da­ğılırken: “Sevgili Kırşehir halkı ve gençleri! Bizi çok hislendirdiniz. Her yerde halkın coş­kun sevgi gösterileri ile karşılaştık. Milletin inancının kuvvetli olduğunu gördük.

Namık Kemal:

‘Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,

Yok imiş kurtaracak baht-ı kara mâderini,

demiş. Bu milletin içinden çıkan ben Kemal de övünerek değil, milletimizin asalet ve kahramanlığına dayanarak söylüyorum:

‘Vatanın bağrına düşman dayasa hançerini,

Elbet bulunur kurtaracak baht-ı kara mâderini,”

diyerek, milletin hayat ve hürriyeti söz konusu olduğunda, kendisiyle birlikte tüm Türk Milleti’nin her türlü özveriye katlanabileceğini dile getiriyordu.

e) Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Kırşehir’den Uğurlanışı

25 Aralık 1919 sabahı çok erken saatlerde uyanan Mustafa Kemal Paşa ve arka­daşları, kahvaltıdan sonra Kırşehir halkının doldurduğu sokaklardan geçerek Hükümet Konağı’na gitmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa ve heyet, Hükümet Konağı’nda şehir ileri gelenleri ile tek tek vedalaştıktan sonra otomobillerine binerek Kaman’a doğru hareket etmişlerdir. Ortaokul Müdürü Ömer Aydın Bey, heyetin gelişinde olduğu gibi, gidişinde de öğrencilerle birlikte şehrin çıkışında yerini almıştır. Mustafa Kemal Paşa kendisini uğurlamak amacıyla Ömer Aydın Bey ve öğrencilerinin beklemekte olduklarını görünce, arabasından inerek aralarında bir müddet dolaşmış, onları okşamış ve Ömer Bey’in de elini sıkarak vedalaşmıştır. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa ile Ömer Aydın Bey arasın­da şöyle bir konuşma geçmiştir.

Ömer Aydın Bey – Paşa Hazretleri, eğer milletimizin yeteneklerini iyi yönetir ve kullanırsanız, ki bundan kesinlikle eminiz, hem vatanımız, hem de bağımsızlığımızı sağla­mış, milli tarihimize adınıza değer bir şan, şeref sayfası ve destanı yazmış olursunuz. Hepimiz hepinize hayırlı yolcuklar dileriz.

Mustafa Kemal Paşa – Milletimizin yüksek yeteneğini iyi kullanarak bu yolda ba­şarılı olacağımızdan eminiz ve siz de emin olabilirsiniz” dedikten sonra otomobillerine tekrar binerek 25 Aralık 1919 Perşembe günü Kırşehir atlıları eşliğinde Kaman’a gitmek üzere ayrılmışlardır.

f) Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Kaman’a Gelişi Sonrasındaki Gelişmeler

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti 25 Aralık 1919 Perşembe günü saat 9.00 civarında Kırşehir’den uğurlanmış, saat 11.00 civarında da Kaman’a 20 km uzaklıkta bulunan Sofularda (Aydınlar) durarak köy bakkalı ile bu civarda bulunan köyler ve Ka­man hakkında kısa bir söyleşi yapmışlardır. Kırşehir atlıları, Aydınlar Köyü’nün biraz ile­risinde bulunan tepede Kaman atlıları ile buluşarak birlikte cirit oynamış ve daha sonra Kırşehir’e dönmüştür. Heyet ise, Kaman atlılarının rehberliğinde Kaman girişindeki bir hanın önünde kalabalık bir halk tarafından karşılanmıştır. Kamanlılar tarafından coşku­lu bir şekilde karşılanan Mustafa Kemal Paşa’nın, başında sarı bir kalpak ve sırtında as­keri bir elbise bulunmaktadır. Otomobilden inen Mustafa Kemal Paşa ve heyet üyeleri­nin etrafına toplanan halk ile birlikte Kaman Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanı Hacı Ali Bektaş Ağa da gelmiş ve konukları hazırlamış olduğu atlarla kendisine ait çiftliğe götür­müştür. Burada ikindi kahvaltısı şeklinde; yağda pişirilmiş yumurta, yoğurt, pekmez ve meyve yenilmiş, yol yorgunluğunu atmak için bir saat kadar dinlenen Mustafa Kemal Pa­şa, köylerden gelen bazı kişilerle görüşmeler yapmış, memleketin içinde bulunduğu du­rumu açıklayarak, padişahın iş göremez hale geldiğini, yurdun yer yer işgal edildiğini, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararları anlaşmıştır. Orada bulunan halktan da köylünün durumunu, “aşar” vergisini, “mültezim”lerin uygulamaları ve hayvan yetiştirme miktarlarını sormuştur. Daha sonra dışarıda bekleyen topululuğa karşı yüksek bir yere çıkarak bir konuşma yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın yapmış olduğu bu konuşmanın içeriği hakkında H. Ali Bektaş Ağa’nın yeğeni ve Kaman Belediye Başkanı Halil Bey ta­rafından şu şekilde nakledilmektedir.

– Köyünüz ne kadar güzel, her taraf ağaçlarla dolu, kim bilir yazın ne hoş ve serin havası olur. Şu cennet gibi köyünüzün içinde düşman çizmelerinin dolaşmasına han­giniz ve hangimiz razı oluruz. işte şirin İzmir’e düşman girdi. Oradaki vatandaşlarımızın hepsi esir muamelesi görmektedir. Padişah da esir edilmiş bir haldedir ve memleketin derdine çare bulacak bir durumda değildir. Düşmanlar bin bir hile ile, elbirliği yaparak bizi yok etmek istiyorlar. Sizlerin yardımı ile bu felaketli günleri atmaya çalışacağız.

Mustafa Kemal Paşa’nın konuşması bittikten sonra çevresinde toplanan halk sev­gi gösterisinde bulunmuş ve bir müddet daha sohbet ettikten sonra hazırlanan akşam yemeğini yemek üzere H. Ali Bektaş Ağa’nın evine girmişlerdir. Baş menusu kızartılmış tavuk ve bulgur pilavından oluşan akşam yemeği yer sofrasında neşe içerisinde yenildikten sonra heyet üyeleri kendileri için ayrılan odalarda yatmışlardır. Mustafa Kemal Paşa ise gece bir müddet daha bazı notlar almak ve almış olduğu notları da gözden ge­çirmek için yatmamış, bu süre içerisinde de Kaman Belediye Başkanı Halil Bey kendi­sine refakat ederek ikramlarda bulunmuştur.

26 Aralık 1919 Cuma günü sabah erken kalkan Mustafa Kemal Paşa ve Heyeti Kaman’dan, çevre köylerden ve Kırşehir’den gelen atlılarla birlikte kalabalık bir halk ta­rafından yağışlı ve çamurlu bir ortamda Ankara’ya uğurlanmıştır.

Kaman’dan hareket eden Heyet’e ait otomobillerden biri Bey nam’a yaklaşırken çamura saplanmış, havanın soğuk ve yağışlı olmasından dolayı heyet üyelerinden Hak­kı Behiç Bey hastalanmış ve bir kısım heyet üyeleri çamura saplanan otomobillerin içe­risinde geceyi geçirirken Mazhar Müfit ve Rauf Bey’in yaya olarak Bey nam’a gelip yar­dım istemeleri üzerine, Bey nam’dan sağlanan katır ve öküzlerle birlikte gelen köylülerin yardımı ile otomobil ve içindekiler ancak sabaha karşı Bey nam’a gelebilmişlerdir.

26-27 Aralık 1919 gecesini Bey namda geçiren Mustafa Kemal Paşa ve Heyet üyeleri, 27 Aralık 1919 Cumartesi günü Ankara’ya ulaşmışlar ve Dikmen Keklik Pına­rı’nda Ankaralı atlılar ve seymenler tarafından coşkulu bir şekilde, oyunlar oynayarak ve halaylar çekilerek karşılanmışlardır. Bu tarihten itibaren Ankara Milli Mücadele Merkezi ve İstanbul’dan koşup gelen milletvekillerinin, aydınların ve vatanseverlerin buluştuğu “umut kent” olmuştur.

4 – Milli Mücadele’de Kırşehirlilerin Tutumu ve Katkıları

Kırşehir ve çevresi Birinci Dünya Harbi’nin sonlarında kurdukları Kırşehir Gençler Derneği ve hemen hemen tüm yerleşim birimlerinde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyet­leri ile Milli Mücadele için hazırlık çalışmalarına başlamıştır.

Son Osmanlı Mebussan Meclisi’ne Avanos (1871) doğumlu Ali Rıza Bey ile, Hamit­köy (1877) doğumlu M. Rıza Bey (Silsüpür) Bey Müdafaa-i Hukuk grubu Kırşehir millet­vekili olarak katılmışlardır. Bu milletvekillerinin İstanbul’un resmen işgalinden sonra da (16 Mart 1920) Ankara’ya gelerek milli mücadeleyi desteklemeye devam etmişlerdir.

Kırşehir halkı Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra başlayan işgallere karşı, İstanbul Hükümeti gibi teslimiyetçi bir tutum takınmamış, Milli Mücadele’yi başlatan Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin tüm çalışmalarını yakından takip etmiş ve so­nuna kadar yanlarında yer almıştır. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını Samsun’dan beri takip eden Mucur halkı, Sivas’ta milli bir kongrenin toplanacağını öğrenince, Mucur’u temsilen Kaymakam Cevat Bey ile Hacıbektaş Nahiye Müdürü Mucurlu Avni (Er­kanlı) Bey’i, Kongreye katılmak üzere Sivas’a göndermiştir. Ancak bu heyet, Şarkışla’ya vardığında kongrenin bitmiş olduğunu, Mustafa Kemal Paşa temsil Heyeti’nin de Si­vas’tan hareket ettiğini öğrenince Mucur’a dönmek zorunda kalmıştır. Kırşehir halkının bu olumlu tutumu Ankara vilayetinden gelen 28 Aralık 1919 tarihli şifre telgrafından da açıkça anlaşılmaktadır. Ülkenin diğer taraflarının Milli Mücadele’nin gelişiminden haber­siz olmasına rağmen, Kayseri, Kırşehir ve Ankara gibi Orta Anadolu illerinde Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin büyük törenlerle karşılanması ve bölge halkının konu­ya olan duyarlılığı son derece dikkat çekicidir. Kırşehir halkı Milli Mücadelede olduğu gi­bi Cumhuriyetin ilanından sonra da Atatürk’ün yanında yer almış O’nun ilke ve inkılaplarının savunucusu olmuştur.

a) Siyasal Yönden Katkıları

23 Nisan 1920’de açılan T.B.M.M.’nde ise Kırşehir Ahmet Müfit (Kurutluoğlu) Bey, Rıza (Silsüpür) Bey, Yahya Galip (Kargı) Bey, Sadık (Savtekin) Bey, Cemalettin Çelebi Efendi, Bekir (Kocaoğlu) Efendi, Cevdet (Seçkin) Bey tarafından temsil edilmiştir. Bu milletvekillerinden Yahya Galip Bey, İstanbul Hükümetinin emirleri doğrultusunda olmak üzere Mustafa Kemal Paşa’yı tutuklatarak, Milli Mücadele’yi daha başlangıcında engel­lemeye çalışan Ankara Valisi Muhittin Paşa’nın tutuklanmasından sonra; Ankara Valiliği yapmış, daha sonra da üç dönem Kırşehir milletvekili olarak yeni Türk Devleti’ne önem­li hizmetlerde bulunmuştur. Muhittin Paşa’nın tutuklanmasından sonra Defterdar Yahya Galip Bey, Ankara halkı tarafından seçilerek Valilik görevine getirilmiştir. Bu durum, An­kara halkının, Anadolu’nun ortasında bulunan bir ilde, demokratik yöntemle yöneticisini seçmesi bakımından çok önemli bir olaydır. Ayrıca böyle bir hareket şekli, bir bakıma İstanbul Hükümeti’ne karşı da bir başkaldırı niteliği taşımaktadır.

Vali Yahya Galip Bey, Mustafa Kemal Paşa’yı Samsun’dan itibaren yakından izle­mekte ve ülkenin kurtuluşunun ancak Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde başlayan milli bir mücadele ile gerçekleşeceğine inanmaktadır. Nitekim Mustafa Kemal Paşa’nın Amasya Mülakatı (görüşmesi) (20-22 Ekim 1919) için Amasya’da bulunduğu sırada, An­kara Valiliği görevini yürüten Yahya Galip Bey’den 15 Ekim 1919 tarihli, şifreli bir telgraf almıştır. Bu telgrafta Yahya Galip Bey: “Mukadderatımızı, milletin mukadderatını bilme­yen bir hükümete ve ne de rasgele gönderilecek valilere terk edemeyiz.Mahmut Ferit Paşa kabinesinin tayin    edipte gönderemediği eski Bitlis Valisi Ziya Paşa’yı buraya ve Suphi Bey’i de Konya’ya Vali tayin etmek suretiyle merkezi hükümet ilk adımını attı. Mil­let meclisi kurulmadan önce dışardan bir kişinin hiçbir memuriyete getirilmemesini evvelce arz etmiştik. Merkezi hükümet buraya yeniden Vali göndermekle, buradaki milli hareketi söndürmek istiyor demektir. Siz nasıl askerlikten istifa ile milletin bir ferdi gibi çalışmaya karar verdinizse, ben de buradan çekilerek, aynı surette milletimin vazifesini yapmaya karar verdi. Vali gelinceye kadar vekaleti kime bırakacağımı lütfen bildiriniz” diyerek, Mustafa Kemal Paşa’ya ve Temsil Heyeti’ne bağlılığını ve her türlü emir ve yet­kiyi onlardan alacağını göstermek suretiyle, Milli Mücadele’ye tam bir destek sağlamış oluyordu.

Yahya Galip Bey, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin 27 Aralık 1919’da An­kara’da karşılanması sırasında da Ankara valisi olarak aktif görev almıştır. Ankara vali­si olan Yahya Galip Bey ilk iş olarak, Muhittin Paşa’nın tutuklatmış olduğu ittihat ve Terakkicileri serbest bırakmış ve bu nedenle kendisine “Hakan” unvanı verilmiştir. Sıcak kanlı ve babacan bir yapıya sahip olan Yahya Galip Bey, Ankara valisi iken milletvekil­lerinin özel hayatlarına da müdahale edebilmekte idi. Nitekim bu konuda; “Yahya Galip Bey mebusları bile içki başında görünce sopayla kovalardı” şeklinde belirtilmektedir.

Yahya Galip Bey T.B.M.M.’n de 23 Nisan 1920 den 4 Mayıs 1931’e kadar üç dö­nem Kırşehir milletvekili olarak bulunmuş, bu süre içerisinde 45 kez söz alarak; maliye, dış politika, komünizm-Bolşeviklik, anayasa, hukuk, tekalif-i milliye, israf, demokrasi, meclisin sağlıklı çalışması, istiklal mahkemeleri ve çalışmaları, Hıristiyanların ve azın­lıkların ülkemizdeki faaliyetleri, Yunan işgali, misak-ı milli, sosyal yardım, meclis görüş­meleri, bakanlıkların ödenekleri ve benzeri konularda görüş ve düşüncelerini dile getire­rek meclis çalışmalarında etkili olmuştur.

Birinci dönem T.B.M.M.’n de etkili olan diğer bir Kırşehir milletvekili de Ahmet Mü­fit (Kurutluoğlu) Bey’dir. İlmi düzeyi yüksek bir aileden olan ve daha çok dini ilimler ala­nında isim yapmış Savcılı Türkmen abasına mensup, Müftü Hacı Vehbi Efendi’nin oğlu olan Müfit Bey 1879 yalında Kırşehir’de doğmuştur. Müfit Bey Kırşehir Rüştiyesi’ni bitir­dikten sonra on beş yaşında iken medrese tahsili için İstanbul’a gitmiş, İslam Hukuku alanında tahsil görerek diploma almıştır. Medrese öğreniminden sonra Kırşehir’e deği­şik adliyelerde hizmet yapmış ve 1910 yılında babasının ölümünden sonra Kırşehir’e gelerek, Kırşehir Müftüsü olmuştur. I. Dünya Harbi sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması’nı, devletin sürekliliği bakımından son derece tehlikeli görmesi, bu mü­tarekeyi imzalayanları ve savunanları kınaması üzerine tutuklanarak İstanbul’a gönde­rilmiştir.

I. Dünya Harbi’nden sonra, devletin yönetimine adeta bir karabulut gibi çökerek Milli Mücadele aleyhine bir yönetim sergileyen Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından “Harp Divanı”na gönderilen Müfit Bey, Erzurum Kongresi’nden önce bir fırsatını bularak kaçmış ve Kırşehir’e Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı içinde bulunmuş ve Sivas’ta bulunan Temsil Heyeti ile ilişki kurarak, Milli Mücadele’ye katkı sağlayan Kırşehir’in önderleri ara­sında yer almıştır.

Müfit Bey, 23 Nisan 1920’de T.B.M.M.’nin Ankara’da toplanma şamasında diğer Kırşehir milletvekili ve arkadaşı Yahya Galip Bey ile çok üstün bir gayret göstermiş ve bu hususta Ali Fuat (Cebesoy) Paşa hatıralarında, Meclis’in Ankara’da toplanmasında Kırşehir milletvekillerinin önemli bir yeri olduğunu belirtmiştir.

Müfit Bey de diğer din adamları gibi, Milli Mücadele’de önemli rol oynamış, birinci T.B.M.M.’n de “ikinci Reis Vekilliği” görevini yürütmüş ve meclis çalışmalarına aktif ola­rak katılmıştır. Müfit Bey, İzmir’in işgalinin birinci yıldönümü nedeniyle Ankara halkının işgali protesto amacı ile T.B.M.M. önünde toplanmaları üzerine söz alarak:

Efendim bu gün İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinin birinci yıldönümüdür. An­kara halkı bu işgali kabul etmeyerek protesto düzenlemişlerdir. Dışarıda toplanmışlardır. Onların duygularına ortak olmak üzere hepinizin dışarıya çıkmanızı meclis adına öneri­yorum diye konuşarak; yurdun işgaline karşı son derece duyarlı davrandığı gibi, TB.M.M.’n de de bütün üyeleri yönlendirebilecek güçte olduğunu göstermiştir.

Kırşehir milletvekili olarak Müfit Bey, Koçhisar ve Kırşehir bölgesinde satın alma komisyonlarının çalışmalarını kontrol etmek ve hızlandırmak için Harp Encümeni tara­fından müfettiş olarak görevlendirilmiştir. Başlangıçta Padişah ve İstanbul Hükü­meti’nden ümidini kesen Müfit Bey, Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadele’ye tam des­tek verirken, daha sonra T.B.M.M.’n de muhalefet grubu olarak bilinen ve sayıları 123’e ulaşan ikinci grupta yer almış, hatta grubun sözcüleri arasına girmiştir.

İkinci ve daha sonraki dönemlerde milletvekili seçilemeyen Müfit Bey politikadan çekilmiş, 1923 yılından itibaren avukatlık yapmış ve 15 Haziran 1958 tarihinde 79 ya­şında vefat etmiştir. Müfit Bey, çevresinde çok temiz ve şık giyinen, son derece kültürlü bir kişi olarak bilinmektedir. T.B.M.M.’nin açılışında yaptığı konuşma ile de milli benliği ve islamiyeti savunduğu gibi Bolşevikliği şiddetle reddetmiş ve işgalci devletlere karşı Afyonkarahisar’dan başlayarak saldırıya geçilmesi gereğini savunmuştur. Müfit Bey mecliste bulunduğu ve ikinci Reis Vekilliği görevini yürüttüğü süre içerisinde, yaklaşık otuz kez söz alarak; T.B.M.M.’nin toplanması ve amacı, hukukun üstünlüğü bütçe gö­rüşmeleri, ülkede huzur ve güvenliğin sağlanması, Osmanlı Devleti’nin borçları meselesi, dış politika, istiklal mahkemelerinin gerekliliği, banka ve kredi sorunları ile yabancıla­rın mal ve mülkleri hususunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar konularında özlü ve aydınla­tıcı konuşmalar yapmıştır.

Diğer bir Kırşehir milletvekili olan ve Hacıbektaş’ta bulunan Çelebi Cemalettin Efendi, yalnız Kırşehir ve Hacıbektaş’ta etkili biri değil, tüm Anadolu’daki Alevi’lerin Bek­taşi’lerin önderi konumunda olan bir kişi idi. Ankara Valisi Muhittin Paşa, O’nu Damat Ferit Hükümetine kazandırmak için Kırşehir’e gitmiş ve para dahil elinden gelen her im­kanı kullanmış, fakat başarılı olamamıştır. Başından beri Mustafa Kemal Paşa ve Tem­sil Heyeti yanında yer alan Çelebi Cemalettin Efendi, TB.M.M.’n de “birinci dönem” mil­letvekili olarak görev yapmış ve temsil ettiği tüm Alevi’ler ile birlikte Milli Mücadele’yi desteklemiştir. Hatta mecliste bir ara “Meclis Reis Vekilliği de yapmıştır.

b) Askeri Yönden Katkıları

Kırşehir halkı, Balkan Harbi’nde (1912-1913) ve Birinci Dünya Harbi’nde (1914­-1918) ülkenin içinde bulunduğu savaş yıllarında çeşitli cephelere gönderdiği evlatları ile ülke savunmasına fiilen katıldığı gibi, Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra yaban­cı işgaline uğramamasına rağmen, milli heyecan ve mücadele ruhu sürekli canlı kalmış, muhtemel tehlikelere karşı askeri yönden de gereken hazırlıkları yapmaya başlamıştır. Nitekim 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan ve 27 Aralık 1919’da Ankara’da sona eren Türk Milleti’nin yeniden diriliş serüveninde, Kırşehir önemli bir destek merkezi ol­muş, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Kayseri sınırından itibaren Ankara’ya kadar güvenlik içerisinde ulaşması Kırşehirliler tarafından sağlanmıştır. Ayrıca Sivas Kongresi sırasında Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının, İstanbul Hükümeti yanlısı olan Ankara Valisi Muhittin Paşa tarafından tutuklanmaları hususundaki planın bozul­ması da, o dönemde Kırşehir yöresinde etkili bir kişi olan, M. Rıza Bey yönetimindeki “Kırşehir Milli Müfrezesi”nin, Ankara Valisi Muhittin Paşa’yı, Elmadağ yakınında bulunan Kılıçlar Beli mevkiinde tutuklayarak etkisiz hale getirmesi sonucunda gerçekleşmiştir.

İstanbul Hükümeti ise görevden uzaklaştırılan Vali Muhittin Paşa’nın yerine başka bir Vali göndermeye kalkınca, Ankara Müdafaa-i Hukuk Derneği Başkanı Müftü Rıfat Börekçi) efendi sert bir çıkış yaparak, Eskişehir’e gelmiş olan Damat Ferit’in Valisini tek­rar İstanbul’a göndermiştir.

Mustafa Kemal Paşa Mucur’a geldiği 21 Aralık 1919 tarihinde, Mucur halkı tara­fından coşkulu bir şekilde karşılanmıştır. Heyetin karşılanması ve muhtemel bir baskı­nın önlenmesi için, Jandarma Komutanı Yüzbaşı Sadık (Vicdani) Bey’in yönetiminde, Mucur ve çevre köylerden oluşturulan yirmi kişilik bir gönüllü müfreze birliği kurulmuş­tur. Bu çekirdek kuvvetin her türlü ihtiyacı Mucur halkı tarafından karşılanmış, daha son­ra bu birlik takviye edilerek “Mucur Milli Süvari Müfrezesi” adıyla İnönü Cephesi’ne gön­derilmiştir. Bu şekildeki teşkilatlanmadan son derece memnun olan Mustafa Kemal Pa­şa: “Siz şimdiden milli davamızı muhitinizde kat’ i bir muvaffakiyetle tebarüz ettirmiş bu­lunuyorsunuz” demiştir.

Milli Mücadele’de düzenli ordu kurulması aşamasında, Batı Cephesi Komutanlı­ğı’nca 4 Ağustos 1920 günü, Genelkurmay Başkanlığı’na sunulan ve Batı Cephesi’nin insan gücü faaliyetlerini açıklayan raporda: “500 mevcutlu Kırşehir Taburu’nun kuruluş, donanım ve silahlandırma işlerine hızla devam edildiği” açıklanmaktadır.

I. Dönem Kırşehir Milletvekili olan M. Rıza Bey de, kendisine bağlı kişiler ve ha­pishaneden çıkartmış olduğu mahkumlardan meydana gelen beş yüzden fazla kişiden oluşun bir kuvvet ile “Ertuğrul Grubu” Komutanı Kazım Özalp Bey’in emrinde, İnegöl, Bi­lecik ve Yenişehir havalisine giderek Milli Mücadele’ye destek vermiştir.

Kırşehir halkı Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra Milli Mücadele yan’lısı bir tutum içerisine girerek, İstanbul Hükümeti ve dış güçler tarafından yapılan kışkırtma ve telkinlere kanmamış, Kuva-i Milliye’den yana olmuş, hatta yanı başında baş gösteren çapanoğlu isyanı’na taraftar olmayıp, karşı bir tutum sergilemiştir.

Milli Mücadele’de hazırlık safhası bitip düzenli ordunun kurulmasından sonra da cepheye çağrılan Kırşehir gençlerinden bir çoğu şehit olmuştur. Savaş yıllarında Kırşehir Gençler Derneği yöneticilerinin hemen hemen tamamının askere alınması, dernek faaliyetlerinin durmasına sebep olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nda tespit edilebilen şehit sa­yısı; Kırşehir merkezden iki yüz on, Mucur’dan yetmiş beş, Avanos’tan seksen beş kişidir.

1921 Temmuz başlarında Batı cephesine ulaştırılmak üzere Ankara, Yahşiyan, Akşehir, Köprüköy, Kırşehir, Kayseri ve Ulukışla gibi yurt içi cephanelik depoları oluştu­rulmuş, Köprüköy ve Kırşehir deposunda 1600 Osmanlı, 100 Alman, 1000 Rus, 1316 İngiliz, 261 Avusturya, 67 sandık da Fransız cephanesi olmak üzere toplam 1120 san­dık Kırşehir deposunda, 1014 sandık da Köprüköy deposunda piyade cephanesi depo­lanmıştır. Bunlara ek olarak Kırşehir milli savunma deposunda 1159 Osmanlı seri sah­ra top cephanesi ve 2186 İngiliz sahra top cephanesi bulunuyordu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından kurulan “Menzil Teşkilatları’nın” korunması amacı ile Ankara Komutanlığı, 100 mevcutlu bir muhafız bölüğünü Kırşehir’e gönder­miştir. Bölük merkezi Kırşehir olmak üzere, Köprüköy-Kırşehir ve Küçüktaş’ta birer ta­kım bulunuyordu. 8 Eylül 1920’de ilk defa Kırşehir’de kurulan “Koruma Birliği” 8 Kasım 1920’de kaldırılarak birlik, Bakanlık emri ile Kayseri’ye gönderilmiştir. 17 Şubat 1921 ‘de ise Kayseri Menzil Bölge Müfettişliği’ne bağlı, Kırşehir’de bir “Menzil Hat Komutanlığı” kurulmuştur.

Kırşehir Menzil Hat Komutanlığı, Kırşehir, Hacıbektaş, Keskin ve Mucur’da “Men­zil Nokta Komutanlıkları”, Kırşehir, Hacıbektaş, Keskin’de “Erzak Ambarı”, Topaklıda “Ambarlı Konak”, Kırşehir’de bir “Kol” şeklinde idi.

Yine Kırşehir ve Mucur’da “iaşe merkezleri”, Kırşehir’de bir “Revir ile Silah ve Teç­hizat Deposu” bulunmakta idi.

Milli Savunma Bakanlığı Kütahya-Eskişehir Savaşları’ndan sonra duyulan ihtiyaç üzerine 28 Temmuz 1921 tarihinde Menzil Teşkilatları’na araştırma, biriktirme ve topla­ma görevleri de vermiştir. Kırşehir Menzil Bölge Müfettişliği de ek olarak, Aksaray-Konya Ereğlisi arasında karayolu nakliyatı kurmuştur. Sivas-Kayseri bölgesiyle Yozgat, Ço­rum, Kırşehir bölgelerinde 100.000 insan ve 50.000 hayvan iaşesini karşılamak amacı ile stok ambarlar kurulması kararlaştırılmış ve karar doğrultusunda Köprüköy ve Kırşe­hir’de ambarlar açılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın hangi şartlar altında kazanıldığının daha açık bir şekilde anlaşılması açısından, Kırşehir Hat Komutanlığı’nın nasıl çalıştığını belirtmekte yarar vardır. Komutanlık emrindeki Müteahhit Nakliye Kolları, 232 Nolu Çift Araba Kolu, 231 Nolu Devre Kolu ve iki Eşek Kolu’ndan oluşturulmakta idi. Dört koldan ibaret olan bu birliklerde toplam olarak 4 nakliye müteahhit eri ile 8 er, 10 çift altı araba, 25 deve ve 90 eşek bulunmakta idi. Oluşturulan hat komutanlıkları ile cephelerde ihti­yaç duyulan malzemeler Anadolu’dan toplanarak sevk edilmekte idi. Mesela Sakarya Meydan Muhaberesi döneminde Kayseri-Kırşehir-Yahşihan yolu ile 10.5 ton çeşitli çap ve büyüklükte silah, 44.5 ton cephane, 152 ton yiyecek ve yem, 20 ton donatım ve ge­reç malzemesi gönderilmiştir.

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz hazırlığı kapsamında, Kayseri-Kır­şehir- Yahşiyan yolu ile 48.5 ton silah, 221.5 ton cephane, 1367 ton yiyecek ve yem, 49.5 ton da donatım ve gereç malzemesi gönderilmiştir.

Harp Encümeni 26 şubat 1922’de yaptığı toplantıda aldığı karar üzerine, Kırşehir taşıt araçları Aksaray’da toplanan tahılların nakledilmesi için geçici bir süre ile Aksaray Komisyonu emrine verilmiştir.

1921 yılı Aralık ayında Keskin’de 500, Avanos’ta 750, Kırşehir’de 1500 yataklı as­keri hastaneler bulunuyordu. Ancak, daha sonra Kırşehir’deki hastanenin yatak sayısı400’e düşmüştür.

Hastanelerden taburcu edilip, uzun süre dinlenmesi gereken subaylar için cephe gerilerinde, havası iyi bir yerde bir “Nekahet hane” kurulması, Mayıs 1920’de Ordu Sağ­lık Daire Başkanlığı tarafından Kızılay kurumuna önerilmiştir. Bu öneri dikkate alınmış, Kırşehir’de Lise binasında bir subay nekahet hanesi kurulmuştur. Daha sonra binanın noksanları tamamlanmış, 100 yataklı bir nekahet hane haline getirilmiştir. 13 Temmuz 1921 ‘de Kütahya, Afyon ve Eskişehir yönüne doğru başlayan düşman saldırısı üzerine, Eskişehir’de bulunan Kızılay Hastanesi zorunlu olarak Kırşehir’e taşınmıştır. Kırşehir’de Devlet Hastanesi olmadığından fakir halk ile subay ailelerinin muayene ve tedavileri bu­rada yapılıyor, hastaların ilaçları ise Kızılay tarafından veriliyordu. Hastane 3.5 ay hiz­met verdikten sonra 1 Aralık 1921 ‘de kapatılmıştır.

c) Diğer Yönden Katkıları

Kırşehir halkı, Milli Mücadele için yola çıkmış olan Mustafa Kemal Paşa ve arka­daşlarına gösterdikleri ilgi ile, arkalarında kendilerine destek olacak heyecanlı bir toplu­mun varlığı hususunda güvence vermiş ve Heyet üyelerinin morallerinin yüksek tutul­masını sağlamıştır.

Kırşehir halkı, Milli Savunma Bakanlığı’nın, Harp Encümeni’nin kararlarına ve “Te­kalif-i Milliye” emirlerine, güçleri oranında katkıda bulunarak, Milli Mücadele’ye destek olmuştur. Milli Mücadele’ye yalnız askeri ve siyasi yönden katkı sağlamakla kalmayan Kırşehirliler, Mucur Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından, o zaman için yüksek bir mik­tar olan kırk bin kuruş göndererek, maddi yönden de desteklemiştir. Ayrıca Mucur Mü­dafaa-i Hukuk Cemiyeti, Ankara’da açılan ilk meclis binasının yapımı ve onarımında kul­lanılmak üzere otuz bin kuruş daha göndererek bu yöndeki desteklerini sürdürmüştür.

Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutan olarak Batı Cephesi Komutanlığı’na gön­derdiği emirde, Koçhisar ve Aksaray alım komisyonlarının çalışmaları sırasında, Kırşe­hir Mutasarrıflığı’ndan ve Yol Komutanlığı’ndan yardım isteyebilecekleri ve bu istekleri­nin hemen yerine getirileceğini bildirmesi, Mustafa Kemal Paşa’nın bölge halkına olan güvenini açıkça ortaya koymaktadır. Bu konuda Başkomutanlık tarafından 14 Şubat 1922’de yayımlanan altı maddelik emir de aynen şöyledir:

1. 23.01.1992 gün ve 1 sayılı Başkomutanlık emrindeki kurallara göre kurulup ça­lışmak üzere, Keskin ve Kırşehir’de de büyük yerel yöneticilerin başkanlığında birer alım komisyonu kurulacaktır.

2. Savunma Bakanlığı’nca Kırşehir Komisyonluğuna haftada yirmi bin lira, Keskin Komisyonluğuna haftada on bin lira verilecektir.

3. Komisyonlar, arpa, buğday, un ve para verilerek alınıp (peşin ödeme) paralı ta­şıtlar da Yahşihan Askeri Deposu’na bırakacaklardır. Alınacak yiyeceğin oranını Milli Savunma belirler, komisyonlara bildirir.

4. Komisyonlar (1) sayılı emrin 15. maddesi gereğince yaptıkları çalışmaları tuta­naklarla belgeleyerek Milli Savunmaya vereceklerdir.

5. Alımlarda ve taşınmalarda sıkı çalışma ve çabukluktan komisyonlar sorumlu­dur.

6. 14.02.1992 gün ve 3 sayılı olan bu buyruk Milli Savunma Bakanlığı ile Kırşehir Sancağı’na, Ankara iline, Keskin Kaymakamlığı’na ve bilgi için içişleri Bakanlığı’na ve­rilmiştir.

Kırşehir halkı, Mondros Ateşkes Antlaşması’na da uymayarak, çeşitli bahanelerle çıkarlarına uygun gördükleri Anadolu topraklarını işgal eden itilaf Devletleri ve yandaşlarına karşı da tepkilerini değişik şekillerde ortaya koymuşlardır.

15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgal ettiğini haber alan Mucur halkı, ilgili makamlara başvurarak bu haksız işgali, hem ülke genelinde hem de uluslararası düzey­de protesto etmiştir. Çeşitli Avrupa hükümetlerine yaptıkları müracaatları ile işgalin kal­dırılmasını istemiş, şayet bu istekler yerine getirilmez ise haklarını kendi güçleri ile ala­caklarını bildirmiştir. Mucurlular, duygu ve düşüncelerini, “Mucur Cemiyet-i islamiye ve Milli Heyeti” imzası ile Harbiye Nezareti’ne gönderdikleri telgrafla şöyle anlatmaktadır: “Sevgili vatanımızın mühim bir parçası bulunan İzmir’in, Yunanlılarca işgali ve ilhak edil­mek üzere bulunduğu haberi felaketini bugün altık. Halkımız galeyan halinde ve orada­ki kardeşlerimize yardım edebilmek için hazırlanmaktayız. Aynı zamanda Avrupa hükü­metlerine müracaattan geri durmuyoruz. Eğer Avrupa bizim bu haklı feryadımızı duy­mazsa, hakkımızı kendi kuvvetimizle korumak hususundaki azmimiz kat’ idir. Bize reh­ber olunuz.”

Milli Mücadele yıllarında yönetim bakımından Kırşehir’e bağlı bulunan Keskinliler de, İzmir ve dolaylarının Yunanlılar tarafından işgal edilmeye başlandığını duyunca bü­yük bir üzüntü içerisine girmişler, 16 Mayıs 1919 tarihinde binlerce kişinin katıldığı bü­yük bir miting ile durumu protesto etmişlerdir. Konu ile ilgili olarak Keskinliler, bütün halk adına Müftü Mehmet Sadık ve daha birkaç kişinin imzaladığı Milli Mücadele’ye hazır ol­duklarını bildiren bir metin yayınlamışlardır. Metinde, İzmir’in işgalinden dolayı halkta derin bir üzüntü meydana geldiği belirtilerek şöyle denilmiştir: “Bu işgal hareketini milli haysiyetimize, hukukumuza açık bir tecavüz telakki ederek, bütün heyecanımızla harekete hazırız. Dört devletin milli haklar hakkındaki vaatlerine güvenerek, sükunet ile mü­tarekenin başlangıcından beri hakka riayet edileceğini umduğumuz halde, iş bu vaatlere müstenit ilmî görüşlere de uymayan işgal hareketini milli şeref ile mütenasip bir su­retle muhalefette bulunulmasını “Hükümet-i Saniye’den talep ve temenni eder, bu hu­susta maddi ve manevi bütün fedakarlığa hazır ve amade bulunduğumuzu arz ederiz”.

İstanbul’un itilaf Devletleri tarafından 16 Mart 1920 tarihinde işgal edilmesi de Kır­şehir halkı tarafından büyük bir üzüntü ile karşılanmış, batılı devletlerin uzun süreden beri dile getirdikleri milliyet, hürriyet, bağımsızlık ve vatanseverlik ilkelerine uymayan bu davranışları, Kırşehir halkı tarafından büyük bir miting yapılarak protesto edilmiştir. Mi­ting sonunda “Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Reisi Hilmi” imzası ile Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanlığı’na aşağıdaki karar metni gönderilmiştir:

“Bu tecavüz Osmanlı hakimiyetinden ziyade yirmi asırlık insanlık medeniyetinin meydana getirdiği hürriyet, milliyet ve vatanseverlik esaslarına bir darbe teşkil edeceği ve Osmanlı milletinin varlığını ve istiklalini koruması hususundaki azim ve imanına bu hadisenin hiçbir tesiri olmayacaktır. Yalnız hür milletlerin bu haksızlığı kabul etmekle bü­yük bir tarihi mesuliyetin altına girmiş olacaklarından bu üzücü hadiseyi ‘kemal-i şiddet­le’ protesto ederiz. Bu hadiseden doğacak her türlü mesuliyetin de müsebbiplerine ait olacağını arz ve haksızlığın bir an evvel tamirini bekleriz”.

İstanbul’un işgal i üzerine Mucurlular tarafından da 19.03.1920 tarihinde bir miting düzenlenmiş ve miting sonrasında işgalci güçlerin temsilciliklerine çektikleri telgraflarla, durum protesto edilmiştir. Kaymakam Cevat Bey, yaptıkları çalışmaları aşağıdaki telg­rafla temsil heyetine bildirmiştir: “Bugün mübarek Cuma namazının edasını müteakip Belediye dairesi önünde büyük bir miting akdedilerek sevgili İstanbul’umuzun son vazi­yeti münasebetiyle hazır bulunan ümmet-i islâmiyenin vatanperver duygularını açıkla­yan şiddetli ve müessir ifadeleri içine alan protesto telgraflarının sureti bilcümle mü­messillere gönderildi”

Mondros ile birlikte yurdun her köşesinde işgal, öldürme, talan ve yağma şeklinde başlayan olumsuz hareketleri yakından izleyen Mucur halkı, Fransızlar ile birlikte hare­ket eden Ermenilerin, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaptıkları zulüm ve Maraş’ın iş­gali üzerine 26.01.1920 tarihinde, hem ilgili devletlere karşı durumu protesto etmiş, hem de “Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Merkez iyesi”ne çekilen telgrafla, bölge halkının konuya duyarlılıklarını dile getirmiştir. Son derece anlamlı olan telgraf metni, emperyalist devletlere karşı Mucur halkının haykırışı niteliğindedir: “Şimdi Maraş’ta me­deni bildiğimiz Fransızların, Ermenilerle işbirliği yaparak, top ve mitralyöz ateşleri altın­da din kardeşlerimize can verdirdikleri, insanlık ve medeniyet eserlerini tamamen yok ettikleri haberini aldık. Ey!… Medeniyetin ve insanlığın vicdanı olarak tanıtılan Amerika Devleti ve Avrupa Devletleri!.. Daimi adalet, medeniyet ve insaniyet sözleriyle bütün dünyayı kana boyayan ve bu suretle avutan bu sahte medeniliğin hakiki kararını hemen, tereddütsüzce tasdik et!… Veyahut bu kötü fikri, göstereceğin adil ve seri icraatla ispat ve tekzip et!.. Ey İtalya, Fransa, İngiltere, tarihin kara sahifeleri ile dolduracağı kara ve lekeli katreleri olmaktan, bütün insanlık aleminin vereceği büyük fikri kararla tarihi me­suliyetten sakın! Hak ve hakkaniyeti tarafsız olarak insanlığa yakışacak bir surette bir an evvel teslim et!…

Bu namerdine insanlığa mugayir hareketleri artık kır, yık, ez!.. bununla şöhret ka­zan, bütün insanlığın hür temini daima kendine topla ve düşünmeye çalış.

Yapılan hareketi kemal-i nefret ve şiddetle proteste eder, halen hadisenin durul­masıyla beraber mesullerinin acilen ve pek şiddetli bir surette cezalandırılmalarını talep ederiz.”

Kırşehir halkının, İstanbul’daki siyasi gelişmeleri ve hükümette meydana gelen değişiklikleri de yakından takip ettiklerini görmekteyiz. Ali Rıza Paşa kabinesinin istifası üzerine çekilen telgraflar, Kırşehir halkının devlet politikasını ve yaşanan olaylar ve ge­lişmeleri çok yakından takip ettiğini göstermektedir. Konu ile ilgili olarak Mucur Müda­faa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Nuri Bey’in Mebuslar Meclisi’ne çektiği telgrafta; Kabine’nin, yabancı devletlerin baskısı sonucu istifa ettirildiğini, yerine milli amaçlara karşı bir kabi­nenin kurulmak istendiğini, milletin kesinlikle böyle bir duruma katlanamayacağını bildir­miştir.

Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin istifası üzerine Keskin’den de, “Keskin Müdafaa-i Hu­kuk Cemiyeti Reisi Sadık” ve arkadaşlarının imzaları ile 5 Mart 1920 tarihinde gönderi­len telgrafta: “Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin istifasını haber aldık. Yerine milli çıkarlara ve milli amaca uygun olarak çalışacak bir kabine kurulmasını arz eder, aksi halde milletin katlanamayacağını bildiririz, efendim.” denilmiştir.

Kırşehir ileri gelenleri ve aydınları önce Milli Mücadele’ye destek olmuş, daha son­ra da inkılapların benimsenip yayılmasında önemli katkılarda bulunmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması sırasında Vali Yahya Galip Bey, milletvekilleri Müfit Kurutlu oğlu ve M. Rıza Bey, öğretmenlerden Ömer Aydın Genç, Cevat Hakkı Tarım, Arif Sıtkı Gönendik ve Habip Arıöz gibi bir çok kişinin önemli rolleri olmuştur. Ayrıca Cumhuriye­tin bir fazilet rejimi olarak sevilip benimsetilmesinde de üstün gayretleri görülmüştür.

Büyük Önder Atatürk’ün yeni Türk harflerinin tanıtılması ve öğretilmesi amacıyla Başöğretmen olarak yaptığı yurt gezisinde, Yerköy istasyonu’na da uğramış ve burada kendisini Kırşehir’e davet etmek ve görüşmek isteyen iki otobüs ile gelen Kırşehirli eği­timci ileri gelenlerle görüşmüştür. Bu görüşme sırasında Cevat Hakkı Tarım Bey’in Ata­türk’e hitaben:

– Paşam, Ulus’un bütün sayfaları yeni harflerle yayın yaparsa, halka daha da ko­laylık yapılmış olacak, şeklindeki teklifini yerinde bulan Atatürk, yanında bulunan CHP Genel Sekreteri Saffet Arıkan Bey’e:

– Saffet, not et… şeklinde vermiş olduğu emir üzerine, resmi gazete niteliği taşı­yan Ulus Gazetesi, önceleri yalnızca baş sayfayı yeni harflerle çıkarırken, bu konuşma­dan sonra tamamını yeni harflerle çıkarmıştır.

Atatürk’ün yenilikçi düşüncelere karşı gösterdiği olumlu yaklaşımından cesaret bulan Cevat Hakkı Bey, ikinci bir öneride bulunarak:

– Paşam, halkımız (ch) harflerini birleştirerek (ş) şeklinde okumakta güçlük çeki­yor. (s) harfine (,) sedil işaretini koyarak (ş) harfi şeklinde yazılırsa kolaylık olur kanısın­dayım, diye konuşmuştur. Bu isteği de akla yakın bulan Atatürk:

– Saffet, bunu da not et, emrini vermiştir.

Özetle belirtirsek; Kırşehir halkı, Milli Mücadele’ye maddi ve manevi her türlü des­teği vermeye çalışmıştır. Nitekim yetiştirmiş olduğu asker ve sivil kişileriyle, Milli Müca­dele’ye etkin bir şekilde katıldığı gibi, güvenilir bir belde olarak da her türlü silah ve teç­hizatın saklanması, sevkıyatın yapılması, dernek ve cemiyet çalışmaları ile Milli Müca­dele’ye son derece olumlu katkılarda bulunmuştur.

Sivas Kongresi’nde (4-11 Eylül 1919) “manda” tartışmaları yapılırken, Kırşehir hal­kının, gerek işgaller karşısındaki tepkisi, gerekse Damat Ferit Paşa’nın izlemiş olduğu teslimiyetçi politikaya karşı, milli davayı savunan Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin istifası ve işgallere karşı gösterdikleri tepkilerden tam bağımsızlık için hareket ettikleri, bu politika­nın önderi olan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına tam bir destek vererek her türlü özveride bulundukları görülmektedir.

5 – Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele’den Sonra Kırşehir’le ilişkileri

Milli Mücadele’ye hazırlık aşamasında yaklaşık beş gününü Kırşehir’de geçiren Mustafa Kemal Paşa’nın, Milli Mücadele’yi başarıya ulaştırıp, Cumhuriyeti kurduktan sonra da Kırşehir’i ve Kırşehir halkını unutmadığını görüyoruz.

Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak 17 Ekim 1924 tarihinde saat 17.00 sularında eşi Latife Hanım ile birlikte Kırşehir’e gelmiştir. Ga­zi Mustafa Kemal Paşa ve Heyet, şehrin dışında Vali Atıf Bey, Belediye Başkanı Baktıroğlu Ziya Bey, Daire Başkanları ve bir kısım halk tarafından coşkulu bir şekilde karşı­lanmıştır. Şehrin girişinde de bütün Kırşehirliler, okullar, köy ve kasabalardan gelen ka­labalık bir halk tarafından “Yaşa büyük Başbuğumuz” şeklindeki sevgi gösterileri ve al­kışlarla karşılanmıştır. Şehrin girişinden merkezine kadar uzanan cadde boyunca kurulan takların altından geçen Gazi Mustafa Kemal Paşa için kurbanlar kesilmiştir. Kırşehirli,bayanlar ise Hükümet Konağı karşısındaki alanda toplanmıştır. Hükümet binasının önündeki alanda yenilikçi bir öğretmen olan Habip Arıöz Kırşehirliler adına “hoş geldi­niz” diyerek, Kırşehir halkının minnet, şükran ve bağlılıklarını belirten bir konuşma yap­mıştır. Öğretmenin bu konuşmasında, Cumhuriyet, inkılaplar ve yenileşme yolundaki çalışmalarında Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı tam bir bağlılıkla izleyeceklerini söylemiş ve bu konuda güvence vermiştir.

Gazi Mustafa Kemal Paşa belediye başkanını, Tüccar Heyetleri’ni, memurları ve Mucur Heyetini Hükümet binasında kabul etmiş ve bu sırada Gazi; “asayişin sağlanma­sında en önemli etken nedir?” diye sorunca, orada bulunanlar hep bir ağızdan: “Cum­huriyetin ilanıdır” cevabını vermişlerdir.

Burada Kırşehir Valisi Atıf Bey, Latife Hanım’a bir çift Kırşehir işi halı armağan et­miştir.

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Kırşehirlilerle üçüncü görüşmesi 20 Eylül 1928 ta­rihinde Yerköy’de olmuştur. Harf inkılabı münasebetiyle 14 Eylül 1928’de İstanbul’dan başlayan yurt gezisinde, İzmir vapuru ile Sinop’a, oradan 16 Eylül’de Samsun’a, daha sonra da Amasya, Sivas ve Kayseri yoluyla 21 Eylül 1928 günü Ankara’ya dönmüştür. Yeni harflerin benimsetilmesi amacı ile Anadolu gezisine çıkan Gazi Mustafa Kemal Ata­türk’ün, Yerköy’den geçeceği haberi alınınca, Kırşehir Valisi B. Nazım Akyürek başkan­lığında altmış-yetmiş kişilik Kırşehir heyeti otomobiller ile Yerköy’e gitmiştir. Kırşehir, Yozgat, Çiçekdağı ve Yerköy halkı tarafından doldurulan istasyonu n her tarafı Kırşe­hir’den getirilen halılar, bayraklar ve renkli radyum lambaları ile donatılmıştır. Kırşehirliler ellerinde kırmızı zemin üzerine beyaz harflerle “Kırşehir Halkı Büyük Kurtarıcısını Saygıyla Selamlar” şeklinde bir pankartla, Mecidiyeliler (Çiçekdağ) ise, “Mecidiyeliler Ulu Gazisini Hürmetle Selamlar” yazılmış bir pankartla karşılamıştır. Trenden inen Atatürk ve diğer misafirler, toplanan halkı selamladıktan sonra, Atatürk: “Nasıl yeni harfleri öğ­reniyor musunuz?” diye sormuştur. Kırşehir heyeti içerisinde bulunan Cevat Hakkı Ta­rım Bey ve orada bulunan halk hep birlikte: “Yeni harfleri öğrenmek bizim için milli hay­siyet ve vicdan borcudur.” diye cevap vermiştir. Atatürk’ün bu ziyareti bir bakıma harfle­rin öğrenilip öğrenilmediğini denetleme niteliğini de taşıyordu. istasyonda salona giren Atatürk, Cevat Hakkı Tarım Bey tarafından hazırlanan kara tahtaları görünce tebeşir is­temiş ve Cevat Bey’e tahta başına geçmesini emretmiştir. Tam bu sırada Yozgat heyetin­den bir kişi Atatürk’e bir cep defteri ile kalemini uzatarak, “Türk Ocağına adına imzala­malarını istemiştir. Atatürk ise: “Şimdi sırası mıdır?” diye gülümseyerek o kişiyi tahta ba­şına göndermiş ve şu cümleyi yazdırmıştır: “Türk Ocakları milleti tenvir (aydınlatma) için çok kıymetli bir fırsata malik (sahip) bulunuyorlar”

Daha sonra Atatürk orada bulunanlara yeni harflerle yazılmış okuma kitabından parçalar okutmuş, bazı yazım kuralları ve ifade yanlışlıkları üzerinde durmuş ve düzelt­meler yapmıştır.

Kırşehir’e ilk gelişlerinde kendisini son derece sıcak ve saygıyla karşılayarak fe­ner alayı düzenleyen, yaptıkları konuşmalar ve uğurlanışı sırasında büyük ilgi gösteren öğretmen Ömer Aydın Bey’i görünce, hemen kendisini hatırlamış, burada da O’na övgü dolu sözler söylemiş ve: “Türk Milleti’nin Nurlu Ordusu, Yüksek Erkanı Muallimler, Cid­den Milleti Kendilerine Minnettar Kılacak Vaziyette Bulunuyorlar” cümlesini yazdırarak, bu şerefli eğitim ordusuna karşı yüksek takdirlerini ve sevgilerini bir kez daha açıklamış­tır.

Atatürk daha sonra, Çiçekdağı ilçesi ilkokulu Başöğretmeni (Müdürü) Oğuz Bey’e de bir cümle yazdırarak, ilçedeki yeni harfleri öğrenme ve öğretme çalışmaları hakkın­da bilgi almıştır.

Bu teftişi sırasında, yeni harfleri öğrenmeye bir hafta önce başlamış olan Naci Genç ve Nesibe Gönendik adlı öğretmenlerin, yeni harflerle kusursuz okuyup yazdıkla­rını gören Atatürk, son derece memnun olmuş ve inkılaplarının benimsenerek hayata geçirilmiş olmasından engin bir mutluluk duymuştur. Mustafa Kemal Paşa uygun ortamı ve konuyla ilgilenen öğretmenleri bulunca, yol yorgunu olmasına rağmen istasyon bina­sında bir saatten fazla bir süre yazım kuralları ile ilgili birçok konuda aydınlatıcı açıkla­malar yapmıştır. Daha sonra kendisi için hazırlanan koltuğa oturan Atatürk, Cevat Hak­kı Tarım Bey’in uzattığı okuma kitabını, 20 Eylül 1928 tarihini yazarak imzalamıştır. Da­ha sonra bu konuda Atatürk, kendi imzası ile 21 Eylül’de Ankara’dan telgrafla Valilikle­re yeni yazım kuralları ile ilgili bir genelge göndermiştir.

Mustafa Kemal Paşa’nın Kırşehir’e son gelişleri 1 Şubat 1934 tarihindedir. Çok şiddetli bir kış günü gerçekleştirilecek olan bu ani ziyaretin haberi duyulunca, Cevat Hakkı Tarım Bey, yolda karşılaştığı birinci dönem T.B.M.M. ‘n de Kırşehir Milletvekili ola­rak görev yapan Müfit Kurutlu oğlu’na, “Bu karda kıyamette bu seyahatin sebebi nedir acaba” diye sormuştur. Müfit Bey de: “Bilirim Hazreti O bir şeye karar vermesin yoksa.. Muhali mümkün kılar.”

Vali B. Nazım Akyürek’in yalnız jandarma kumandanı ile Atatürk’ü karşılamaya git­tiğinin duyulması üzerine, başta Cevat Hakkı Tarım Bey ve eşi, Turgut Çopuroğlu ve kı­zı, Ortaokul öğretmenlerinden Arif Sıtkı Gönendik ve eşi Öğretmen Nesibe Hanım ile Müfit Bey’in Eşi Mihribuna Hanım tarafından oluşturulan grup “Dağ başını duman almış” marşını söyleyerek Özbağ mevkiine kadar gitmiştir. Havanın aşırı soğuk olmasından dolayı akşam karanlığına kalacaklarını düşünen karşılayıcılar, şehir girişindeki hastane önünde bekleyen halkın arasına katılmak için tekrar dönmüşlerdir. Atatürk ve diğer misafirleri getiren otomobil konvoyu, coşkulu sevgi gösterilerinde bulunan kalabalığın önünde durmuştur. Atatürk, otomobilinden inerek, ön safta bulunan hükümet erkanı ve ileri gelenlerle el sıkıştıktan sonra, hastaneye gitmiş, hastaları ziyaret etmiş ve Müfit Bey’in eşi ve yayındakilerle de tanıştıktan sonra, büyük bir kalabalık eşliğinde, kendisi için hazırlanan Halk Partisi binasına gelmiştir. Ani yapılan bu yolculuk, Ankara’daki ma­kamları da telaşa düşürmüş, Kırşehir Valisi B. Nazım Bey de güvenlik nedeni ile Ata­türk’ün gelişini halka duyuramamıştır. Atatürk, yanında bulunan Kılıç Ali Bey, Afet İnan, Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın, bazı komutanlar ve diğer arkadaşları ile birlikte Bala-Kaman üzerinden Kırşehir’e gelmiştir.

Atatürk ve misafirler çay ve kahvelerini içip, bir süre dinlendikten sonra, görüşebil­mek için kapıda bekleyen Kırşehir ileri gelenlerine doğru kızgın bir şekilde hızla yürüye­rek dışarı çıkmışlardır. Atatürk’ü kızdıran durum ise; Atatürk’ün parti başkanından, mi­safirlerin nerede kalacağını sorması üzerine, bir Genel Meclis Üyesi’nin Arap harfleri ile yazdığı yazıyı Atatürk’e uzatmış olmasıdır. Atatürk: “Ben böyle yazı tanımıyorum” diye­rek kağıdı fırlatmış ve dışarı çıkmıştır. Atatürk’ün üzülmesine neden bu olay, orada bu­lunan Kırşehir halkını da son derece üzmüştür. Şehir merkezinin Kuzeydoğusu’na dü­şen imaret mahallesindeki (Celal Efendi’ye ait) Vali Konağı’na giden Atatürk, geceyi bu­rada geçirdikten sonra 2 Şubat 1934’de Yerköy üzerinden Yozgat’a gitmek üzere, ken­disini uğurlamak için Vali Konağı önüne gelen Kırşehirlilerle vedalaştıktan sonra diğer arkadaşlarını da beklemeden yola çıkmıştır.

Şehir merkezi ile Vali Konağı arasındaki yolun, son derece kötü ve çamurlu olma­sı nedeniyle, Vali’nin arabası konağa gelirken çamura saplanmıştır. Yolun kötülüğünden Atatürk de rahatsız olmuş ve bu konuda Vali Bey ile aralarında şöyle bir konuşma geç­miştir.

Atatürk:

– Oturduğunuz ev çok güzel, hangi sokaktan gidiyorsunuz?

Vali, pencereden dar ve çamurlu bir sokağı gösterir. Atatürk ise:

– Kaç yıldır bu evde oturuyorsunuz? Diye sorar. Vali:

– Yedi yıldır, deyince Atatürk kaşlarını çatar. Atatürk:

– Eve her gidiş-gelişte sokağa bir taş koysaydınız, bu çamur sokak, kaldırım olur­du. Yazık!… diyerek üzüntülerini belirtmiştir.

Vali B. Nazım Bey, Cevat Hakkı Tarım Bey’e daha önce Adana Valisi oğlu sıralarda Mustafa Kemal Paşa’nın Halep’ten dönerken Adana’ya uğradığını ve aralarında şöy­le bir konuşmanın geçtiğini belirtmiştir. Atatürk: “Vali Bey, Vali Bey! Bu memleketi hürri­yet ve istiklaline kavuşturacak en acil ve cezri tedbir, Anadolu’nun bağrında milli bir hü­kümet kurmaktır. Bu işe hemen burada başlayabiliriz…!” şeklindeki ifadesine karşı, Vali Bey’in: “Paşam, İstanbul’da altı yüz asırlık bir Saltanat ve Hilafet, onun kurulmuş bir hü­kümeti mevcut, ordularımız bu vaziyette, düşmanlar memleketin bir çok aksamını istila etmiş bir halde iken, böyle bir teşebbüse girişmek, bilmem ki nasıl karşılanır?” diye ce­vap verdiğini söylemiştir. Bu ifade ile Vali B. Nazım Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın Yıldı­rım Orduları Grubu Kumandanı iken söylediklerini, o zaman için gerçekleşemeyecek bir hayal ürünü gibi karşılamış olduğunu, oysa bu düşüncenin artık düşünce olmaktan Çı­kıp, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuş olduğunu dile getiriyordu.

Kırşehir Valisi B. Nazım Bey’in, olumsuz durumu Atatürk tarafından bizzat tespit edilmiş, fakat emekliliği yaklaştığı için hemen görevden alınmamıştır. Atatürk bu konu­da da lütuf göstererek, B. Nazım Bey’in Ordu Valiliği’ne tayinini yaptırıp, emekli olması için gereken zamanı burada fazlasıyla doldurarak, emekliliğe ayrılmasını sağlamıştır.Kırşehir’den ayrılan Atatürk ve arkadaşlarının, bir gün de Yozgat’ta kalacaklarını öğrenen Yozgat Valisi Bekir Sami Bey, karla kapalı olan yolları açtırarak heyetin Yoz­gat’a rahatlıkla ulaşmalarını sağlamıştır.

ATATÜRK’ÜN KIRŞEHİR GENÇLER DERNEĞİNDEKİ SÖYLEVİ (*)

(24.XII.1919) (**)                                    (Sivas’tan Ankara’ya ilk gelişinde)

Milletimiz teşkilat fikrini henüz zihnine sokmamıştır. Ekseriya bunu hükümete terk eder. Bu, milletimizin öteden beri itiyat ettiği bir ahlaktır. Fakat, zaman, hadisat ve tecarüb gösterdi ki, bizatihi milletin mütehassıs ve mütefekkir olması lazım. Her ne şekil ve vasıfta olursa olsun ahara terk etmemek lazımdır, ederse bugünkü netice hasıl olur.

Nazarımızı tarihe çevirecek olursak, millet derece-i hakimiyetinden aşağı doğru in­meğe başlamıştır. Fakat, düşününüz! Milletimizin her ferdi mütefekkir ve mütehassıs bir tarzda yetiştirilmiş olsaydı muhakkak bu hale gelmeyecekti. Memleketi ve milletin idare­sini deruhte etmiş olanlar, içtihadında hata etmiş olur, fakat bütün bu hataların netice-i müellimesinden millet mutazarrır olmuştur.

Mütarekeyi müteakip milletimiz, teessüfle söylenir, mukadderatının müsamahaka­rı bir halde bulunuyor, mevcudiyetimizi imhaya hahişker olan düşmanlar, acı darbeler in­diriyor, milletimiz parçalanmaya namzet bulunuyordu. Şayanı teşekkürdür ki, bazı ahval, haizi kıymet olan milletimizi teyakkuz ve intibaha getirdi. Yer yer efradı milletimiz yekdi­ğerini aramaya, bulmaya başladı. Bunun neticesi olarak teşkilat meydana geldi. Devletimizin istiklalini mahvetmeye çalışan ecanip, milletimizden böyle bir ruhu tecelli edece­ği ne intizar etmiyorlardı. Burada yaşayan insanları hissiz mahlukattan ibaret zannediyorlardı. “Böyle bir milletin hakkı bekası olamaz” kararlarını ittihazda bir millet mevcudiyeti nazar-ı dikkate alınmadı, milletimizin hadi sat ve dere bat neticesi olarak yer yer taazzuv etmesine ehemmiyet vermemişlerdir. Bu ehemmiyet verilmeyen parçaların müda­faa etmek istedikleri ve verdikleri karar ve bütün milletin kabul ettiği nokta-i esası; Kuvayı milliyenin amil, iradesi milliyenin hakim olmasıdır.

Ve bu teşkilatın ruhu budur. Bu maksatla teşkilatı teşmile başladığı zaman, ecanip nazarı dikkatini Türkiye’ye çevirmeğe başladı, mahiyeti asliyesine inanamadı; muh­telif memurlar, heyetler gönderdiler; bizde bir hissi hayat keşif ve onu yakından temas ile tetkike başladılar ve binaenaleyh anladılar ki, miskin bir millet değildir, altı yüz sene ve daha evvelden beri hakimiyetini ispat etmiş, efendilik yapmış bir millet, onların tasav­vur ettiği gibi esir bir millet değildir. Binaenaleyh ecanip tamamen kani olmalıdır ki: Tür­kiye ve Türkiye’de yaşayan Millet, başlı başına bütün cihan milletleri içinde müessir bir mevcudiyete maliktir, bu izole edilemez. Elhamdülillah devletimiz ve milletimizin istiklali mevzuu bahis olmaktan çok uzaklaşmıştır. İstiklalimize her suretle hürmet edilmesi ta­hakkuk etmiştir. Bu bizim için kafi değildir, bu maksat ve gayemizi temin edemez, maddeten takarrürünü görmek mecburiyetindeyiz, tamamen mutmain olmak atideki küşayış ve temeddünü bihakkın temin edebilmek için vatan sahıla olarak görüşmeliyiz.
______________
(*) Bu Konuşma A. Ü. Türk inkılap Tarihi Enstitüsü tarafından Resmi Belge Olarak Kabul edilmiştir.
(**) Bu Konuşma Kırşehir Gazetesi’nin 30.08.1936 tarihli nüshasında yayınlanmıştır.

Müstakil yaşamak için feyizli vatanın teminine muhtacız. Çizdiğimiz bir hudut vardır, bu hududu ecanibin elinde bırakmayacağız, emniyetimiz pek kavidir.

Bu teşkilat henüz bir şekilden ibarettir, bugün yarın buna bir şekli hendesi gibi ba­kamayız, buna ruh verebilmek için de her ferdi milletimizin dimağını inkişaf ettirmek,heyeti umumi yenin mukadderatına vuku bulacak taarruz ve tecavüzden kendilerini muhafaza edebilmek için teşkilata müntehiden tevessül etmek lazımdır.

Vahdeti vatana ait fikirlerimiz kısa oluyor, diğer vatandaşımıza vuku bulacak za­rardan müteessir oluyoruz. Bütün millet bir vücut gibi bir hale getirilmelidir. Her millette olduğu gibi bizde de bir işe müteşebbisler başlar, en son ferde ve yukarıya doğru sirayet ettirilir. Az zamanda matlup veçhile istikameti hakiye ye sevk edebilmek için münev­verler daha çok vazife dardır. Münevverlerin vazifeleri gayet büyüktür. Hiç bir millet yok­tur ki, ahlak esasa tına istinat etmeden tefeyyüz etsin. Münevverlerimiz vatan ve millet fikirlerini vermekle beraber rakip milletlere karşı muhafaza-i mevcudiyeti için lazım olan husus atı temin ederlerse vazifelerini daha vasi surette ifa etmiş olurlar.”

17 Ekim 1924 Tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Kırşehir’e Geldiği Sırada Hükümet Konağı Önünde Habip Arıöz Tarafından Yapılan Konuşmanın Metni

Soylu Türk Milleti’nin göz bebeği Gazi Paşamız! Asırlardan beri Türk’ün kanıyla varlığını sürdürerek, kendisine Allah’ın gölgesi süsünü vererek, zihinlerde yerleşen, düşmanlarımızla birlikte büyük milletimizin, büyük Kemalleri’ni yetiştiren şu nazlı vatanı temelinden yıkmak, Türk milletini sonsuza kadar tutsak etmek hayalini kurarken onu tut­saklıktan, ölümden kurtarmak amacı ile kahramanca meydana atılarak üç yıl önce şehrimizden geçmiş ve o zaman üzgün kalplerimizde bir kurtuluş ve ümit ışığı yakmıştınız!

Çok geçmedi: Kararlı, kahraman ve olağanüstü gücünüzle altı yüzyıldan beri, dün­ya tarihinin yazmadığı büyüklükte denizler kadar engin, şanlı bir zaferi gerçekleştirerek milletimizin ve bütün İslam dünyasının sonsuz teşekkürleri ile şereflendirdiniz, takdirlerini topladınız.

Senelerden beri kalpleri istek ve şevkle çarpan Kırşehir halkı, Türk milletinin layık olduğu yüksek mevki ye ulaştıran yenilik, ilerleme yollarında bizlere aydınlık hedefleri gösteren Gazi Cumhurbaşkanımızı selamlamak onuruna sahip olduğumuzdan dolayı kendilerini mutlu ve bahtiyar bilirler.

Burada büyük milletimizin duygularını dile getirerek diyorum ki: Biz Kırşehir halkı, saygıdeğer Cumhurbaşkanı Paşamızın kurtarıcı kılıcı ile kurtardığı ve güçlü kalemiyle belirlediği ilkeler etrafında toplandık. Kutsal amacımızın gerçekleştiğini görmek ve son amaca ulaşmak için açtığımız gerçek yolda: Genç ve sağlam Cumhuriyetimizin güçlü ve aydınlık ışıklarında sizinle birlikte yürüyeceğiz. Bizi bu hakikat yolundan çevirecek hiç­bir güç yoktur. Önümüze çıkan her engeli korkusuzca aşacağız. Milletimizin şu demir­den yumruğu: Zulüm, esaret, bağımsızlık ve bilgisizlik zincirlerini parçaladığı gibi, her cehennem ateşini söndürmeye yeterlidir.

Biz Türkler, yeni ve güçlü cumhuriyetin gerçek koruyucusu ve sahibiyiz. Milli ve kutsal düşüncemiz budur. Cumhuriyet fidanını gerekirse kanımızla sulamaktan çekinmeyeceğiz. Yaşasın Türk Cumhuriyeti, Yaşasın Türk Milleti, Yaşasın Büyük Gazi Paşamız!

KIRŞEHİR’DEN DÜNYAYA YAYILAN IŞIK:
AHİ EVRAN VE AHİLİK  
Giriş
Müslüman Türkler, Malazgirt Zaferinden sonra (26 Ağustos 1071) yoğun olarak Anadolu’ya göç etmeye başlamışlar ve bu toprakları ebedi vatan yapmanın mücadelesini vermişlerdir. Kazanılan askeri ve siyasi başarılardan sonra, Türk İslâm medeniyetini Anadolu’da, Bizans Medeniyetine üstün kılmak için yeni fethettikleri bu toprakları vatan yapmak; dağına taşına Türk-İslâm mührünü vurmak gerekiyordu.
Türklerin Anadolu’yu vatanlaştırmasında, yerleşik hayata ve aşiret hayatından millet hayatına geçmelerinde; şehir hayatına intibaklarında, iş ve aş sahibi, üretici, eğitimli insan olmalarında, meslek edinmelerinde, islâmi bir hayat nizamı oluşturmalarında; edebi, mimari, zirai, iktisadi, sosyal güvenlik ve eğitim sistemlerini meydana getirmelerinde şüphesiz ki ahiliğin büyük etkisi olmuştur.
Ahiliği iyi anlayabilmek için önce Anadolu ahiliğinin kurucusu Ahi Evran Veli’yi tanımak; sonra da ahiliğin tanımını, gayesini, esaslarını, oluşumunu ve etkilerini değerlendirmek gerekecektir.
  1. AHİ EVRAN VELİ KİMDİR?
Şüphesiz ki, Anadolu Ahiliğinin kurucusu Ahi Evran’dır.
Kurmuş olduğu Ahilik Teşkilâtı ile sosyal, iktisadî ve siyasî hayatımızı etkileyen; Anadolu’nun vatanlaşmasında ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda büyük rol oynayan, bu sebeple Türk-İslâm tarihinin önemli şahsiyetlerinden olan Ahi Evran 1171 (H.566) yılında İran’ın Batı Azerbaycan tarafında bulunan Hoy kasabasında doğmuştur. Asıl adı Mahmut’tur. Babasının adına ve doğum yerine nispetle Mahmut bin Ahmet el-Hoyi (Hoylu Ahmet’in oğlu Mahmut) denmiştir. Lâkabı “dinin yardımcısı” anlamına gelen Nasiruddin’dir. Ahi Evran’ın çocukluğu ve ilk tahsil devresi memleketi olan Azerbaycan’da geçmiş olsa da, gençliğinde Horasan ve Maveraünnehre giderek o yörede büyük üstatlardan ders almıştır. Bu arada âlim Fahrettin Razi’den aklî (fen) ve naklî (dini) ilimleri öğrenmiştir.
        Ahi Evran, bir hac yolculuğu esnasında (tahminen 1204’te), evliyadan Şeyh Evhadüddin Kirmani ile tanışmış ve ondan ders almış, tefsir, hadis, fıkıh, kelâm ve tıp alanında derin bir âlim, tasavvuf yolunda yüksek makam sahibi bir velî olmuştur. Bağdat’ın İslâm dünyasının büyük sanat ve ilim merkezi olması, Ahi Evran’ın çok yönlü yetişmesinde etkili olmuştur. Bu dönemlerde İbn-i Sina, Sühreverdi el-Maktul ve Fahrettin Razi’nin eserlerinden istifade etmiş; Abbasi Halifesi Nasır Lidinillah’ın kurduğu fütüvvet teşkilatını da tanımıştır. XIII. Yüzyıl başlarında Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Muhyiddin Arabî ve hocası Evhadüddin Kirmani ile birlikte Anadolu’ya gelen Ahi Evran, bu tarihlerde hocası Evhadüddin Kirmani’nin kızı Fatma Bacı ile evlenmiştir. Anadolu’da özellikle esnafa İslâmiyeti anlatarak dünya ve ahiret işlerini düzenli hâle getirmeleri için nasihatte bulunmuştur. Yaklaşan Moğol tehlikesine karşı halkı uyarmıştır. Hocasının vefatından sonra O’nun vekili olmuştur.
        Ahi Evran Anadolu’ya geldikten sonra Kayseri’de bir debbağ (deri işleme) atölyesi kurmuştur. Sanat sahibi kimseler arasında çok sevilmiştir. Moğollara karşı Kayseri’yi savunan Ahileri, Ahi Evran teşkilatlandırmıştır.
        1237 yılında I. Alâeddin Keykubat’ın zehirlenerek öldürülmesi üzerine sultanla gönül bağı bulunan Ahiler, II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve Vezir Sadettin Köpek’e karşı koymuşlardır. Hatta bu dönemde Ahi Evran ve bazı ileri gelen Ahiler Konya’da tutuklanmışlardır.
        II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra saltanat naibliğine getirilen Celaleddin Karatay zamanında Ahiler ve Türkmenler üzerindeki baskı kalkmıştır. Bundan sonra kısa bir dönem Denizli’ye giden Ahi Evran tekrar Konya’ya dönmüş; daha sonra da Kırşehir’e gelerek ömrünün sonuna kadar Kırşehir’de yaşamıştır.
        Ahi Evran, kaynağını Yesi’den alan kutlu bir davânın gönül erleri ile birlikte bu toprakları vatan yapmanın, Anadolunun Türkleşmesi ve islamlaşmasının öncülüğünü yapmıştır. Özellikle yeni kurulan Ahilik sistemi ile Anadolu’ya göç eden Türkmenlere hem aş hem iş vermiş; onları tekke ve zaviyelerde iyi bir Müslüman ve vasıflı bir meslek sahibi üretici insan hâline getirmiştir. Onları hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışan insanlar halinde yetiştirmiştir. Böylece Anadolu’nun iktisadi kalkınmasına ve imâr edilmesinde öncülük etmiştir.
        Ahi Evran, 32 çeşit esnafı teşkilatlandırmış; Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında sanatını icra eden bütün esnaflar İslâm medeniyetinin zirve kuruluşu Ahilik Teşkilatının merkezi Kırşehir olduğu için buradan “İcâzetnâme” almışlardır.
        Kardeşliğin, cömertliğin, yiğitliğin, fedakârlığın, doğruluğun, dürüstlüğün, kalitenin, üretimin, ahlâkın, sanatın, aklın ve bilimin esas alındığı Ahilik Teşkilatının kurucusu bu faziletli âlim ve mutasavvıf Ahi Pîri Horasanlı Türkün, kesin olmamakla birlikte Moğollara karşı mücadele ederken 93 yaşında şehit edildiği ifade edilmektedir. 1261 (H.653). Kabri Kırşehir’de kendi adı ile anılan camiin bitişiğindedir.
        Ahi Evran’ın 20 kadar te’lif ve tercüme eseri mevcuttur.
  1. AHİLİK
  1. Ahilik Nedir?
         Ahilik, kelime anlamı olarak Arapça “kardeşim” veya Türkçe “akı” (Divan’ül Lügat’it Türk’te) “cömert”“eli açık” anlamında kullanılmaktadır.
        Terim olarak, XVIII. yüzyıldan sonra bir esnaf-sanatkâr birliği hâline dönüşmüş olsa bile, XIII. yüzyıldan itibaren Anadolu’da görülmeye başlayan, Anadolu’nun vatanlaşmasında ve Osmanlı Devleti’nin kurulmasında büyük rol oynayan dinî, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasî boyutları olan bir sistem olarak tarif edilebilir. Denilebilir ki ahilik, imanın amele dönüştüğü, Anadolu’nun vatanlaşmasını, Osmanlı’nın “cihan devleti” olmasını sağlayan dünyevi ve uhrevi bir sistemdir.
     Ahiliğin başlangıçta bir esnaf teşkilatı olarak ortaya çıkmadığı, içlerinde kadıların, müderrislerin, devlet adamlarının, askeri görevlilerin de olduğu; ahilerin toplumun bütün kesimlerini kucakladığı bilinmektedir.
  1. Ahiliğin Gayesi, Teşkilatlanması ve Kaynakları
        Anadoludaki ilk Türkçe fütüvvetnamelerde ahiliğin gayesi olarak, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak ve “Âleme nizâm vermek” olarak belirtilmiştir.
Ahiler, Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında bütün şehir ve kasabalarda yiğit, ahi ve şeyh sistemi içerisinde teşkilatlanmıştır. Bütünüyle Anadolu, Balkanlar, Kırım, Kazan ve kültür coğrafyamızın çok yerinde ahiliğin teşkilatlandığı görülmektedir. Bu teşkilatlar, Kırşehir’de bulunan “Pirler piri” de denilen Ahi şeyhine bağlı idi.
     Ahiliğin temel kaynağı fütüvvet-nâmelerdir. Fütüvvet-nâmeler dini-tasavvufi eserlerdir. Fütüvvet-nâmelerin özünde peygamber sünneti ve Kur’an-ı Kerim vardır. Ayrıca Selçuklu ve Osmanlı döneminde yazılan seyehatnameler, Ahi Seceranâmeleri, İcâzetnâmeler ve o dönemde yazılan tarih kitapları da temel kaynak olarak gösterilebilir.
  1. Ahiliğin Oluşumuna Etki Eden Faktörler
        Anadolu’da Ahiliğin oluşumuna etki eden unsurları şöyle sıralayabiliriz:
1. Siyasi Durum – Anadolu’nun Vatanlaşması Süreci: Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’ya gelen atlı göçebe Türkmenler Anadolu’yu vatan yapmak istemişler, bunun için hem Bizansla, hem de Moğollarla mücadele etmişlerdir. Türkler’in yeni yurt edindikleri topraklarda sürekli olarak kalabilmeleri, ancak daha güçlü bir medeniyet kurmaları ile mümkündü. Bizanslılara karşı kazanılan Miryakefolon (1176) zaferinden sonra İslam medeniyetini hâkim kılmaya başladılar. Yeni medeniyet inşasında ahiliğin etkili olduğu görülmektedir.
2. Sosyo-Ekonomik Sebepler (Yerleşik Hayata Geçiş): Anadolu’da hem Bizanslılara hem de Moğollara karşı teşkilatlanmak zorunda olan Türkmenler yerleşik hayata geçip medeniyetlerini kalıcı hale getirmek durumunda idiler.
        Asya’dan Anadolu’ya gelen çok sayıda esnaf ve sanatkâra kolayca iş bulmak, yerli Bizans sanatkârı ile rekabet edebilmek, tutunabilmek için yaptıkları malların kalitesini korumak, üretimi ihtiyaca göre ayarlamak, sanatkârlarda sanat ahlâkını yerleştirmek; Türk halkını ekonomik yönden bağımsız hâle getirmek; ihtiyaç sahibi olanlara her alanda yardım etmek; ülkeye yapılacak yabancı saldırılarda devletin silahlı kuvvetleri yanında savaşma, sanatta, dilde, edebiyatta, müzikte, gelenek ve göreneklerde milli heyecanı filizlendirip ayakta tutmak gerekiyordu.
    3. Dini Etkenler/Fütüvvetnâmeler: Türkler islâm dinini kabul ettikten sonra medeniyetlerinin özünü bu inanca göre şekillendirdiler. Daha önce Arabistan ve İran’da görülen fütüvvet teşkilatları ile de tanıştılar. Fütüvvetnameler, esas itibariyle dini-tasavvufi eserler olduğu için ahilik teşkilatının esasını bu kurallar oluşturmuştur. Ahiliğin özünde “hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış” Hadis-i Şerifi esas alınmıştır. Ahiliğin esaslarında Kur’an-ı Kerim’de sıkça söz edilen isar (kendileri ihtiyaç duysalar bile başkalarını tercih etmek), uhuvvet (kardeşlik), infak (Allah yolunda harcama) kavramlarının etkisi vardır.
4. Ahi Evran ve Türkler’in Kültürel Değerleri: Her milletin özünde bazı kültürel özellikler vardır. Türklerin de yaratılışlarında var olan alplik, yardımlaşma, dayanışma, cesaret, mertlik, teşkilatçılık ve misafirperverlik gibi kültürel özellikleri ahiliğin bir medeniyet hareketi olarak Türkler arasında yaygınlaşmasında etkili olmuştur. Bu kültür özelliklerine sahip olan Ahi Evran Veli, ahiliği Selçuklu coğrafyasında hızla teşkilatlandırmıştır.
  1. Ahilerin Fütüvet-nâmelerde belirtilen ortak özellikleri: Fütüvet-namelerde ahiliğin 740 kuralından bahsedilmektedir. Ancak bunlardan 124 tanesinin özellikle uygulanması gerektiği belirtilmektedir. Bunlar sofra adabından su içmeye, konuşmaya, giyinmeye, yürümeye, alış veriş yapmaya, misafirliğe, oturmaya, büyükleri ziyaret etmeye, hasta ziyaretine, mezarlık ziyaretine, hamamda yıkanmaya, yatmaya, uyumaya… ait kurallardır. Ahi eline, beline, diline sahip olacaktır. Kapısını, gönlünü, sofrasını açık tutacaktır. Fütüvvet iyi huylardır. Nefisle mücadele, Allah’ın emirlerini tutma, adeta kendisini halka vakfedip herkese iyilikte bulunma, bilhassa cömert olma, konuk sevme ve herkesin yardımına koşmadır.
        Fütüvvet peygamberlerden kalmadır. Onun için peygamberin sünnetleri fütüvvetin de esasını oluşturmuştur.  Fütüvvetin şartları: vefa, doğruluk, emniyet, cömertlik, tevazu, insanlara nasihat, onları doğru yola sevk etmek, tövbe ve güçlü iken affetmektir.
        Şarap içen, zinada bulunan, yalan söyleyen, koğuculuk eden, hile yapan, gıybette ve bühtanda bulunanlar, hainler ahilik teşkilatına alınmazlar ve fütüvvetten düşerler.
  1. Bir Sistem Olarak Ahilik
Ahilik özüne “Eşref –i Mahlûkat” olan insanı yerleştirerek, “Hakka hizmet, halka hizmet” anlayışıyla hem dünyevi, hem de uhrevi bir sistem oluşturmuştur. Ahiler,“dünyayı bir imtihan yeri” olarak kabul etmişler, bu sebeple hayatın bütün alanları ile ilgili ihtiyaca göre yeni sistemler oluşturmuşlardır.
  • Ahilik ve Eğitim: Ahiler kendilerine has bir eğitim sistemi oluşturmuşlardır. Akşamları tekke ve zaviyelerde fütüvvet esaslarını teorik olarak öğretmişlerdir. “Kim ki iyi insan iyi müslümandır; kim ki iyi müslüman iyi insandır” düsturu gereğince insan yetiştiriyorlardı. Ayrıca gündüzleri iş başında yamak, çırak, kalfa, usta sistemi içerisinde uygulamalı olarak eğitim veriyorlardı. Bu eğitim anlayışının özünde islami kuralları hayat tarzı haline getiriyorlardı. Tekke ve zaviyelerde okuma yazma, görgü kuralları, okçuluk, binicilik, kılıç eğitimi, tarım işleri… gibi alanlarda eğitim de verilmekteydi.
Ahiler, sadece erkekleri değil, kadınları da eğitmişlerdir. Ahi Evran Veli’nin hanımı Fatma Bacı’nın kurduğu “Bacıyan-ı Rum” (Anadolu Kadınlar Teşkilatı) ile kadınları da eğitmişler, onları aşına, işine, eşine bağlı yetiştirmişlerdir. Onları meslek sahibi yaparak üretici konuma getirmişlerdir. Denilebilir ki Bacıyan-ı Rum dünyada ilk kadın sivil toplum örgütlenmesidir.
  • Ahilik ve İktisadi Sistem: Ahilik Selçuklu ve Osmanlı iktisadi sisteminin özünü oluşturmuştur. Bu iktisadi anlayışın temelinde çalışmak, üretmek, kalite, emeğe saygı, dayanışma, helâl kazanç, helâl lokma, yardımlaşma, israftan kaçınma… gibi islâmi kurallar vardır. Ahiler bu alanda da inançlarını hayata geçirmişlerdir. Ahiler ihtiyaçlarından fazlasını ihtiyacı olana dağıtmışlardır. Onlar kârda değil, hayırda yarışmışlardır.
  • Ahilik ve Sosyal Güvenlik: Ahiler toplumda denge unsuru olmuşlardır. Kurdukları vakıflarla hayatı ilgilendiren bütün alanlarda faaliyette bulunmuşlardır. Fakirleri, garipleri, kimsesizleri, savaşa gidenlerin ailelerini, işinde zarar edenleri, misafirleri, yolcuları korumuşlar, onlara yardım etmişlerdir. Kısacası ahiler kimsesizlerin kimsesi olmuşlardır.
  1. Ahiliğin Etkileri
Ahilik Teşkilatı, medeniyetimizi şu alanlarda etkilemiştir:
  1. Ehliyet ve liyakat esas alınarak Milletimizin teşkilatçılık kabiliyeti uygulama alanına konulmuştur. Kendi içerisinde ehil olanların seçildiği bir sistem, yeni bir yönetim modeli uygulanmıştır.
  2. Ahilik sistemi, insanları ötekileştirmeden bir dayanışma ve kardeşlik modeli ortaya koymuştur.
  3. Ahilik Anadolu’ya gelen göçebe Türkmenleri işbaşında eğiterek insanların kaliteli ve üretici olmasını sağlamıştır.
  4. Ahiler kendilerine has bir eğitim modeli geliştirmişler; Ahi zaviyelerinde dini – tasavvufi eğitim vererek onların iyi bir Müslüman olmalarını sağlamışlardır. Ayrıca işbaşında eğitimle kaliteli üretimi sağlarken, gerektiğinde askeri eğitim de vermişlerdir.
  5. Ahiler, dünyada ilk defa kadın teşkilatı (Bâcıyan-ı Rum) kurarak, kadınları ahlâki ve mesleki alanda eğitmişlerdir.
  6. Ahiler, Anadolu’nun Türk ve Müslüman yurdu olmasında çok etkili olmuşlardır. Göçebe Türkmenlerin yerleşik hayata geçmelerinde, şehir hayatına intibaklarında öncü olmuşlardır.
  7. Ahiler, oluşturduğu ekonomik sistem ile helal kazancı, alın terini, dayanışmayı, kul hakkını, ahlâkı, kanaatkârlığı, çalışmayı – üretmeyi ve böylelikle Allah’ın rızasını kazanarak ahiret yurdunu kazanmayı esas almışlardır.
  8. Ahilik adabı yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının milli karakterini belirlemiştir. Bugün Anadolu’daki misafirperverlik, komşuluk ilişkileri, birçok görgü kuralı, doğruluk, dürüstlük, yardımlaşma.. vb. Ahiliğin günümüzdeki yansımalarıdır.
  9. Ahiler oluşturdukları sosyal güvenlik sistemi ile âdeta “kimsesizlerin kimsesi” olmuşlardır.
  10. Ahiler Anadolu’nun vatanlaşmasında, İslâmlaşmasında ve Türkleşmesinde kurdukları vakıflarla, yapmış oldukları şifahane, hamam, çeşme, han, medrese ve hayır kurumları ile etkili olmuşlardır.
  11.  Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde Kırşehir’den uç bölgesine giden Şeyh Edebali bir ahi şeyhi idi. Osmanlı’nın manevi mimarı olan Şeyh Edebali ve diğer ahiler sayesinde ahilik Osmanlı’nın kuruluşunda ve bir ‘cihan devleti’ olmasında temel dinamik olmuştur.
  12. Ahiler, Anadolu’da birliğin, beraberliğin, kardeşliğin mayasını oluşturmuştur.
        Bu esaslar bağlamında yeniden medeniyet tasavvurumuzun oluşmasında ahiliğin önemli katkılar, sunacağını düşünüyoruz. Bu manada Ahiliğin eğitim, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, dini ve ahlaki alanlarda 21. yüzyılda medeniyetimizin ana unsurlarından olacağı şüphesizdir.
Ahi olun Ahi kalın.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLER
İlk yerleşimin MÖ.. 3000’lere uzandığı Anadolu’nun ortasında bulunan Kırşehir zengin bir kültürel mirasa sahiptir. Geçmişten günümüze pek çok uygarlıklara ev sahipliği yapmış Türk İslam dönemlerinde Türk kültürünün yaşatıldığı bir merkez olmuştur. O dönemde 13. ve 14. yy.da Ahi Evran, Hacı Bektaş, Cacabey, Aşıkpaşa, Ahmed-i Gülşehri gibi Kırşehir’de yetişmiş büyük insanlar eserleri ile, düşünceleri ile döneme damgalarını vurmuşlar, tarihteki önemli rolleri onları günümüze kadar yaşatmıştır.CAMİLER

ALAADDİN CAMİİ :  Kırşehir, Merkez, Kalehöyük üzerinde bulunmaktadır, Selçuklu döneminde Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında yaptırılmıştır, 1893 yılında yapı tümden yıkılarak mutasarrıf Arif bey tarafından tekrar yaptırılmıştır. Yapının portalinin giriş kapısı melik muzafferüddin behram şaha ait medreseden getirildiği bilinmektedir. Yapının portali zengin Selçuklu plastik kabartmaları ile dikkati çekmektedir.

LALA CAMİİ (LALE): Yapının 13. yy. a ait olduğu sanılmaktadır. Camii moloz ve kesme taştan yapılmış olup payelere oturan üç kubbe ile örtülüdür. Bu gün camii olarak kullanılan yapının esasında bir darphane olabileceği düşünülmektedir.

KAPUCU CAMİİ : Osmanlı dönemine ait olmakla birlikte kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Yapıya üç kubbe ile örtülü son cemaat yerinden girilmektedir. Asıl ibadet mekanı kare planlı olup kubbe ile örtülüdür.

CARŞI CAMİİ : Osman döneminde 1864 yılında Hüseyin bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ibadet mekanı ağaç bindirme tekniği ile yapılmış kırlangıç tavan da denilen çatı örtmektedir. Yapının minaresi bulunmamaktadır.

BUÇUKLU CAMİİ : Caminin kesin yapım tarihi bilinmemekle birlikte son Osmanlı dönemine aittir. Dörtgen ibadet mekanının çatısı Marsilya piramidi ile örtülüdür. Basit ahşap direkli son cemaat yeri mevcut olup yapı kerpiçle inşa edilmiştir. Yapının batı tarafından beden tarafına bitişik olan tuğla minaresi otantik bir görünüm verir

MEDRESELER

CACABEY CAMİİ (MEDRESESİ)-CACABEY TÜRBESİ :  Kırşehir kent merkezinde bulunan medrese Selçuklu döneminde Kılıçaslan oğlu Keyhüsrev zamanında Kırşehir emiri Nurettin Cibril Bin Cacabey tarafından 1271-1272 yıllarında bir gözlem evi medrese olarak yaptırılmıştır. Eser sonradan camiye çevrilmiştir. Birkaç kez onarılmış olup minaresindeki mavi çiniler nedeniyle halk arasında “ cıncıklı” camii adı ile anılmaktadır. Medrese kesme taştan yapılmış olup kare planlıdır. İki eyvanlı kapalı avlulu medreseler gurubuna girmektedir. Döneminde astronomi yüksek okulu olarak hizmet vermiştir.

Mukarnas kavsaralı iki renkli taş işçiliğinin uygulandığı taç kapısı bulunmaktadır. Kuzeyindeki giriş kapısı işlemelidir, yapıdan ayrı olan tuğladan yapılmış çinili ve tek şerefeli minaresi ilk önce gözlem yeri olarak kullanıldığını göstermektedir. Ana eyvanda yer alan karşılıklı iki sütun koni ve küre biçimlerinin üst üste bindirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu sütun düzenlemesinin Anadolu Türk sanatında başka bir örneği bulunmamaktadır.  Cacabey camiinin sol bitişiğinde Cacabey’e ait bir türbe bulunmaktadır.

ZAVİYELER

AHİ EVRAN ZAVİYESİ :  1482 yılında Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi evran adına yaptırılan camii bu gün aynı adı taşıyan semt’te bulunmaktadır. Külliye Ahi evran’ın türbesi ile zaviye- tekke olarak kullanılan mekanlardan oluşmaktadır. Üç kubbe üzerine kare planlı olup kesme taştan inşa edilmiştir. Ana mekanı sağında mescit, solunda Ahi evran’ın mezarının olduğu türbe yer alır, tek minareli yapı 1972 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilerek camii olarak hizmete

TÜRBE ve KÜMBETLER

MELİKGAZİ KÜMBETİ: Kırşehir ili merkezinde bulunan kümbet 1240-1250 yılları arasında Mengüçük Oğullarından Melik Muzaffereddin Behram Şah adına eşi tarafından yaptırılmıştır. Kümbet, köşeleri pahlı kare kaide üzerine sekizgen gövdelidir. Silindirik konik külaha geçişte üçgen pahlar kullanılmıştır.Bu pahlarla kümbete çadır görünümü verilmiş olup Türk Türbe mimarisinin Orta Asya Çadır sanatından etkilendiği, hatta kümbetlerin menşeinin Orta Asya Sanatı olduğu savını kuvvetlendiren örneklerden birisidir.

FATMA HATUN KÜMBETİ: Merkez Medrese mahallesi Kümbetaltı mevkiinde yer almaktadır. 1266 yılında dönemin ileri gelenlerinden Hoca Aka Maatır tarafından Fatma Hatun adına yaptırılmıştır. Kümbet; köşeleri üçgen pahlı kare kaide üzerine sekizgen gövdelidir. Örtü sistemi içte kubbe, dışta sekizgen konik külahıdır. Yapı düzgün kesme taşlarla inşa edilmiştir.

AŞIKPAŞA TÜRBESİ: Kırşehir Merkez Aşık Paşa Mahallesinde yer almaktadır. Ertana veziri Alaattin Alişahruhi tarafından yaptırılmıştır.  1333 tarihli türbe tamamen mermerden yapılmış olup, asimetrik uzun cephesi , Kırgız çadırına benzeyen kubbesi, yana alınmış dar ve uzun portali ile Selçuklu mimarisinden farklılık göstermektedir. Kitabesinde çok değişik olarak kubbenin önüne gelmiş girinti yapan saçak silmeleri ile çerçevelenmiştir. Portalide istiritye nişin etrafı, örgü motiflerinden oluşan bir bordürle çevrilmiş, düz cephenin ortasında, alçakta, sivri kemer alınlıklı tek bir pencere açılmıştır. Girişte yanda dar bir holle, kubbeli kare bir mekanda oluşan türbe değişik mimari unsurların ahenkli bir biçimde uygulandığı bir örnektir.

CACABEY TÜRBESİ: Cacabey Camiinin girişinde bulunur, cacabeye ait olan bu türbe Anadolu Selçukluları döneminde 1272 yılında yapılmıştır. Türbeye camii içerisinde bulunan bir salondan geçilerek merdivenle çıkılmaktadır. Kapısı lacivert üzerine beyaz çiniler ve yazılarla bezenmiştir. Pencere kenarları ise taş süslemedir, türbeyi içi çinilerle süslü çokgen biçiminde bir kubbe örter.

AHİEVRAN TÜRBESİ: Kırşehir’in merkezinde aynı adı taşıyan camiinin sol tarafındadır. Ahilik teşkilatını kuran ve Anadolu’da yaygınlaştıran Ahi Evran-ı Veli bu türbede yatmaktadır. Türbe 1481 yılında Fatih Sultan Mehmet’in kayınbiraderi Alaüddevle tarafından yaptırılmıştır. Türbeye camii içinden bir merdivenle çıkılır, üç kubbe ile örtülü kubbe kesme taştan yapılmıştır.

KALENDER BABA KÜMBETİ : Kırşehir Merkez Karalar Köyü içerisinde bulunmaktadır. Anadolu Selçuklu Sultanlarından Kılıçaslan tarafından 1135 yılında yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılan kümbet Selçuklu mimarisi özelliklerini taşımaktadır. Kitabesi kaybolan kümbetin Selçuklu Emirlerinden Karakurt baba adıyla da bilinen Kalender Baba adına yaptırıldığı anlaşılmıştır.

SÜLEYMAN TÜRKMANİ TÜRBESİ: Kırşehir Merkez İmaret Mahallesinde bulunmaktadır. Türbede Şeyh Süleyman Türkmani ile aynı soydan gelen sekiz kişiye ait sanduka bulunmaktadır.

MUHTEREM HATUN TÜRBESİ: İmaret Mahallesinde yer alır. Kerpiç olan türbe yıkılarak tamamen kesme taştan yeniden yapılmıştır. İçerisinde dört tane sanduka bulunmaktadır.

YUNUS EMRE TÜRBESİ:  Kırşehir’e bağlı Ulupınar Kasabası sınırları içerisindedir. Türbe, sarp kayalıklar üzerine sonradan yapılmıştır. Yunus Emre Milli parkı içinde bulunmaktadır. Türbenin hemen yakınında Yunus Emre’ye atfedilen Çilehane binası mevcuttur.

AFLAK BABA TÜRBESİ : Altınyazı köyü içerisinde bulunmaktadır. Köşeleri pahlı kare gövde üzerinde yükselen türbe, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür. Selçuklu mimari özellikleri gösteren türbe tamamen yenilerek kesme taştan yapılmıştır.

TARİHİ EVLER

HACIBEY KONAĞI : Yenice mahallesinde bulunmaktadır. 1925 yılında Kırşehir Muhasebe Müdürü Hacı Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapı kamulaştırılarak Kültür ve Turizm Bakanlığı mülkiyetine geçmiştir. Restorasyon çalışmalarına başlanan yapı yakın zamanda konuk evi olarak hizmete sunulacaktır.

AĞALARIN KONAĞI : Kayabaşı mahallesinde bulunmaktadır. 1938 yılında Enver EKİNCİ tarafından taş ve tuğladan yaptırılmıştır. Cumhuriyet döneminin örnek yapılarından olan bu binada Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırılmıştır. Restorasyon çalışmalarına tamamlanmışıtr.

BEKİR EFENDİ KONAĞI: Kayabaşı mahallesinde bulunan Bekir Efendi konağı dönemin Kırşehir evi mimarisini yansıtan en iyi örneklerden birisidir. İki katlı olan binanın alt ve üst katında ortada sofa ve sofaya açılan odalardan oluşmaktadır. Yapının tavan göbekleri ajur tekniğinde yapılmış süsleme elemanları dikkati çekmektedir.

SÜLÜKÇÜLERİN KONAĞI : 1926 yılında Kasaros usta tarafından yaptırılmıştır. Kırşehir merkez, Kalehöyük eteklerinde bulunmaktadır. Bu gün iki katlı yapının alt katı dükkan, üst katı konut olarak kullanılmaktadır.  Üst katta öne çıkıntılı şekilde bir balkon bulunmaktadır. Balkonun duvarlarında ahşap payeler vardır. Ahşap payelerin arasında 4 kemer yapılmıştır, kemerlerin üzerleri derz’lerle süslüdür, alt kat taş, üst kat kerpiçten yapılmıştır.

KİLİSELER

ÜÇAYAK KİLİSESİ : Kırşehir Merkez Taburoğlu Köyü yakınlarında bulunmaktadır. Bizans döneminde 10-11 yy. lara tarihlenmektedir. Bizans döneminin başkenti mimarisini yansıtan önemli eserlerindendir. İki imparator tarafından adak yeri olarak yaptırıldığı sanılmaktadır. İki kiliseden oluşan bina tamamen tuğladan yapılmış olup; 1938 yılındaki depreme kadar yapıyı örten kubbe ayakta durmaktaydı.

HACIFAKILI KİLİSESİ : Akçakent ilçesi Hacıfakılı köyü içerisindedir. Hacıfakılı köyünün bulunduğu alan önemli bir Bizans dönemi yerleşim yeridir. Ev ve bahçe duvarlarında bu döneme ait çok sayıda devşirme malzemenin kullanıldığı görülmektedir. Kilise olarak bilinen yapının tek bir odası kalmış olup, malzeme olarak tuğla kullanılmıştır. Bizans dönemi özelliği göstermektedir.

AKSAKLI KİLİSESİ: Mucur ilçesi Aksaklı köyü içerisinde bulunmaktadır. Kaya kilisesi şeklinde olup, yer altı şehri ile birlikte bir bütünlük oluşturmakta ve aynı döneme tarihlenmektedir. Kilisenin duvarlarında fresk (hac) bulunmaktadır. Oldukça önemli bir eser olan bu yapı turistik öneme haizdir.

ALTINYAZI KİLİSESİ: Mucur ilçesi Altınyazı köyü içerisinde bulunmaktadır. Kaya kilisesi olup, içerisinde kabartma şeklinde haç işaretleri bulunmaktadır. Köyün altında bulunan yer altı şehri ile bir bütünlük oluşturmaktadır. Hıristiyanlığın ilk yayılma dönemlerine tarihlendirilmektedir.

DEREFAKILI KİLİSESİ: Akçakent ilçesinin Derefakılı köyündedir. Halen ayakta olan bu kiliselerin köy kilisesi olduğu söylenmektedir. Hıristiyanların ilk kiliselerinden olma özelliği taşımaktadır.

MANASTIR VE KEŞİŞ SARAYI: Mucur’un doğusundaki su deposunun bulunduğu yerde olup Bizanslılardan kalmıştır. Volkanik kayalara oyulmuş 20-30 odadan meydana gelmektedir.

KERVANSARAYLAR

KESİKKÖPRÜ (Cacbey Kervansarayı): Kırşehir’in 23 km güneyindeki Kesikköprü köyünde Kızılırmağın kenarında bulunmaktadır. Selçuklu yapısı olan kervansarayın 1248 yılında Anadolu Selçuklu sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev döneminde Kırşehir emiri Nurettin Caca tarafından yaptırılmıştır.  1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilerek bu günkü şeklini almıştır. Kervansaraya güney cephesinde bulunan bir kaç kapıdan girilmektedir, giriş bir eyvan şeklinde olup, tonozla örtülüdür. Eyvanın sonunda bir mescit, sağında bir oda bulunmaktadır, eyvandan geniş dikdörtgen bir avluya geçilmektedir. Avlunun kuzeyinde altı ayağın taşıdığı sivri kemerli beşik tonozlu revak bölümü mevcuttur. Kapalı bölüm taç kapası sivri kemerli olup eyvan şeklindedir. Kapalı bölüm taç kapısının üzerinde faklı yönlerde ilerleyen iki aslan figürü bulunmaktadır.

KÖPRÜLER

KESİKKÖPRÜ:
 Kesik köprü köyünde, Kızılırmak SHAPE \* MERGEFORMAT  üzerinde kurulu olan köprü 1248 yılında Anadolu Selçukluları tarafından Kesikköprü kervansarayı ile birlikte yaptırılmıştır. Kırşehir ile Konya’yı birbirine bağlamak için yapılan köprü Türk mimarisinin önemli eserlerindendir.  Kesikköprü 400 metre uzunluğunda, 6 metre genişliğinde, 13 gözlü olup gözler sivri kemerlidir. Köprü 1616,1849,1925 yıllarında onarım görmüş olup bu günde halen onarım çalışmaları devam etmektedir.

KALELER

KIRŞEHİR KALESİ: Kırşehir’in ortasında akan Kılıçözü çayının yanı başındaki yığma tepeye, halk “Kale” demektedir. Yığma şeklinde oluşan höyüğün yüksekliği 30 m.dir. 10 dönümlük bir alanı kaplamaktadır. Bu tepenin 4. yy. da Bizans imparatoru Jüstinien tarafından oluşturulduğu sanılmaktadır. Kadı Burhanettin’in Osmanlılara karşı tamir ettirdiği kaleden bu güne hiçbir şey kalmamıştır. Halk arasında söylenen “ Kale’de evi, Kındam’da bağı olmayana kız verilmez” sözü de, burada zamanında evlerin bulunduğunu göstermektedir. Bu gün bu kale üzerinde yalnız Alaeddin Camii ve bir okul bulunmaktadır.

CEMELE (Çayağzı Kalesi): Kırşehir’in Çayağzı kasabasının güneyindeki dağın en yüksek noktasında yapılmış olan kale varlığını hala korumaktadır. 14. yy. başlarında kale Orta Anadolu da Kadı Burhanettin ve Osmanlı devleti arasında sınır teşkil etmiştir, daha sonra Karaman oğullarının sahiplendiği kale Çelebi Mehmet tarafından alınmıştır. Kalenin adı bazı Osmanlı tarihlerinde Cemaze, Cemadi, Cemade biçiminde yazılmıştır.

ÖMERHACILI KALESİ :  Kamana 12 km uzaklıkta Ömerhacılı kasabasında Baran dağının sarp ve dik bir tepesi üzerindedir. Kalede oturanların asma merdiven yada gizli yollardan buraya çıktıkları, çevrede hiçbir yerde basamak yerine rastlanmamasından anlaşılmaktadır. Tuğladan yapılmış kemer kalıntıları kalenin önemini göstermektedir. Yapının Roma ve Bizans döneminde kullanıldığı sanılmaktadır.

KEÇİ KALESİ :  Kırşehir merkez Kızılca köyünün doğusundadır.Bizanslılar döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Kalenin duvar kalıntılarının bu günkü yüksekliği 2-3 metre kadardır. Kırşehir’de bulunan kalelerin en büyüklerindendir.

KUŞ KALESİ : Kaman yakınlarında bulunan kuş kalesi turizm yönünden görülmeye değer eski bir kale harabesidir. Etilerden kaldığı ve Bizanslar tarafından da kullanıldığı sanılmaktadır.

HÖYÜKLER

İlimizin, tarihin her döneminde yerleşim yeri olarak kullanıldığını gösteren kanıtlardan birisi de höyüklerdir. Kırşehir’de tespit ve tescili yapılan 100’ün üzerinde höyük bulunmaktadır. Aşağıda önemli höyüklerden bazıları anlatılmıştır.

ÇAĞIRKAN KALE HÖYÜK : Kırşehir ili Kaman ilçesine 9 km uzaklıktaki Çağırkan kasabasında bulunur. 25-27 metre yüksekliğindeki toprak dolgu höyüğün genişliği 500 m den fazladır. Höyükte Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi adına Japonlar tarafından Prof. Dr. Masao MORİ başkanlığında 1986 yılında arkeolojik kazılar başlatılmıştır, bu günde halen devam etmekte olan kazılarda elde edilen eserlere bakıldığında höyüğün MÖ.. 3000’den islami döneme kadar iskan gördüğü anlaşılmaktadır. Kale höyükte çoğunluğu günlük kullanıma ait olan çanak, çömlek ve ev aletleri ile takılardan oluşan 100’lerce eser Kırşehir Müzesine kazandırılmıştır.  Kazılardan çıkan eserlerin Hitit ve Firik medeniyetlerine ait olduğu anlaşılmıştır.

MERKEZ KALE HÖYÜK:  Şehir merkezinde bulunan kalehöyükte yapılan araştırmalar sonucu höyüğün MÖ.. ki dönemlerden itibaren kesintisiz olarak günümüze kadar yerleşim yeri olduğu anlaşılmıştır. Höyük üzerinde halen bir camii, okul ve yeşil alan bulunmaktadır.

HASHÖYÜK: Kırşehir ili merkezine 35 km uzaklıktaki Hashöyük sınırları içerisindedir. Fransız arkeologlar tarafından 1938 yılında yapılan kazılarda Hitit dönemine ait kalıntılar bulunmuştur.

YUĞ ( Yağ Çeşme Höyüğü):  Mucur ilçesinin 6 km kuzeyindedir “ Yuğ” Orta asyadan gelen Türklerin bu çevreye verdikleri isimdir. Yuğ çeşmesinin yanı başında yükselen höyüğün tarihi daha eskidir, ilk bakışta anlaşılmasa da bol sular, verimli araziler höyük etrafındaki harap mezarlar geçmiş nesillerin yaşantılarının asırların derinliklerinde ve toprak altında kaldıklarını göstermektedir.

DİĞER HÖYÜKLER:  Kırşehir’in doğusundaki Gölhisar Mahallesinde bulunan Gölhisar höyüğü, Karakurt Kaplıcası yolu üzerinde Sevdiğin höyüğü, Hatunoğlu Köyündeki Öksüzkale höyüğü, Çamalak köyündeki Çiftçi höyüğü, İkiz höyüğü, Höyüke höyüğü ve Malören höyüğü

MUCUR İLÇESİNDE: Seyfe höyüğü, Tepesidelik tuzlası yakınında Tuzla Höyüğü, Alhöyük, Boz Höyük, Garipler Höyüğü, Külhöyük, Heyik Höyüğü, Kızılgöbek höyüğü, Kızlar höyüğü, Şeyh Hazma höyüğü vardır. Ayrıca Mucur ilçesi yakınlarından geçen tarihi İstanbul-Bağdat yolu üzerinde bulunan Seyfe, Budak, Burunağıl ve Altınyazı köylerinde işaret höyükleri vardır. Bu höyüklerin, eserlere yaptırıldığı ve üzerlerinde ateş yakmak suretiyle, işaret tepeleri olarak kullanıldığı bilinmektedir.

ÇİÇEKDAĞI İLÇESİNDE : Kösele höyüğü, Küçük höyük ve Sarı höyük bulunur.

KAMAN İLÇESİNDE İSE : Ömerhacılı höyüğü ile Hirfanlı Baraj Gölü altında kalan, Savcılı Dokuz Höyüğü bulunmaktadır.

AKBAYIR TÜMÜLÜSÜ: İlin 4 km batısındaki Akbayır mevkiinde tepe üzerindedir. Kazı çalışmaları sırasında Roma dönemine ait iki mezar ortaya çıkarılmış, ancak mezarların daha önce soyulmuş olması nedeniyle herhangi bir kalıntıya rastlanmamıştır.

İKİ ÖKÜZ BAŞLI HİTİT KABARTMA HEYKELİ(Öküz Başı): Kırşehir’in batısında Kızılırmak kıyısında bulunan Savıcılı Büyükoba kasabası yakınlarındaki höyüğün tepe kısımlarında bulunmuştur. İki öküz başlı Hitit kabartma heykeli- sunağı yaklaşık 30 ton ağırlığında ve granitten yapılmış olup halk tarafından öküz taşı olarak adlandırılmıştır. Hitit dönemine ait olduğu sanılan anıtın bulunduğu höyükte çanak ve çömleklere de rastlanmıştır, sunak halen Hirfanlı baraj tesislerinin giriş yolu üzerindeki jandarma karakolu yakınında durmaktadır.

YER ALTI ŞEHİRLERİ:

Kırşehir’de Hıristiyanlığın hızla yayıldığı Roma dönemine ait, ibadet ve sığınma amacıyla yapılmış 15 civarında, irili ufaklı yer altı şehri tespit edilmiştir. Yapılan tarih araştırmalarında, Kırşehir’in Roma döneminde bir ara önemli bir siyasi merkezi olduğu, hatta kısa bir süre eyalet başkenti yapıldığı ortaya çıkmıştır.

MUCUR YER ALTI ŞEHRİ: Mucur’un merkezinde, Hamidiye Mahallesindedir ve Ülkemizin önemli tarihi yer altı şehirlerinden biridir. İl Hıristiyanlık döneminde MS.. 3.ve 4. yüzyıllarda yapılmıştır. Mucur’un bu dönemlerde, Hıristiyan aleminin Kapadokya bölgesindeki belli başlı şehirlerinden olduğu anlaşılmaktadır. Roma ve Bizans döneminde savaş ve baskınlar sırasında halkın korunması amacıyla yer altı şehrinin yapıldığı bilinmektedir. Yerden 7-8 metre derinlikte, yumuşak kayalara oyularak yapılan Mucur yer altı şehrinin Kırşehir Aşıkpaşa Türbesi yakınlarına kadar uzandığı tahmin ediliyor. Yer altı şehrinin ek giriş kapısı kuzeydedir. Bugün 42 odaya sahip olan yer altı şehrinde, dehlizler, ahırlar, ibaret yerleri, gizli yollar ve geçitler bulunmaktadır. Ayrıca, yer altı şehrinde, özel bölmelerin girişlerini kapatmak amacıyla yapılmış, büyük hacimli kapak taşları ile şehrin oksijen ihtiyacını karşılamak için yapılmış havalandırma bacaları bulunur.

Mucur yer altı şehri üzerinde bulunan 4795 m2 alan 1991 yılında Kültür Bakanlığınca kamulaştırılmıştır. Ayrıca, Kayseri Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca birinci derecede korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiştir.

Mucur yer altı şehri, Nevşehir iline bağlı Derinkuyu, Kayaklı ve Zelve ilçelerinde bulunan yer altı şehirleriyle eşdeğerde olup, Kırşehir bölge turizmine önemli katkıda bulunacak niteliktedir. 1988 yılında, Belediye’nin imkanları ile temizliği ve giriş düzenlemeleri yapılarak, yer altı şehrinin iki katı yerli ve yabancı turizme açılmıştır. Yer altı şehri, ileriki yıllarda yapılacak yeni çalışmalar sonucunda daha fazla önem kazanacaktır.

KÜMBETALTI YER ALTI ŞEHRİ: Kırşehir’in Medrese Mahallesindedir. Halen giriş bölümü ile birkaç odası gezilebilmektedir. Kapadokya bölgesinin en büyük yer altı şehirlerinden biri olduğu sanılan Kümbetaltı yer altı şehrinde, elektrik donanımı ve gerekli düzenlemeler gerçekleştiremediğinden, diğer oda, salon ve dehlizler gezilememektedir.

DULKADİRLİ İNLİ MURAT YER ALTI ŞEHİRLERİ: Merkeze 58 km. uzaklıktaki Dulkadirli İnli Murat Köyünde bulunur. Bir manastır yada konaklama yeri görünümündeki yer altı şehrinin, MS.. 4.-5. yüzyıllarda bölgede yaşayan Hıristiyanlar tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Sağlam bir yapıya sahip olan yer altı şehri, kaya zeminin oyulmasıyla yapılmış üç ana mekan ve bu mekanlara açılan, işleri boş 10 odadan ibarettir. Büyük salonlardan esas avluya açılan, kemerlerle süslü 14 kapısı vardır. İkinci salonun ikinci odasında, basamaklarla inilen bir de su kuyusu vardır. Son yıllardaki çalışmalarla yer altı şehrinin bir kısmının temizliği ve bakımı yapılarak, turizme açılmıştır. Bu yer altı şehri, bu gün Türkiye’de turizme açılan diğer yer altı şehirleriyle karşılaştırıldığında, daha farlı ve güzel bir yapıya sahip olduğu görülmekte olup, ilimiz turizm potansiyelleri arasında yer almaktadır.

Bu yer altı şehrinin yakınlarında, Dulkadirli Yarımkale Köyü’nde ikinci bir yer altı şehri vardır. 25-30 m. yüksekliğindeki kayalar içerisine oyulmuş açık avlulu bir kenvarsaray ile yine kayaların oyulmasıyla yapılmış 4 salon, – 8 odadan oluşmaktadır. Gerekli bakım yapıldığında görülmeye değerdir.

Ayrıca Mucur-Aksaklı köyü ile Kaman-Aliöllez dağı eteklerinde de yer altı şehirleri bulunmaktadır. Kaman’ın güneyindeki kuşkale tepesinin şehirle buluştuğu noktada, kayalara oyulmuş, büyük bir salonu, uzun koridoru ve 10-12 odası olan yerleşim yeri vardır.

KEPEZ YER ALTI ŞEHRİ: Mucur ilçesine 14 km uzaklıkta bulunan Kepez köyü yerleşimi içerisinde bulunmaktadır. 2002 yılı içerisinde Kırşehir Müze Müdürlüğünce yapılan çalışmalar sonucu ziyarete açılmıştır. Onlarca galeri ve odalardan oluşmaktadır. Düzgün mimarisi ve iki farklı renk toprak yapısı ile dikkati çekmektedir. Turizm açısından önemi olan bir yerdir.

UYLUK VE KABADURAK ŞEHİR KALINTILARI: Mucur’un 10 km kuzeydoğusunda, Budak ve Geyicek Köyleri arasındaki Uyluk dağı eteğinde, Uyluk şehrinin kalıntıları vardı. Şehrin çok eski olması ve toprak altında kalması nedeniyle tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte, Eti’lerden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığı sanılmaktadır.

Kabadurak şehir kalıntıları, tarihi İstanbul-Bağdat yolu üçerinde, turizm açısından büyük önem taşıyan Seyfe gölüne oldukça yakın bir yerdedir. Kabadurak mevkiinde, büyük taş yığınlarından oluşan ve harabe halinde bulunan şehir, çok geniş bir sahayı kaplamaktadır. Şehir kalıntılarının güneyindeki tepenin altına doğru uzanan, çok sayıda mağara evleri vardır. Çok eski dönemlerden beri buralarda yerleşmelerin olduğu anlaşılmaktadır.

AŞILIK MAĞARASI: Mucur’un 8 km. kuzeybatısında yer alan mağaranın Eti’ler döneminden beri kullanıldığı sanılmaktadır. Köpekli dağının yamacında bulunan mağaranın içinde “ Aşı” denilen demir oksit çıkmaktadır. Aşı madeni boya sanayinde kullanılmaktadır. Uzun yıllar içinde aşı çıkarılan mağara, bugün göçükler sebebiyle, içine girilemez durumdadır.

El Sanatları

Kırşehir halılarının 17.ve18. yüzyıl örnekleri genellikle “ Seccade” tipindedir. Gördes düğüm tekniği ile yünden dokunmuşlardır. Renklerinde kırmızı, mavi, kahverengi, sarı, yeşil ve beyaz tonları hakimdir. Mevcut örneklerde iç şaşırtmalı dizilen çiçekler ve zikzak  yaparak uzanan üçgene benzeyen motiflerle “ Gelin ağlatan” desenin yer aldığı iki dar bordür yer alır. Halı zemini yan yana yerleştirilmiş ince dar şeritlerle kısaltılır. Genellikle mihr7abın bulunduğu bu bölümde, mihrabın altında ve üstünde dikdörtgen çerçeveler görülür. Günümüzde halkın “ Sandık” adını verdiği birkaç parçaya ayrılır. İç laleye benzeyen yada kelebeğin andıran bitkisel desenlerle doludur. Bazı örneklerde yatık (S) şeklinde ejder figürleriyle süslenir. Mihrap içi çoğunlukla boş bırakılır veya lale vb. çiçeklerle süslenir. Mihrap iç yüzünün kenarları “ Küpe şeklindeki çiçeklerle kuşatılır. Mihrap tepeliğinin çevresinde ibrik motifleri bulunur. Mihrap üstü boşluğu ise sandık bölümündeki çiçeklerle benzer motiflerle doludur.
Kırşehir halılarının geleneksel motifleri yaklaşık 1. Dünya Savaşı yıllarına kadar sürmüştür. Daha sonra çıkan pamuk iplik ve sentetik boya ortaya çıkmıştır. Halıların genel şeması öncesi dönemin karakterini taşımakla birlikte, mihrap üstü boşluğuna küçük çiçekler, ibrik motifleri ve günümüzde “ Kandilli Su” denen geometrik ve bitkisel desenlerin karışımı süslemeler işlenmeye başlanmıştır. Halı zemininde küçük bir göbek (top) yer alır. “Sandık” içinde “Arapeli” motifi demet çiçekleri ve ejder figürleri görülür. Bu arada el, ayak gibi sembolik motifler dikkati çeker.
1950 yılından bu yana dokunan Kırşehir halıları oldukça şekil değiştirmiştir. Yaklaşık 1960 yılına kadar Kırşehir’in her köyünde halı dokunduğu bilinmekteyse de bugüne sadece Özbağ ile Karacaören, Dalakçı ve Gümüşkümbet köylerinde halı dokunmaktadır.
Kırşehir halılarında eskiden “ gömme ıstar” denilen bir ucu tavana dayalı gömülü tezgahlar  kullanılmaktaydı. Günümüzde modern  tezgahlara dönüşmüştür. Yörede tezgah dik gerilen iplere “ eriş” yan atılan iplere “ argaç” denilmektedir. Halılarda Türk düğüm tekniği kullanılmakta, dokuma esnasında “ kirkit; bıçak, tarak”tan yararlanılmaktadır.
Kaynaklara göre 19. yüzyıla ait Kırşehir halılarının 10×10 cm de 40×50,1900-1950 arasında 36×45 veya 38×50 düğüm vardır. 1959’da 32×34 veya 32×40’dır. 1978-1980 yıllarında 28×28 veya 28×30 düğüm görülmektedir. Ancak kalite halk arasında çile hesabı ile ölçülmektedir. Yörede 20 çift ipe “çile” denilmektedir.
Günümüz Kırşehir halılarında desene, halk arasında “ Model” denilmektedir. Model ezbere yada dokunmuş halıya bakılarak dokunmaktadır.  Halının hangi bölümünde olursa olsun motifin etrafı siyah renkli kenar çizgisi ile çevrilir. Halk arasında buna “ tilif” denir. Bir Kırşehir halısında yöresel deyimlerle dıştan içe doğru dar kenar, dar su, enli kenar, sandık, köşe ve göbek bölümleri yer alır. Dar kenar “ çatıkkaş, ziksaklı su” adı verilen bitkisel desenler ve bir ters bir düz yerleştirilmiş geometrik motiflerle, enli kenar leblebili su, Türk ocağı, kazan kulpu, deve tabanı, elmalı su, küpeli, gelin ağlatan  ve hava başı (bağbaşı) desenleriyle süslenir.
Kırşehir’de 1950 yılına kadar seccade kayrıla halısı, sedir halısı, namazlık halı ve yastık halıları dokunmuştur. Günümüzde daha çok seccade halısı, namazlık halı, karyola halısı, yastık halı dokunmaktadır.  
KADIN GİYSİLERİ: 
ÜÇ ETEK:
Bıçak burnu yada zincirli diye adlandırılan kumaştan yapılır. Etek üç parçalıdır. Parçaların kenarları işlemeli olduğu gibi düzde olabilmektedir. Kollar ya uzundur yada kolsuzdur. Kol ağızları düz veya lastikli olabilir. Eteğin önündeki parçaları kıvrılarak kuşağın altına sokulur.
KUŞAK:
Üç eteğin üzerinden bele bağlanır. Yerine göre Trablus kuşak geniş tokalı ve deri, madeni kemerle kullanılır. Kuşak uçlarında püskül şeklinde ponçak denen karışık renkli püskül bulunmaktadır.
ŞALVAR (don):
Genellikle koyu renkli zemin üzerine küçük çiçekli ve kendinden yollu kadife kullanılır. Belleri uçkurlu, paça ağızları düğmeli yada lastikli olur. Peyik kısmı genişçe, parçalar bol bir şekilde dikilir.
YAZMA (Tülbent):
Fesin üzerine değişik renklerde pullu tülbent yada oyalı yazma örtülür. Ayrıca tülbentler kenarları pulu  değişik renklerde boncuklarla bezenmiş  şekildedir. Tülbent, arka uçlarının birisi alınır, çene altından başın üzerine atılarak toka ile tutturulur. Orta yaşlılar ve yaşlılar bunun üzerinden siyah renkte ayrı bir tülbent bağlarlar.
AYAKKABI (Yemeni):
Altı kösele uç kısmı kıvrıktır. Alçak topukludur. Genellikle siyah, kahverengi ve kırmızı deriden yapılır. Zenginler ve yaşlılar (lapçin) denilen topuklu ve iç içe iki ayakkabı giyerler. Ayağa işlemeli iplik yada yün çorap giyerler.
GELİNLİK ENTARİ:
Giysi keten kumaştan yapılır. Genellikle koyu renktedir. Entarinin üzerine kuşak bağlanır. Başa fes giyilir. Üzerine tülbent ve poşi bürünülerek duvak şekline sokulur. Yüz kapatılır. Duvağın üzerine büyükçe bir örtü örtülüp üzerinden  yan tarafa doğru çekilip bağlanır. Ayağa çorap ve kundura giyilir. Entarinin önü göğüs kısmına kadar açıktır. Entarinin üstüne çeşitli altın ve boncuklar takılır.
ERKEK GİYSİLERİ:
GÖYNEK:
Genellikle ketendir. Bazen ipeklidir. Zemin beyaz, gri yada siyah düz desenlidir. Yakasız astarlı, uzun kollu sedef düğmelidir.
DELME YELEK(Cemadan):
Siyah, lacivert yada koyu yeşil renkli çuhadan yapılır. Kolsuzdur. Üç yada dört düğme ile iliklenir. Göğüs üstü karın üstüne kadar açıktır. Sade olduğu gibi işlemeli de olabilir.
ŞALVAR:
Kumaşı yelekle aynıdır. Uçkurlu ve astarlı olarak dikilir. yandan cepli paça kısmı dardır. normal peyliklidir.
KUŞAK:
Beyaz yünden üç-dört metre uzunluğundadır. Bir ucu püsküllüdür. Şalvar ve gömleğin üzerinden bele bağlanır. Sağ taraftan şalvarın üzerine sarkıtılır.
ÇORAP:
Ayağa beyaz yün çorap giyilir. Bu çorap, iş zamanlarında ve oyunda şalvarın üzerine çekilir. Diz altından uçları püsküllü yün bağıyla bağlanır
Kırşehir Müzesi: İl Merkezimizde bulunan Kırşehir Müzesinin ilk kuruluş çalışmasına 1936 yılında başlanmıştır. Yeni müzelerin kurulmaya çalışıldığı Cumhuriyet Döneminde tarihi eserler ilkin, Kırşehir’de halkın “Kale” olarak adlandırdığı Kale Höyük üzerinde yer alan Alaaddin Camii’nde toplanmıştır. Ancak sonraki yıllarda bu girişim unutulmuş ve devam etmemiştir. 1975′ te Kırşehir Valiliği’nce eski eserlerin korunması ve müze oluşturulması için “eski eser komisyonu” kurulmuş; 1980 yılında ise Kırşehir Müze Müdürlüğü tesis edilmiştir ve İlk eser (sikke) envanter kaydı 1981 yılında yapılmıştır. Bu arada müzeye ait taşınmaz eserlerin tespit tescili amacıyla arazi çalışmaları da başlatılmıştır.1985’te şehir merkezindeki İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü binasında 100 m²lik bir mekânda o yıla dek toplanan eserler sergilenmeye başlanmış ve 20 m² lik bir de depo oluşturulmuştur. 1986 yılında Kırşehir’in Kaman İlçesi Çağırkan Kasabasında bulunan Kalehöyükte arkeolojik bir kazının başlamasıyla müzenin gelişimi hızlanmış ve aynı yıl ilk arkeolojik eser müze envanterine alınmıştır.1993 yılında müze koleksiyonundaki eserler Kırşehir Kültür Merkezi’ndeki depolara konmuştur. Bu aşamalardan sonra Kırşehir Müzesi 1997 yılında ziyarete açılmıştır.
Müze Teşhiri: Sikke,etnoğrafik ve arkeolojik eser olmak üzere toplam 5453 adet eseri bulunan Kırşehir müzesinin teşhir salonu 2 kattır ve 2 deposu bulunmaktadır. Teşhirde Eski Tunç Çağı’ndan günümüze kadar uzanan eserler yer almaktadır. Kültür Merkezi binasının içerisinde bulunan ve önceleri Güzel Sanatlar Galerisi olarak kullanılan bölümün alt katında arkeolojik üst katın büyük bölümünde ise Etnografik eserler sergilenmektedir. Alt kattaki salonun bir köşesinde Roma Dönemine ait mermer eser grubu bulunmaktadır.
Selçuklu Dönemi çocuk sandukaları ve mezar taşları ile başlayan İslâmi Dönem eserleri, sikke vitrinleri ile Osmanlı Dönemine kadar uzanmaktadır.
Büyük bölümü Etnoğrafik eserlere ayrılan üst katta; Kırşehir’de ortaya çıkan Ahilik ve Ahi Evran’ın tanıtımı ile ilgili çeşitli eserlerin(Ahi Evran’a atfedilen başlık, mütteka, ahilik sancağı, Ahi fütüvvetnamesi ile şecerenameler) sergilendiği iki vitrin bulunmaktadır. Ayrıca Kırşehir halıcılığının temsil edildiği dokuma tezgâhı ve önünde halı dokuyan yöresel giysili kadın mankenin bulunduğu bir köşe oluşturulmuştur.
Bir diğer köşede ise Kırşehir evindeki günlük yaşamdan bir kesitin görüldüğü sergileme yer almaktadır.
CACABEY MEDRESESİ
Kırşehir kent merkezinde bulunan medrese Selçuklu döneminde Kılıçaslan oğlu Keyhüsrev zamanında Kırşehir emiri Nurettin Cibril Bin Cacabey tarafından 1271-1272 yıllarında bir gözlem evi medrese olarak yaptırılmıştır.
Eser sonradan camiye çevrilmiştir. Birkaç kez onarılmış olup minaresindeki mavi çiniler nedeniyle halk arasında “ cıncıklı” camii adı ile  anılmaktadır. Medrese kesme taştan yapılmış olup kare planlıdır. İki eyvanlı kapalı avlulu medreseler gurubuna girmektedir. Döneminde astronomi yüksek okulu olarak hizmet vermiştir. 
Mukarnas kavsaralı  iki renkli taş işçiliğinin uygulandığı taç kapısı bulunmaktadır. Kuzeyindeki giriş kapısı işlemelidir, yapıdan ayrı olan tuğladan yapılmış çinili ve tek şerefeli minaresi ilk önce gözlem yeri  olarak kullanıldığını göstermektedir.
Ana eyvanda yer alan karşılıklı iki sütun  koni ve küre biçimlerinin üst üste bindirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu sütun düzenlemesinin Anadolu Türk sanatında başka bir örneği bulunmamaktadır.  Cacabey camiinin sol bitişiğinde Cacabey’e ait bir türbe bulunmaktadır.
CACABEY KİMDİR?
Ceceli aşiretinin beyi olan Emir Bahaddin Caca’nın oğlu olan Cacaoğlu Nureddin Cebrail, 1240’ta Kırşehir’de doğdu. Kırşehir’e büyük hizmetlerde bulunmuş, büyük ve tarihi şahsiyettir. Adı edebileşmiş bu devlet adamı “ Cacabey” adıyla ün kazanmıştır.
Selçukluların son yıllarında düzen bozulduğu için iller valiler ile yönetiliyordu. Eskişehir Emiri olarak görülen Caca Bey, bir süre Tokat’ta kaldıktan sonra Kırşehir’e bey olmuştur.
Kırşehir Beyi iken, Emirhor olan Eseddedin İsyanı’nı bastırdı. Elbistan Savaşı’na katıldı. Orada Mısır Memlük Sultanı Baybars’a esir düştü. Baybars bütün esirleri serbest bırakınca Caca Bey Şam’dan Kırşehir’e döndü. Bir hükümdar gibi Kırşehir’de hüküm süren Caca Bey’in ünü, kısa sürede her tarafa yayıldı.
Genç yaşında zekasını göstererek üstün hizmetlerde bulunan Caca Bey, kısa zamanda büyükler arasına karıştı. Mevlana, yazdığı mektupta onu övmüş, başarısını tescil etmiştir. Aralarındaki birçok görüşmede de bu konuyu dile getirmiştir. Özel Türkçe konuşan, emirleri ve devlet yazışmalarında Türkçe yazan Caca Bey, kendi idaresinde olan Hacı Bektaş ile de ilgilenmiş, onu himaye etmiştir.
Anadolu’da bir çok hayır kurumu yaptırmıştır. Bu arada Eskişehir’de bir cami ve bir han yaptırmış, 17 cami ve zaviyeyi de onarıma almıştır. Kırşehir’de bu gün bir mimari anıt olarak yükselen Caca Bey Medresesi’ni de yaptırmıştır. Devrin fakültesi gözüyle bakılan bu binada Türkçe eğitimi veriyordu. Arapça ve Acem dili ile de eserleri vardır. Ayrıca İslam Hukuku ile felsefe ve tasavvuf dersleri de öğretiliyordu. Kubbesi açık ve altında bir kuyunun bulunduğu Cacabey Medresesi’nde kuyuya yansıyan yıldızlar incelenir, bunlar üzerinde araştırmalar yapılırdı. Bundan anlaşıldığına göre, bu medrese o dönemlerde astronomi araştırmaları yapılıyor, matematik, fizik, kimya gibi konularda eğitim veriyordu.
Caca Bey, 1301 yılında Rum tekvurları ile savaşırken şehit düştü. Naaşı Kırşehir’e getirilerek 1272’de yaptırdığı medresenin yanındaki türbeye defnedildi.
AŞIK PAŞA 
Asıl adı Ali olan Aşık Paşa 1272 yılında Kırşehir’de doğdu. Tanınmış mutasavvıf İlyas’ın torunudur. Babası Muhlis Paşa, Baba İlyas’ın oğludur. Baba İlyas 13. yüzyılın başlarında Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiş, Kırşehir ve çevresindeki Türkmen oymaklarının şeyhi  olmuştur. Onlarla birlikte Selçuklu Sultanı ikinci Keyhüsrev’e karşı Babali Ayaklanması’na katılmıştır. Oğlu Muhlis Paşa, Osman Gazi’nin güvendiği ve saydığı adamları arasındadır. Kırşehir’e yerleşen Muhlis Paşa’nın üç oğlundan en büyüğü Alaaddin Ali, baş ağa ya da en büyük kardeş olarak tanınmış Baş Ağa adı, zamanla “Beşe”  sonra da “ Paşa “ olarak söylenmiş, şiirlerinde de,”Aşık” mahlasını kullandığı için de  asıl adı unutularak “Aşık Paşa” adı, her tarafa yayılmıştır.
13.yüzyılda Anadolu’nun önemli merkezlerinden olan kentte büyük Aşık Paşa, Kırşehir’li Şeyh Süleyman Türkmani’den din ve tasavvuf bilgilerini öğrendi. Ahilik örgütünün “ Mucid”i oldu. Çevresine toplanan Oğuz boylarına dostluk ve kardeşlik fikirlerini aşıladı, onlara Türkçe seslendi, eserlerini katıksız, Öz Türkçe ile yazdı. Bir ara Kırşehir Beyi olarak atandı.
Arapça, Farsça, İbranice ve Ermenice dillerini çok iyi konuşan Aşık Paşa, Acem, Arap kültürlerine hayran olanların karşısında bilerek ve isteyerek Türkçe ile çıktı; yabancı kültüre kendilerini kaptıranlara içi yanarak şöyle seslendi.
Türk diline kimesne bakmaz idi,
Türklere her giz gönül akmaz idi,
Türk dahi bilmez idi bu dilleri,
İnce yolu ol ulu menzilleri,
AŞIKPAŞA
Kırşehir’de Hacı Hatun ile evlenen Aşık Paşa’nın Elvan, Selman, Can ve Kırlıca adlı dört oğlu ile Melek Hatun adında bir kızı vardı. Oğullarından Selman’ın torunu da meshur tarihçi Aşıkpaşazade’dir.
Aşık Paşa’nın orijinali Kayseri’den Kırşehir’e getirilen öz Türkçe yazılı 12 bin beyitlik “ Garipname” ile çok sayıda aruz ve hece vezni ile yazılmış şiirleri bulunur. Eserlerinde Arapça ve Farsça’ya da yer verildiği görülmüştür.
3 Kasım 1333 tarihine Kırşehir’de vefat eden Aşık Paşa’nın mezarının üstünde tamamen mermerden yapılmış türbe bulunmaktadır. Kırşehir’in doğusunda bulunan ve sanat anıtı olarak göze çarpan türbenin etrafı mezarlık olarak kullanılmaktadır.
Aşık Paşa kendinden sonra gelenleri de eserleriyle etkilemiştir. Süleyman Çelebi’nin “Mevlid-i Şerifi”nde Aşık Paşa’nın beyitlerine benzer çok sayıda beyit vardır. Kendi eserlerin

Seyfe Gölü

Seyfe Gölü, Orta Anadolu’da bulunan birkaç tuzlu gölden biridir. Kırşehir’in kuzeydoğusunda yer alan göl, Mucur’a 16 km. uzaklıktadır. Yöre, sulak ve yer yer sazlık, bataklık alanlardan oluşmaktadır. Gölün doğusunda, kıyıya yakın sazlıklardan oluşmuş pek çok adacık vardır. Bu adacıklar ve göl çevresinde, ötücü kuşlar da dahil olmak üzere toplam 187 kuş türünün varlığı mevcuttur. Göl, su kuşlarının beslenme, üreme ve konaklama alanı olarak sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da önemli sulak alanlarındandır.
Gölde, dünyanın en büyük flamingo topluluklarından biri ( 320 bin adet) barınmaktadır. Göl, aynı zamanda sonbaharda yüz binlerce ördeğin konaklama alanıdır. Seyfe gölünde beslenen ve konaklayan diğer önemli kuş türleri; çamurcunlar, pelikanlar, balıkçıllar, yağmurcunlar, kazlar, kılıç gagalar, martılar, bababanlar ve sumrulardır. İlkbaharda gölün doğusundaki adacıklarda bu kuşlar başta olmak üzere çeşitli türlerden binlerce kuş yuva yapmaktadır. Ayrıca Malya Devlet Üretme Çiftliği alanında toy, turna gibi büyük kuşlar da barınmaktadır. Seyfe gölü çevresi, sonbaharda leyleklerin önemli toplanma alanlarındandır. Bölgede 480 bin kuşun bir arada yaşadığı tespit edilmiştir.
Seyfe Gölü içindeki en güzel görüntüler Seyfe Köyü yakınlarında bulunan höyükten izlenmektedir.  Ayrıca Seyfe’nin Badıllı mahallesinden de göl kenarına kadar gelip, gölün güzelliğini ve flamingoları seyretmek mümkündür. Ayrıca, yaz ayların da flamingolar gölün bir çok kesiminden de seyredilebilir.  Ancak göl kenarından gözlemevinin bulunmaması yakından izleme olanağını kısıtlamaktadır.
Uluslar arası kuruluşlara göre; 24 saat içinde, 25 binden fazla su kuşunun bir arada bulunduğu bölgeler birinci derece sit alanı olarak ilan edilmektedir. Seyfe Gölü bu sınıflandırmanın üzerinde olduğu için bir çok yabancı kuş bilimcilerinin ve çevrecilerin dikkatini çekmektedir. Göl ve çevresi 1990 tarihinde “ Tabiatı Koruma Alanı” ilan edilmiştir. Göl aynı zamanda birinci derece “ Doğal Sit Alanı”dır. Uluslar arası Kuşları Koruma Konseyi ( ICDP), Seyfe Gölü’nde yaşayan 27 tür kuşu koruma listesine almıştır. Nesilleri azalan bu kuşlar, Türkiye’nin de taraf olduğu Bern sözleşmesi ile koruma altına alınmıştır .
Bölgenin hem tanıtılması hem de korunması için başlatılan çalışmalara hızla devam edilmektedir.  Seyfe Gölü, Orta Anadolu’da turizmin en yoğun olduğu bölge olan Kapadokya’ya yakındır.
Ancak son yıllarda gölü besleyen su kaynakları ile ilgili hatalı uygulamalar gölün büyük çapta kurumasına neden olmuştur. Kuraklığın devamı halinde bölgeyi terk eden çok sayıda kuş türünün Uluslar arası kuş göç yolu üzerindeki bu bölgeye bir daha uğramayabileceği endişesi vardır.
 KESİKKÖPRÜ
Kesik köprü köyünde, Kızılırmak üzerinde kurulu olan köprü 1248 yılında Anadolu Selçukluları tarafından Kesikköprü kervansarayı ile birlikte yaptırılmıştır. Kırşehir ile Konya’yı birbirine bağlamak için yapılan köprü Türk mimarisinin önemli eserlerindendir. Kesikköprü 400 metre uzunluğunda, 6 metre genişliğinde, 13 gözlü olup gözler sivri kemerlidir. Köprü 1616,1849,1925 yıllarında onarım görmüş olup bu günde halen onarım çalışmaları devam etmektedir.KESİKKÖPRÜ (Cacabey Kervansarayı):
Kırşehir’in 23 km güneyindeki Kesikköprü köyünde Kızılırmağın kenarında bulunmaktadır. Selçuklu yapısı olan kervansarayın 1248 yılında Anadolu Selçuklu sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev döneminde Kırşehir emiri Nurettin Caca tarafından yaptırılmıştır. 1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilerek bu günkü şeklini almıştır. Kervansaraya güney cephesinde bulunan bir tac kapıdan girilmektedir, giriş bir eyvan şeklinde olup, tonozla örtülüdür. Eyvanın sonunda bir mescit, sağında bir oda bulunmaktadır, eyvandan geniş dikdörtgen bir avluya geçilmektedir. Avlunun kuzeyinde altı ayağın taşıdığı sivri kemerli beşik tonozlu revak bölümü mevcuttur. Kapalı bölüm taç kapası sivri kemerli olup eyvan şeklindedir. Kapalı bölüm taç kapısının üzerinde faklı yönlerde ilerleyen iki aslan figürü bulunmaktadır.

Hirfanlı Baraj Gölü 

Baraj alanı Kaman, Kırşehir merkezi, Evren, Şereflikoçhisar ve Sarayiçi ilçelerini kapsar. Tuz gölünün kuzey doğusunda Kızılırmak üzerinde yer alan büyük baraj gölüdür. En derin yeri 70 metredir.   Son yıllarda burada bulunan en yüksek su kuşu sayısı 133.809’dur. Büyüklüğünden dolayı alanın tamamı aynı gün içerisinde sayılamadığı için kışlayan gerçek su kuşu sayısının daha da fazla olduğu sanılmaktadır.
Bunlar arasında Macar ördeği (3560), elmabaş pakta ( 13.430), tepeli pakta (14.550), dikkuyruk (122) ve sakarmeke (68.350) sayılabilir. Bunlar, gözlemlerden elde edilmiş en yüksek sayılardadır. Baharda, büyük sayıda angıt ( en çok 2070) gözlenmiştir. Bölgedeki sulak alanlar donduğunda, göle çok sayıda su kuşu gelmektedir. Baraj Gölü adacıklardan az sayıda gülen sumrunun kuluçkaya yattığı bilinmektedir.
Baraj gölünün çevresinde yaz mevsiminde plaj ve piknik alanı olarak kullanılan ideal yerlerden biridir. Orta Anadolu’nun deniz ve plaj özlemini karşılayabilecek durumda olan hirfanlı barajı göl manzarası, çamlıkları, plajları ve sosyal tesisleri ile oldukça ilgi çekmektedir. Ayrıca göl balık avına da elverişlidir.
Göl çevresindeki en güzel doğal plajlar:  Kırşehir’e 50 km uzaklıktaki Toklumen Köyü  ile 25 km uzaklıktaki Sıdıklı Büyükoba Köyü kumsalları özellikle de Davulağıl bölgesinin  plaj ve tesisleri ile Kamana 16 km uzaklıktaki Savcılı Büyükoba kumsallarıdır. Ayrıca il merkezine 27-30 km uzaklıkta bulunan Yeşilli, Uzunali ve Karaduraklı köylerinin Baraj kıyıları da doğal plajlardır. Yaz aylarında bu çevreler kamp alanı olarak kullanılmaktadır. Tüm bu yerlere ulaşım asfalt yollar sayesinde oldukça kolaydır. Hirfanlı barajındaki sosyal tesisler ile Toklumen kasabasındaki Aşık Sait tesisleri ve Savcılı Büyükoba tesisleri restoran ihtiyacını karşılamaktadır.
2004 yılında  2004/ 8321 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla hirfanlı barajının büyük bir bölümünü kapsayan alan turizm merkezi olarak ilan edilmiştir. Hazırlanacak projelerle gelecekte suya dayalı rekreasyon faaliyetlerine yönelik turizm kullanımları için çok uygun alanlar olabilecektir.

 Kaman Kalehöyük

Kalehöyük, Kırşehir ili Kaman ilçesinin 3 km. doğusunda Kaman Kırşehir karayolunun hemen kenarında yer almaktadır. Höyük 280 m çapında 16 m yüksekliğinde tipik bir Anadolu höyüğüdür. Kaman Kalehöyük kazılarını, Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi Başkanı ve Kaman Kalehöyük Kazı Heyeti Şeref Başkanı Prens Takahito Mikasa 31 Mayıs 1986 günü başlatmıştır. Dr. Sachiro Omura başkanlığındaki kazı halen devam etmektedir. Burada yapılan kazılar Kırşehir’in en erken yerleşim tarihine ışık tutmaktadır.
Kazı alanının hemen yanında Japon Anadolu Arkeoloji Enst
itüsü ve 2010 yılında açılışı gerçekleşen Arkeoloji Müzesi yer almaktadır. Ayrıca, Japonya sınırları dışındaki en büyük botanik bahçe olan ve Kalehöyük’te kazı çalışmalarını yürüten Japonlar tarafından yapılan Japon Bahçesi (Mikasanomiya Anı Bahçesi), kazı evinin hemen yanında yer almakta ve her yıl giderek daha çok ziyaretçi çekmektedir.

Termal Sular ve Kaplıcalar

Termal kaynaklar bakımından oldukça zengin olan Kırşehir, Termal Turizm açısından da iddialı şehirler arasında yer almaktadır.  Termal Kaynaklar ile ilgili potansiyellerin ortaya çıkarılması için Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yürütmekte olduğu “Termal Turizm Kentleri Projesi” kapsamına da alınan Kırşehir’in, en önemli kaplıcaları arasında Terme Kaplıcası, Karakurt Kaplıcası, Bulamaçlı Kaplıcası ve Mahmutlu Kaplıcası bulunmaktadır.
TERME KAPLICASI
Kırşehir’in merkez Kuşdilli Mahallesi’nde bulunmaktadır.
Terme jeotermal sahası Kırşehir ilinin en önemli jeotermal alanlarından biridir.
Sahada termal turizm, seracılık ve şehir ısıtmacılığı yapılmaktadır. 1974 yılından bu yana 9’u MTA, 3’ü özel sektör olmak üzere toplam 12 kuyu açılmıştır. Bu kuyulardan 2 tanesi jeotermal ısıtma sisteminde ki bu sayede 1800 konuta eşdeğer işyeri ve konut ısıtılmakta, 5’i otel kaplıcaları ve serada kullanılmaktadır. 5’i bekletilmektedir. 92-500m derinlikteki kuyuların 11.10.2005 tarihinde MTA tarafından yapılan ölçümlerde; 30,3(°c) – 57(°c) arasında sıcaklığı, 5,2 L/sn-88,5 L/sn  arasında debisi bulunmaktadır. Kullanılan 9 kuyunun debisi toplamı 349,8 L/sn ’dir.
İstanbul Üniversitesi Tıbbi Ekoloji ve Hidro Klimatoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin Kırşehir Terme Kaplıcası ile ilgili fiziksel – kimyasal ve biyoloji analiz raporu ve tıbbi değerlendirmesi ele alınarak, bu tür maden suyu ile yapılacak kaplıca uygulamalarında, genel olarak banyo-havuz, içme ve inhalasyon kürü olanaklarının düzenlenmesi yararlıdır.
Bu tür uygulamalarla:
– Eklem ve eklem dışı romatizmalı hastalıkların kronik dönemlerinde,
– Damar sertliğinde,
– Felçlerin rehabilitasyonunda,
– Negatif sinir bozukluğuna bağlı yetersizlikler, sürmenaj ve yorgunlukta,
– Diyabet, gut ve şişmanlık ile gelen hastalıklarda,
– Karaciğer, safra kesesi, mide, bağırsak hastalıklarında,
– Böbrek taşlarında,
– Hipertansiyon, kronik bronşit ve üst solunum yolu iltihaplarında olumlu
 sonuç alınmaktadır.
Prof. Dr. Baade ‘nin Terme Kaplıcası Hakkında Yaptığı İnceleme Raporunda ise kaplıca suyu hakkında şu ifadelere yer verilmiştir:
“Bu su, Türkiye’de değil Avrupa’da bile az bulunan bol sıcak ve hazım’ı karbonlu, çelikli bir maden suyudur. Böyle bir suyun kıymetini anlamak için kadın hastalıkları, kansızlık ve kalp hastalıkları için çok meşhur olan Bed Pyrmenede suyu ile mukayese edildiğinde, Bed Pyrmened’nin suyu, Kırşehir Terme suyu gibi hazım’ı karbonlu çelikli maden suyudur. Ancak bu su kendiliğinden çıkamaz. Tulumba ile çıkarılması suyun hazım’ı karbonu azaltır. Bu suyun binaen meşhur Bed Pyremenede suyuna mukabil kendi artezyen kuvveti ile 41,5 derece ile doğrudan doğruya kayalardan fışkıran Kırşehir Terme Suyunun çok kıymetli olduğu anlaşılmaktadır.”
TURİSTİK TESİSLER
Kırşehir kaplıcalarının şifalı sularından yararlanmak isteyenlere hizmet vermek üzere kurulmuş, 132 oda 296 yatak kapasiteli 3 yıldızlı Grand Terme Otel,  79 oda 160 yatak kapasiteli Temur Termal Otel, 22 oda 44 yatak kapasiteli Ahi Evran Üniversitesi’ne bağlı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi olmak üzere üç adet turistik tesis yer almaktadır. Ayrıca, şehir merkezine 2,5 km mesafede bulunan 5 yıldızlı konforuyla Makissos Termal Köy, 2010 yılında hizmete girecektir. Termal Köy’de, 180 standart, 2 bedensel engelli, 18 süit oda ve 1 adet kral dairesi olmak üzere toplam 201 adet oda bulunmakta, ayrıca 1+1 ve 2+1’lerden oluşan 56 adet teras ev yer almaktadır.
KARAKURT KAPLICASI
Kırşehir ili merkez ilçesine bağlı Karalar köyü sınırları içinde bulunmaktadır. Kaplıca Kırşehir’e 16 km mesafededir.
147,65 m  derinlikteki kuyu  51(°c) sıcaklığa, 12 L/sn debiye  sahiptir. Kaplıcada 50 yatak kapasiteli bir tesis bulunmaktadır. Banyo tedavisi ile; romatizma, nevraljin ve kadın hastalıkları  gibi birçok rahatsızlığa karşı olumlu sonuçlar alınmaktadır.
Tesisin bulunduğu alan içinde aynı zamanda Tarihi Karakurt Ilıcası ile Kalender Baba Türbesi de bulunmaktadır.
BULAMAÇLI KAPLICASI
Kırşehir ili, Çiçekdağı ilçesi sınırları içindedir. Çiçekdağı’na 4 km mesafededir.
160m derinlikteki kuyu, 38(°c) sıcaklığa, 3 L/sn debiye sahiptir. Kompresörlü debi ise 7 L/sn ’dir.
20 yatak kapasiteli tesisi bulunan kaplıcada, banyo tedavisi ile romatizma, nevraljin, nevrit ve kadın hastalıkları gibi birçok rahatsızlığa karşı olumlu sonuçlar alınmaktadır.
MAHMUTLU KAPLICASI
Mahmutlu kaplıcasında, MTA tarafından son yapılan iki ayrı sondajla, 311,2m derinlikte 73,2(°c) 16 L/sn, kompresörlü 40 L/sn debili, 1149m derinlikte 76,5(°c) 33 L/sn, kompresörlü 80 L/sn debili  iki kaynak bulunmuştur.
Kaplıcada tesis bulunmamaktadır.
KAMAN SAVCILI  ILICASI
Kırşehir’in batısında Kaman’a 16 km. uzaklıktaki Savcılı kasabasında yer alan ılıca, üstü açık taş duvarlarla çevrili bir havuzun içinden çıkmaktadır. Debisi saniyede 1 litrenin altındadır. Çok az mineral ihtiva eden, sodyum bikarbonatlı su özelliğindedir. İçme tedavisinde de kullanılır. Kaynak, gerekli tesislerin olmamasından dolayı kaplıca olarak kullanılmamaktadır.
AVCI  İÇMECESİ
Mucur’un 15 km. güneyindeki Avcı köyündedir. Kükürtlü olan su henüz tam olarak bilimsel analize tabii tutulmamıştır. Yöre halkınca yaygın olarak içme tedavisinde kullanılmaktadır

Oniks İşlemeciliği

Kırşehir’de neredeyse bitmiş durumda olan halı dokumacılığına karşın taş işlemeciliği daha iyi konumdadır. İlimizde taş işlemeciliğinin geçmişi 1944 yılına dayanmaktadır.
İkinci dünya savaşı sırasında ilimize yerleşen Alman’lardan olan Dr. Frizt BAADE’nin öncülük ettiği çalışmalar Endüstri Meslek Lisesinde Kurulan taş atölyesi ile devam etmiş ve günümüze kadar gelmiştir.  Yılda yaklaşık olarak 2000 ton onyx ve mermer taşı işlenmektedir. Halen küçük çapta çalışan 10 tane atölye vardır,  bu el sanatımızın ham maddesi Mucur, Hacıbektaş ve diğer illerden özellikle Tokat’taki ocaklardan sağlanmaktadır. Bunlar düşük sermayeli  atölyelerde işlenmektedir.
Taş işletmeciliği turistik nitelik gösterdiğinden ve ilimizde turistik bölge kapsamına girdiğinden büyük bir değer kazanmıştır. Bunun yanı sıra Kırşehir’de üretilen ürünler Ege ve Akdeniz’deki imalathanelerde ve satış reyonlarında satışa sunulmaktadır. Ayrıca onyx taşları dış ülkelere hem ham, hem de işlenmiş olarak ihraç edilmektedir. Kırşehir’de bu taş işlemeciliğinin çevre ülkelere özellikle Avrupa’ya ihracı mümkün olmaktadır. İlimiz Kapadokya turistik bölge güzergahında olması nedeniyle taşçıların bu güzergah üzerinde satış reyonları ve imalat yerleri açmaları geliştirici bir önlem olarak düşünülmektedir.

 Kaman Cevizi

Kaman cevizi dünya çapında bir üne sahiptir. Yapılan araştırmalarla Kaman cevizinin kalitesi daha da artırılmaya çalışılmıştır. Yapılan seleksiyon çalışmaları ile en iyi özelliklere sahip 5 farklı ceviz çeşidi elde edilmiştir.
Bunlar Kaman 1, Kaman 2, Kaman 3, Kaman 4, Kaman 5 olarak isimlendirilmiştir. Çalışmalar hala sürdürülmektedir. Bu konuda Ziraat Yüksek Mühendisi Lokman AVŞAR’ın çalışmaları çok önemlidir. İyileştirme çalışmaları yanında Kaman Belediyesi ve bazı çiftçiler tarafından tohumluk ceviz ve aşılı fidan üretimine yönelik çalışmalar da Kaman’da yapılmaktadır. İyi bir cevizde 16 özellik aranmaktadır.
Her ceviz, standart cevizde aranan bu 16 aynı özeliğe sahip olamaz. % 74 randımanıyla dünya rekoruna sahip ceviz ağacı periodisite gösterir. Yani bazı yıllar hiç meyve vermeden dinlenir. Bu üretici açısından ekonomik olarak istenmeyen bir özelliktir.  Ancak yapılan seleksivon çalışmaları sonucu tespit edilen 5 adet Kaman cevizi bu özelliklerden bir çoğuna sahiptir.
Bu cevizlerden Kaman 2, Kaman 3 ve Kaman 4 yukarıda bahsedilen özelliklerden  sadece 2 sine sahip değildir. Kaman 1 ve  Kaman 5 ise sadece 1 özelliğe sahip değildir.
Kaman Cevizi; ince kabuklu yapısı, iç kalitesinin yüksekliği, alan özellikli oluşu ve Türkiye ortalamasının 1,5 katı verimi ile ( ağaç başına 50 kg, dekardan 500 kg ) önemli bir meyvemizdir.
 

Mucur Yeraltı Şehri

Mucur yeraltı şehri volkanik bir oluşum olan tüf kayalar oyularak yapılmıştır. Bazı kısımları 2-3 katlı olabilmektedir. Yeraltı şehrinde havalandırma; havalandırma bacaları ile sağlanmaktadır. Erken Hıristiyanlık Döneminde M.S. 4-5 yüzyıllarda yapıldığı tahmin edilen bu yerleşim yerleri savaş durumlarında sığınma amacıyla kullanılan yerlerdir. Geniş bir alanı kapsayan şehirleri galeri ve tünellerle birbirine bağlanmaktadır. Saldırı anında girişi engelleyen kapı taşları mevcuttur.

Yunus EMRE 

Yunus Emre, yüzyıllardan beri susmayan bir ses, gönüllere taht kurmuş bir sultan ve Allah’ın katında yüksek bir mana önderidir. Türk ve İslam ruhu ile en güzeli söyleyerek insanlığa yol göstermiştir. O, şiirlerinin güzelliği ve eşsizliği ile büyük Türk milletini gönül evinden vurmuş; onun tek vücut olmasında, en önemli yapı harçlarından birisi olmuştur. Onun büyüklüğü Anadolu’dan Azerbaycan’a, Tuna’dan Türkistan boylarına kadar  yayılmıştır.                                  
Bugün Anadolu’nun hemen her kent veya kasabasında, ıssız dağ başlarında, çoğunun adlarının dahi bilinmediği için “…. Dede” veya “…. Baba” diye adlandırılan, halkın hâlâ tazimle ziyaret ettiği nice kutlu sayılan mezarlar vardır. Bazen halkın, bu mezarların gerçek sahibini unutarak, sevdikleri  kimselere atfettikleri de görülmektedir.  Bu sevilen gönül sultanlarından biri de Yunus Emre’dir. Anadolu’nun on ayrı ilinde mezarı olduğunun ileri sürülmesi, Yunus Emre’nin Türkler tarafından ne kadar sevildiğinin ve benimsendiğinin bir göstergesidir.
Hayatı hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz Yunus Emre ve yaşadığı döneme ait en doğru bilgileri Hacıbektaş-ı Velî Velâyetnamesi ve Sivrihisarlı Baba Yusuf’un  Kitab-ı Mahbub-ı Mahbub adlı eserlerinden almaktayız.  Bu eserler incelendiği zaman, Yunus’un hayatında önemli yer tutan birçok  kişi ve yer adlarıyla karşılaşıyoruz. Bunlardan KırŞehri, Suluca Kara Höyük, Sarıköy, Sivrihisar, Sarıkaraman gibi yer adları dikkate alındığında bütün bunlarınKırşehir ile Aksaray illeri sınırları içinde yer alması; Kırşehir ili sınırları içindeki Ulupınar kasabasında yer alan mezarın Yunus Emre’ye ait olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Yunus’un nefis terbiyesi esnasında sık sık Hacı Bektaş-ı Velî, ile görüşmesi, TaptukEmre’den dersler alması, ünlü şairin bu coğrafyada  yaşadığını açık şekilde göstermektedir..
Hacı Bektaş Velâyetname’sinde adı sık sık geçen Sivrihisar yerleşim yeri, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesi değildir. ÇünküHacıBektaş-ı VelîVelâyetnamesi’’nde, İbn Bîbî’nin Selçukname’sinde, Sivrihisarlı Baba Yusuf’un halen Konya’da bulunan 401 sayfalık Kitab-ı Mahbub-i Mahbub adlı eserinde, Kerimüddin Mahmud’un Müsameret-ül Ahbar veMüsameret-ül Ahyar isimli eserlerinde sık sık geçen Sivrihisar Kalesi ve Sivrihisar köyü bilgisini Merhum Abdülbaki Gölpınarlı ve diğer bazı  yazarlar yeterince güvenli bularak, belki de hiç araştırma gereği duymadan, Yunus’un Eskişehir iline ait Sivrihisar ilçesinde yattığı hükmüne varmışlardır. Eskişehir Sarıköy’de yapılan bir tren yolu inşası sırasında bulunan  sahipsiz bir mezarın Yunus Emre’ye ait olduğunun iddia edilip bölgeye Yunus Emre adının verilmesi iyi niyetli bir açıkgözlülüktür. Oysa Yunus’un hayatında önemli bir yeri olan Ortaköy’deki Sivrihisar Hacıbektaş’a 75 km, Eskişehir Sarıköy’e  en az 400 km uzaklıkta yer almaktadır. Ulaşımın yaya yapıldığı o dönemin şartları düşünülürse Yunus Emre’nin hayatında önemli yeri olan Sivrihisar’ın, Ortaköy yakınlarında yer alan Sivrihisar Köyü, Sarıköy’ün ise  bugün Sarı Karaman  olarak bilinen yer olma ihtimali daha gerçekçidir. Ayrıca  Selçuklu sultanı II. Mesut’un geliri yüksek olan Kırşehir’in güneyindeki Sivrihisar köyünü annesine ikta olarak tahsis etmesi de o dönemde bölgenin önemine işaret etmektedir.
Yunus Emre’nin yaşadığı dönemde Orta Anadolu’da Kırşehir’de bulunduğu Orta Kızılırmak bölgesinde toplanan Türkmenler Hacıbektaş, Aşık Paşa, Ahi Evran-ı Veli, Taptuk Emre, Ahmed-i Gülşehr-i gibi önderlerin ışığında gelişmiş, Yunus Emre’de bu atmosferden nasibini almıştır.13 yy batı Anadolu’nun Bizans tekfurları ile Müslüman Türk akıncıları arasında sürekli el değiştiren bir yer olduğu düşünülürse Yunus Emre gibi fikir önderlerinin Kırşehir etrafında toplanması daha iyi anlaşılacaktır.
Yunus’u doğru anlamak Taptuk Emre’yi çok iyi tanımaktan geçer. Çünkü Yunus’un insan sevgisini aldığı pınar TaptukEmre’dir. Osmanlı ve Başbakanlık arşivleri incelendiği zaman Yunus’un hayatında önemli bir yer tutan Taptuk Emre’nin köyünün Kırşehir’in güneyinde Aksaray iline bağlı  Ortaköy ilçesi sınırları içinde yer alan Taptuk Köyü olduğu anlaşılmaktadır. Niğdeli Kadı Ahmet’in 1333 yılında tamamladığı “Al-Valad Al Şafıyk Val-Hafid Al Haliyk’’ isimli eseri incelendiği zaman da Taptuk Emre’nin bu coğrafyada yaşadığı kesin olarak anlaşılmaktadır. Ayrıca Hilmi Ziya Ülken’e göre de Taptuk Emre’nin Kırşehir medreselerinde eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Hacı Bektaş-ı Velî Velâyetnâmesi’ne göre Yunus’un hocası Taptuk Emre’ye ait olan mezar bugün Taptuk Köyü’nün camisi içerisinde yer almaktadır. Aşağıdaki haritadan da  anlaşılacağı gibi Kırşehir’in güneyindeki Sarıkaraman(Sarıköy) isimli yerleşim yerinin de Yunus’un hayatında ayrı bir yeri vardır.
Karaman’da bulunan mezarın ise Yunus Emre’ye ait olduğuna dair net bir bilgi yoktur. Karaman’da yatan kişinin 1512-1513 yılları arasında sağ olduğu anlaşılan Kirişçi Baba Tekkesi Şeyhi Karamanlı Katipzade Yunus Emre olduğu tahmin edilmektedir. Yunus Emre’nin yaşadığı dönemde Karaman isminin bir kent merkezi olmayıp, Konya, Aksaray ve Kırşehir topraklarını da içine alan geniş bir bölgenin  ortak ismi olduğu; bugünkü Karaman kentinin Cumhuriyete kadar  Ermenek diye anıldığı unutulmamalıdır.
Çiftçi Yunus yaşanan büyük bir kıtlık sırasında buğday almak için Sarıköy’den Hacı Bektaş’a gitmeye karar verir. Eli boş gitmemek için yolculuk esnasında  topladığı alıçları Hacı Bektaş’a sunması pir’in çok hoşuna gider:
– “Sorun kendisine himmet mi ister, yoksa buğday mı?”  der.Yunus :
-“ Ben himmeti ne yapayım. Çoluk çocuğum aç… Buğday isterim’’ der.
İsteği yerine getirilen Yunus  kendisine verilen buğday ile yola çıkar. Hamamın olduğu yere gelince hatasını anlayarak yarı yoldan geri dönen Yunus, Hacı  Bektaş’ın yanına varır:
–   Buğdayları alın bana himmet verin… der. Hacı Bektaş ise;
–  O geçti artık. Senin kilidini Taptuk Emre’ye verdik.
   Sen git nasibini oradan al!…  der.
Prof. İ. Hakkı BALTACIOĞLU’na göre bu  olay  Kırşehir topraklarında gerçekleşmiştir. Bugün bile Hacıbektaş ile Kırşehir arasındaki o hamamın kalıntıları halen varlığını devam ettirmektedir. Sarıköy ile Hacıbektaş(45 km) arasında yapılan bu yürüyüş bile Yunus’un Kırşehir’de olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Çünkü Eskişehir Sarıköy ile Hacıbektaş arası en az 400 km uzaklıktadır.
Dönemin büyüklerinden olan, Sivrihisarlı Baba Yusuf’un Kitab-ı Mahbub-ı Mahbub adlı eserinde Hacı Bayram-ı Veli, Yunus’un mezarının bu topraklarda olduğuna bakın nasıl  işaret etmektedir:
Azizlermiş hüsusa Yunus Emre,  
İdermiş Zühd-ü uzlet uyup emre,
Bu yerlerdedur bu zümrenin mezarı,
Müşerref eylemüşlerdir diyarı.
Kırşehirli Albay Refik SOYKUT tarafından Ziyaret Tepe’de bulunan Yunus Emre’ye ait mezardan alınan 12 adet kemik, 1982 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Kürsüsü tarafından bilimsel tekniklerle incelenmiş;  600 yıllık olan bu mezarın çok gezen yetişkin, 60-70 yaşlarında bir erkeğe ait olduğu raporlarla tespit edilmiştir. Kemiklerde bulunan karbon miktarının yeterli olmaması nedeniyle yaş tespitinin tam yapılamamış olması da mezarın çok eski olduğunun bir  göstergesidir.
Devlet Planlama Teşkilatı, 1983-1987 yılları arasında yaptığı çok yönlü çalışmalardan sonra bölgeyi, Yunus Emre Millî Parkı olarak ilan etmiştir. Ziyaret Tepe etrafında  her yıl binlerce ağaç dikimi yapılarak bölgenin güzelleştirilmesine çalışılmaktadır. Bugün bile bölgede çocuklara konan isimler arasında Yunus, Emre, Derviş, Eren,  isimlerinin çok yaygın olması ve yöredeki alıç ağaçlarının çokluğu  dikkat çekicidir.
Yukarıda saydığımız birçok neden göz önüne alındığı zaman ünlü Türk mutasavvıfı ve şairinin mezarının bu coğrafyada olması kesinlik kazanmaktadır.  Bu nedenle Kırşehir ilinin Ulupınar Kasabası ile Aksaray iline bağlı Sarıkaraman(Sarıköy) Kasabası arasında yer alan 1267 rakımlı  Ziyaret Tepe’de yatan ulu kişinin Yunus Emre olduğu kabul edilmiştir. Kırşehir ve Aksaray Valiliklerince Yunus Emre ile hocası Taptuk Emre için anıt mezarlar yaptırılmıştır. Her yıl  Kırşehir ve Aksaray valiliklerince Yunus Emre’yi  anmak üzere ortak törenler düzenlenmeye devam edilmektedir.

http://https://www.youtube.com/watch?v=Rv4zGYwkvHk

kaynak:kırşehir valiliği

 benzer yazılar

Bodrum Gezilecek Yerler  

Bodrum Gezilecek Yerler

Tüplü Dalış Nerelerde, Nasıl Yapılır?  Nasıl bir heyecandır?  

Tüplü Dalış Nerelerde, Nasıl Yapılır? Nasıl bir heyecandır?

Assos Antik Kent nerede, nasıl gidilir? ve tarihi…  

Assos Antik Kent nerede, nasıl gidilir? ve tarihi…